24
şubat
2013
lıklarından, siyasi tercihlerinden ve yaşam
tarzlarından ötürü hor görülen insanların
önemli bir kısmının bu günkü halleri, daha
dün gördükleri bu zulmü bu gün aynıyla
tekrar etmekten ibaret ne yazık ki. Halbu-
ki, İslam inancına sahip bir insanın böyle
davranmasının önündeki en büyük engel,
bizzat inandığı dinin kitabı olan Kur’an-ı
Kerim’deki açık emirlerdir. Kur’an-ı Kerim
bizlere her zaman adaletli olmayı, işi ehline
vermeyi ve diğer insanlara “örnek” olmayı
öğütler; hatta doğrudan emreder. Eğer bir
Müslüman, bu emirlere aykırı hareket et-
tiği halde, bunu “inandığı dini korumak
adına” yaptığını düşünüyorsa, burada cid-
di bir kendini kandırma oyunu olduğu ga-
yet açıktır.
Bizden olanı tercih etme
nedenlerimiz
Uzun zamandır etrafımdaki insanlarla bu
konu etrafında hararetli tartışmalar yapıyo-
ruz.İsim vermeden bir kaç örnek üzerinden,
sizlere benim karşılaştığım “maneviyatçı
kadrolaşma” refleksinin mantık hataların-
dan bir kaç tanesini özetlemeye çalışayım...
Yakın bir zamanda, büyük üniversitele-
rimizden birisine başvuran akademisyen
adaylarından bazıları, göründüğü kadarıy-
la sadece dünya görüşleri yüzünden, sudan
sebeplerle eleniyorlar ve normalde atanabi-
lecekleri kadrolara atanmaları kanuni ama
haksız yöntemlerle engelleniyor. Bu kısım,
zaten yıllardır bildiğimiz hikaye, yeni bir şey
değil.Neredeyse “Akademi böyle işler!”diye-
bileceğimiz kadar sıradanlaşmış bir müpte-
zellik... Buna mukabil, inançlı insanların da
aynı şeyi yapması gerektiğini; zira eğer on-
lar tam adaletli davranırsa, her yeri “bunla-
rın” kaplayacağını savunan refleksif bir dav-
ranış biçimi oldukça yaygın. Elbette; fazlaca
düşünmezseniz, birileri bir yerlerde kadro-
laşırken, siz kadrolaşmazsanız aptallık eder-
siniz, değil mi? İşte böyle durumlarda, cen-
netmekan Bilge Kral Aliya İzzetbegoviç’in
çağlarca vicdanlarda yankılanacak o muhte-
şem dersini bir kez daha hatırlar ve hatırlat-
maya çalışırım: Balkanlardaki vahşi kıyımın
ardından ateşkes ilan edildikten sonra, Bos-
na meclisinde Sırp ve Hırvatlara karşı neler
yapılacağı tartışılırken, “Onların bize yaptı-
ğını misliyle onlara ödetelim” görüşü orta-
ya atılıyor. Aliya ise, bir Müslümanın vakarı
ve kendine güveni ile şu tarihi cümleyi söy-
lüyor:
Yeryüzünü öğretmeni olmak istiyorsanız,
göklerin öğrencisi olacaksınız, Sırpların değil!”
Bu muhteşem ders, şartlar ne olursa ol-
sun, ötelere iman etmiş insanların temel
inanç ve ilkelerinden taviz vermemesi ge-
rektiğini bize bir kez daha hatırlatıyor.
Ben bu anekdotu ne zaman hatırlatsam,
iyi niyetinden hiç şüphe duymadığım bazı
arkadaşlarım bana “ama”larla başlayan yeni
cümleler kurarak, kendi ait oldukları grup-
lara mensup insanlara haksız avantajlar
sağlama refleksini haklı çıkaracak nice ba-
haneler sıralıyorlar. Ben bu itirazların hep-
sine Kur’an’ın temel emirlerinden yola çı-
karak, her zaman, savaşta bile, adaletle
hükmetmenin İslam’ın temel taşlarından
birisi olduğunu bıkmadan, usanmadan ha-
tırlatmaya çalışıyorum. Kısa bir süre son-
ra hepimiz sessizce şunu fark ediyoruz ki,
Aliya’nın dile getirdiği bu basit prensibe
Kapak
haber
ajanda
Dün yaşanan zulümlerin tekerrürü endişesi ile sergilenecek paranoyak davranışlar, yeni zulümlerin kapısını da aralayacak-
tır. Eğer, gerçek şartları göz önüne almayı ve afaki konular yerine şu anda, şu durumda yapmamız gerekenin farkındalığına
odaklanırsak, birçok sorunu çok daha adil ve faydalı bir şekilde çözeceğimize inanıyorum.
Unutmayalım ki, insanları kazanmadan
muzaffer olmak mümkün değildir...