27
şubat
2013
Sabri Öğe
den değil, ülkemiz üzerinde oynanan oyunu
görmekten aciz sorumluların yüzünden ol-
duğunu bilmektedirler.
Denilebilir ki “Gençlerimizin hepsi öyle
değil ki… Ülkede binlerce dershane var,
hepsi de dolup dolup taşıyor”. Tamam işte!
Ben de onu söyleyecektim. Cinayetin bü-
yüğü esas orada işleniyor. Saman hararına
zorla samanın basıldığı gibi, kodlanmış bir
sürü safra zorla sokuşturula sokuşturula ço-
cuklarımızın beyinleri mekanikleştiriliyor,
yaratıcılık yetenekleri dumura uğratılıyor.
Amerikalı bir genç, üniversiteyi bitirdiği za-
man enerji dolu ve dipdiri ayaktadır. Bizim
çocuklarımız liseyi bitirdiklerinde yorgun ve
gözlüğünü çoktan takmış, üniversiteyi bitir-
diğinde ise beli bükülmüş, neredeyse emekli
olmuştur.
Bildim bileli, yani yarım yüzyıldır, bizim
Milli Eğitim Bakanlığımız reform yapar
durur. Fakat bir arpa boyu yol almamış-
tır. Bıraksalar koca koca reform tafralarını
da Allah rızası için küçük işleri halletseler,
mesela müfredatlardaki saçma sapan saf-
raları temizleseler, çok daha hayırlı bir iş
yapmış olurlar. Bizim, ortaokulda hidra-
nın, medüzün anatomisini ezberleyinceye
kadar canımız çıkmıştı. Nedir bu hidra ve
medüz, ne işe yararlar bilmeyiz. Denizde
yaşarlarmış. Bunun yüzünden sınıfta ka-
lanlar oldu. Sivrisineğin sindirim sistemini
ortaokulda, lisede niçin okuturlardı? Bunun
kime ne faydası vardı? Daha neler neler ki
saymakla bitmez. En çok da Fransızcadan
çektim. Tam altı sene Fransızca okuduktan
ve “başarıyla”, hem de askeri liseden mezun
olduktan sonra, bir gün Belçika’ya gittim de
bir bakkaldan alışveriş yapamadım, Fransız-
cam yetmedi.
Devlet okullarında en belalı dersler-
den birisi de yabancı dildir. Bugüne kadar
milyonlarca öğrenci bu dersleri okuyarak
mezun olmuştur. Kesinlikle eminim ki bu
milyonlarca öğrencinin içinde bir tane dahi
yabancı dil öğrenen olmamıştır. Hâlâ 90
yıldır bunda ısrar ediyorlar, çocuklarımızın
enerjisini boş yere tükettiriyorlar.Azıcık aklı
olan bir insan bunda ısrar eder mi? Bu re-
formcular ya adamakıllı zekâ fukarasıdırlar
ya da milletimize garazları vardır. Yabancı
dil elbette öğretilmelidir ama usulünce. Ba-
kın, 6 yılda Fransızcayı öğrenemedim ama
25
yaşımdan sonra 6 ayda Amerikan Kül-
tür Derneği’nde İngilizce öğrenip, TOEFL
sınavını kazanıp Amerika’da yüksek lisans
yaptım. İşte bu kadar!
Aslında bütün çağlarda bilim kazanmıştır
da içinde bulunduğumuz çağın bizatihi ken-
disi tamamen bilim çağıdır. Bilimin kaynağı
eğitimdir ve fakat kaliteli eğitimdir. Açtığı-
mız sözde Anadolu liseleri ve üniversitelerin
sayısı ile övünüp kendimizi kandırıyoruz.
Burada iki yönlü bir zarar söz konusudur.
Bunca kaynağı, diplomalı işe yaramaz in-
sanlar yetiştirmek için harcamaktayız.Ziraat
Fakültesinden ziraat mühendisi olarak, ha-
yır, ziraat “yüksek” mühendisi olarak mezun
olmuştum, şimdi emekliyim.Hayatımda hiç
traktör sürmedim, sürmesini de bilmem. Fa-
kat traktör römorkunun falanca noktasında-
ki burulma gerilimini hesaplamasını bilirim.
Ne işe yarıyorsa?! Aşı yapmasını 50 yaşım-
dan sonra köylülerden öğrendim.
Hep iç karartıcı şeyler söyledim. Mes-
lektaşlarımın affına sığınarak, neşeli(!) bir
hikâye ile bitirmek istiyorum. Merhum ka-
yınpederim anlatmıştı. Bir gün bahçesine
bir ziraat mühendisi götürmüş. Mühendis:
Amca! Sen bu elma ağacından on kilo bile
elma alamazsın.” Kayınpederim: “Mühen-
dis Bey! Değil on kilo, bir tane bile elma
alamam. Çünkü bu, armut ağacı!”
ASLINDA BÜTÜN ÇAĞLAR-
DA BİLİM KAZANMIŞTIR
DA İÇİNDE BULUNDU-
ĞUMUZ ÇAĞIN BİZATİ-
Hİ KENDİSİ TAMAMEN
BİLİM ÇAĞIDIR. BİLİMİN
KAYNAĞI EĞİTİMDİR VE
FAKAT KALİTELİ EĞİTİM-
DİR.
AÇTIĞIMIZ SÖZDE
ANADOLU LİSELERİ VE
ÜNİVERSİTELERİN SAYISI
İLE ÖVÜNÜP KENDİMİZİ
KANDIRIYORUZ. BURADA
İKİ YÖNLÜ BİR ZARAR SÖZ
KONUSUDUR.