23
şubat
2013
Doç. Dr. Sinan Canan
cihlerindenveyaşamtarzla-
rındanötürühor görülen in-
sanlarınönemli bir kısmının
bugünkühalleri, dahadün
gördükleri buzulmübugün
aynıyla tekrar etmekten iba-
retneyazıkki. Halbuki, İslam
inancınasahipbir insanın
böyledavranmasınınönün-
deki enbüyükengel, biz-
zat inandığı dininkitabı olan
Kur’an-ı Kerim’deki açıkemir-
lerdir. Kur’an-ı Kerimbizle-
reher zamanadaletli olmayı,
işi ehlinevermeyi vediğer in-
sanlara “örnek” olmayı öğüt-
ler; hattadoğrudanemre-
der. Eğer birMüslüman, bu
emirlereaykırı hareket etti-
ği halde, bunu “inandığı dini
korumakadına” yaptığını dü-
şünüyorsa, buradaciddi bir
kendini kandırmaoyunuol-
duğugayet açıktır.
***
Bugün,
etrafınızdagördü-
ğünüz “sizingibi olmayan”
insanlarlaaranızdaaslında
zannettiğinizdençokdaha
küçük farklar var. Buülkede
İslami hayat tarzınamesa-
feli duran” insanlarınönem-
li bir kısmı, İslam’dandeğil,
Müslüman’dançekinir.Müs-
lüman, “göklerinöğrencisi”
olmaktannekadar uzakla-
şırsa, diğer insanların İslam
ileolanmesafelerindendeo
kadar sorumluolacaktır. İn-
tikamvemisliylemuame-
lehisleri bir insandagale-
beçalmayabaşladığında, bir
yol durup, kalpteki imanı ve
inancıntemelleri ileolan ra-
bıtaları gözdengeçirmevakti
gelmişdemektir.
ENCİSİ OLMAK
>> Maalesef, kendisi gibi
olmayanı beğenmeyen, hat-
ta yok sayan insan tipi, biz-
de hiç de azımsanacak bir
orana sahip değil. Birçoğu-
muz, sınırlarının esnekli-
ği farklı da olsa, belli bir çiz-
ginin ötesinde gördüğümüz
insanlara karşı otomatik bir
ötekileştirme ve “dehuma-
nizasyon” refleksine sahibiz,
maalesef. Diğer insanlara
karşı bu tip paket program-
larla hareket eden kişiler,
özellikle ellerine diğer in-
sanların hayatlarına dair ta-
sarrufta bulunma yetkisi
geçtiği zaman, tüm insan-
lık için ciddi tehlikeler or-
taya koyabilecek potansiye-
li de bünyelerinde taşıyorlar.
Yıllar boyu üniversitelerde,
kamu kuruluşlarında, özel
şirketlerde, ila ahir, sadece
kendisi gibi düşünen ve sa-
dece kendi yaşamsal değer-
lerine iman etmiş görünen
insanları bir araya toplayan;
bu reflekslerle kadrolaşma
yoluna giden kafa yapısının
bize neler çektirdiğini bolca
müşahede etme imkanımız
oldu. Oldu ama, bu garip-
likten ders çıkarabildiğimizi
söylemek pek de doğru ol-
masa gerek...
Bir zamanlar bir adalet
bakanı, adli görevlere atadı-
ğı insanların tümünün bel-
li bir ideolojik çizgiye ait ol-
masını açıkça savunabilmiş,
sağcı” olarak betimlediği in-
sanlara görev vermemesinin
gayet “doğal” olduğunu söy-
leyebilmişti. Özellikle devlet
kurumlarında “rejimi koru-
mak ve kollamak” gibi saç-
ma sapan ve gayet müphem
bir takım endişelerle, liyaka-
te bakılmaksızın amansız-
ca sürdürülen kadrolaşma-
ların nasıl bir aptallaşmaya,
nasıl bir iç körlüğe neden ol-
duğunu sürekli izledik ve iz-
lemeye devam ediyoruz. Bu
ülkenin başına darbeleri, ve-
sayeti, adam kayırmayı, hak-
sızlığı ve bilumum belayı
saran hastalıkların en büyü-
ğü, bu adam seçme refleks-
leriydi.
Her dönemin kendine has
bir rengi ve eğilimleri var.
Değişmeyen az sayıda şey-
den birisi ise, yine maalesef,
diğer insanlara, yahut tabir-i
diğer ile “öbür kamptakilere”
bakış açımız... Bu gün ikti-
dar, sermaye ve medya gücü-
nün el değiştirdiği, güç den-
gelerinin kaydığı ve farklı bir
bakış açısının uzun yıllardır
ilk defa bu ülkede “gücü” ele
geçirmeye başladığını görü-
yoruz. Ama ne yazık ki, yu-
karıda hatırlatmaya gayret
ettiğim hastalıklarımızdan
kurtulmaya başladığımı-
za dair emareler görmekten
henüz çok uzağız gibi geli-
yor bana...
Müslümanın “diğer
insanlara” karşı tavrı
Beni şahsen en çok hayre-
te düşüren konuların başın-
da, yıllardır bu ülkede (ay-
nen diğer birçok kesim gibi)
ezildiğinden, hakkının yen-
diğinden, önünün kesildi-
ğinden ve her türlü kamu
imkanından mahrum edil-
diğinden haklı olarak şikayet
eden inançlı insanların bir
bölümünün, bu günkü dav-
ranış biçimleri geliyor. Ezi-
len bir kesimin her zaman
yaşadıklarından ders çıkar-
tarak âlî davranışlar geliştir-
mesi beklenmez elbette. Fa-
kat bir insan, inancından
dolayı aşağılandığı ve en-
gellendiği kanısına sahip-
se, üzerindeki bu baskı orta-
dan kalkıp da inancını daha
özgürce yaşamaya başladı-
ğında, inancının gereklerini
daha rahat bir şekilde yerine
getirmeye başlaması da do-
ğal olarak o kişiden beklenir.
Yıllar boyunca kılık-kı-
yafetinden, ibadet alışkan-
U
ZUN
yıllardır her birimiz, adını bile
doğrudürüst koyamadığımızbir ta-
kımideolojikve fikri ayrılıklar doğrul-
tusunda irili ufaklı birçokparçalaraay-
rılmaktahiçbir sıkıntı çekmeyenbir
topluluğunüyeleriyiz. Enufakdüşün-
ceayrılıklarını, yaşamtarzı farklılıklarını bilegaflet, da-
lalet, hainlik, küfür veya serserilikolarak sınıflandırma
konusunda sonderecegelişmiş reflekslerimizvar. Bize
öğretildiği şekildedüşünmeyi yahut yaşamayı seçme-
miş bir insanakarşı sergileyebileceğimizbasit davranış
kalıpları, hazır paketler halindeuzunsüreöncedenbiz-
lere sunulmuşdurumdaolduğundan, birçoğumuzkar-
şısındaki “farklı” insanlarınnedenbuşekildeoldukları
konusundakafayorma ihtiyacı bilehissetmiyoruz. On-
ları basitçedışlayıvererek, rahatçayaşamlarımızade-
vamediyoruz, veyaöyleyapabileceğimizi sanıyoruz...