26
şubat
2013
Toplum
haber
ajanda
>> Vakit, takriben saat 15:00 civarı. TV
muhabiri gençlerden birine mikrofon uza-
tıyor: “Buraya saat kaçta geldin?” Genç gu-
rurla cevap veriyor: “Saat 03:00’ten beri bu-
radayım.” Bir başkası daha da erken saatte
geldiğini haykırarak muhabire duyurmaya
çalışıyor. Kimisi okulunu, kimisi evini, işini
ihmal ederek onlarca kilometre uzaklardan
bir dolu meşakkatle gelmiş müşterek dava-
ları uğruna.Hiç tanışmasalar da birbirlerine
kenetlenmiş binlerce genç, aynı heyecanla
hançeresini yırtarcasına bağırıyor: “Snay-
der! Snayder! Cim bom cim bom! Snayder!”
Snayder ise bu yeni “tebaasına” mübarek
cemalini şöyle bir göstermeyi dahi esirgeyip
arka kapıdan sıvışıyor.Fakat gençlerin heye-
canı hâlâ zirvede: “Snayder! Snayder!..”
Atatürk Havalimanı bu olanları kanık-
samış, hiç yadırgamıyor. O, bunca zaman
daha başka neler gördü neler! Bir defasın-
da da Amerika’dan birisi gelmişti de bizim
medyanın gururlu ifadesiyle adam “krallar
gibi” karşılanmış, bir sürü genç kızımız bay-
gınlık geçirip yerlerde sürünmüştü. Adamın
özelliği “çok yakışıklı” olmasıymış. Vallahi,
-
gerçi ben adamı görünce anlamamıştım-
bu nasıl da bir yakışıklılıktı ya! Spiker Uğur
Dündar, haberi görüntü eşliğinde okuduk-
tan sonra, bayağı bir kahırlanarak “Bizim
gibi az gelişmiş ülkelerde işte böyle kral gibi
de karşılanır, en kral gibi de karşılanır!” diye
yeisli bir ifadede bulunmuştu.
Neredeyse hafta geçmiyor ki yabancı
yahut yerli, falanca şarkıcı, yok bilmem ne
hop hopçusu”, dünyaca ünlü falanca zırt-
pırt kralı vs. birtakım ne idüğü belirsiz aca-
yip kılıklı yılışık mahlûkların züppelikleriyle
coşup taşan, kendinden geçen binleri, on
binleri televizyonlardan izliyoruz. Bunlar
bizim çocuklarımız, yarınlarımız. Ülkemizi
bilimde, teknolojide, ekonomide “dünyanın
ilk on ülkesi içine” sokacağına inandığımız
evlatlarımız. Sosyologlarımızın, psikoloji
uzmanlarımızın bu yavrularımızın davra-
nışlarını, iç dünyalarını incelemek hiç akıl-
larına geliyor mu acaba? Normal mi bütün
bunlar? Devletimizin bir “Gençlik Bakanlı-
ğı” var. Peki, onların iştigal sahasına giriyor
mu bu çocuklar?
Evet, bizim evlatlarımız sorunludurlar, il-
giye muhtaçtırlar. Onları yönlendiren birin-
ci öğe, heyecanla yoğrulmuş “enerji”leridir.
Bu enerji bir şekilde boşaltılmak zorunda-
dır. Şayet bir barajın potansiyeli gibi, bilinçli
bir şekilde kontrollü olarak kanalize edilebi-
lirse, barajın elektriği gibi ülkeyi aydınlatır.
Kendi haline bırakılırsa da iş artık tesadüf-
lere ve şansa kalmıştır. Bir diğer etkin unsur,
kendisini yalnız ve güvensiz hisseden gencin
mensubiyet arayışı”dır. Ve nihayet, insanın
yaratılışından gelen “tapınma ihtiyacı”dır.
Tapınmaya layık gerçek ilahı bulamamış,
muhakeme ve tefekkür yeteneğine henüz
sahip olamamış olan bu genç insanlar, içgü-
düsel yahut çevresel bir sürüklenişle kendi
tanrı”larını bir şarkıcının, bir siyasi liderin
yahut işte böyle bir futbolcunun şahsında
A
TATÜRK
havalimanı’nda tamamen gençler-
den müteşekkil, muazzam, coşkun bir kalaba-
lık var. Enerji yüklü gençler yerlerinde dura-
mıyorlar, kaynaşıyorlar, zaman zaman slogan
atıyorlar.
yaratarak, kalplerinin boşluğunu dolduru-
yorlar, doldurduklarını sanıyorlar. Onun
uğruna uykularını, istikballerini, rızıklarını
feda ederek koşuyor ve coşkuyla tapınıyor-
lar: “Snayder! Snayder!..”
Seksen öncesinde gençler, doğru veya
yanlış bir fikir ve ülkenin iyiliğine olduğuna
inandıkları bir davanın arkasından koşu-
yorlar, enerjilerini okumaya ve düşünmeye
hasrediyorlardı. Her şeyi çok iyi bilen(!)
darbeci paşalarımız dediler ki “Bu gençlerin
fikir sahibi olması, düşünmesi çok fena bir
şeydir. Kavgaya, anarşiye,memleketi perişan
etmelerine sebep oluyor. Bunlar fikri mikri
bıraksınlar ‘lay lay lomcu olsunlar, memle-
ket huzur bulsun”, öyle oldu. Barlar, kafeler
gençlerle dolup taşıyor, evlatlarımızın bir
bölümü de oralarda sürtüp duruyor. Önce-
ki bir yazımda ilimden, bilimden bihaber
bu paşalar için “çavuş kafalılar” ifadesini
kullanmıştım. Bunun üzerine birçok çavuş-
tan sitem aldım. Hakikaten azim bir hata
yapmışım. Başta Yahya Çavuş olmak üze-
re, İbraam (İbrahim) Çavuşlar’ın, Mehmet
Çavuşlar’ın ruhlarından ve oğlum Mustafa
Çavuş dâhil, hayattaki tüm çavuşlarımızdan
özür dilerim. Bütün bu çavuşlarımız, 80
öncesindeki acı olayların sebebinin fikir-
GENÇLERİMİZVE
TANRILARI”