19
şubat
2013
buluşurlar. Hepsimilliyetçi, dindar, muhafazakâr
ve sistemdüşmanıdır. Oysa onlarca ayrı isimle
kendilerini adlandırır, ideolojileri başkadır.
***
Buülkede
-
dünyadaki sol düşünceye benze-
meyen bir şekilde- toplumdan kopuk olarak sol-
culuk yapan bir sol anlayış varsa, bir siyasi parti
her geçen gün desteğini arttırarak iktidarda ol-
masının on birinci yılını yaşıyor ama kendinden
olmayanı yok sayıyorsa; bu ülkede iktidara yakın
olanlarınmutlu, olmayanlarınmutsuz olduğu
ve bu kuralın geçmişten bu yana gelen bir özellik
olarak “isimler değişse de rollerin aynı biçimde
oynandığı” bir “körebe” anlayışı hâkimse, bu ülke
Türkiye’dir. Her ne kadar Suat Kılıç “Bu ülke, artık
Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkesidir” dese de, her
ne kadar Süleyman Soylu “Ebedi devlet başkanı
Recep Tayyip Erdoğan’dır” dese de, her ne kadar
CHP’liler “Atatürk’ün askerleriyiz” dese de burası,
yaşayanların en az yarısınınmutsuz olduğu bir
ülkedir ve adı Türkiye’dir. “Minareyi çalan kılıfını
uydurur”… Ne diyelim?!
kavgasıdır canım” deyip geçiştirilir. Karşıt
görüş tanımında her şey “görüş” kısmında
gizlidir.Yani siyasi düşünceyi çağrıştırır.Oysa
Ankara’da hırsızlık için plan yapan biriyle bu
planın farkında olup onu durdurmaya çalı-
şan kişinin kavgası da karşıt görüş kavgasıdır
ama bir taraf insanca olan, ahlak, erdem gibi
bir ulvi görüşle, diğeri zarar verici bir görüşle
kavga etmişlerdir. Haberde ikisi eşitlenmiştir
ve karşıt görüş içine girmiştir. Diğer “karşıt
görüş” kavgasında da aynı yargı gizlice zihin-
lere işlenir.Her iki taraf eşitlenir.
Üniversitelerde de karşıt olanların savun-
dukları nedir, neden kavga noktasına gelindi,
kavgadaki amaçları nelerdir?” diye soran, sor-
gulayan yok! Demokrasi ve insan haklarının
ellerinden alındığını söyledin mi, hemen kar-
şısındaki görüş mensupları faşistlerdir. Haber
altındaki fotoğraflarda bozkurt işareti yapan
biri ve boynuna doladığı poşulu biri görün-
düyse, konu ancak dikkatli bir göz tarafından
anlaşılır. Yine mesaj gizlenmiştir ve sanki
Kürt haklarını savunanlarla ülkücüler kavga
etmiştir gibi gösterilir.Ama çoğunlukla da bu
anlaşılmaz ve karşıt görüş diye zihinlerinde
canlanan sağ-sol kavgası kalıbıyla algılanır.
TV haber merkezlerindeki eski-yeni sol-
cular, gazetelerdeki köşe bekçileri de hemen
solun zaferini ilan etmenin derdine düşerler.
1980
öncesi yapılan eylemleri birer kahra-
manlık destanı gibi, süslü, duygulu cümlelerle
hatırlatır, Che’ye ve Deniz Gezmiş’e atıfta
bulunarak taraflarını belli ederler, propa-
gandanın etkisiyle kitleleri etki altına alırlar.
Bunları okuyan ve dinleyen genç, kendini
arşivden fırlamış bir kahraman olarak görür,
bir gün kendisinin de böyle anılacağını varsa-
yarak ve halkının kurtuluşu için kendini feda
edecek bir ruh haliyle önündeki engel olarak
gördüğü her şeyi yok etmenin gerektiğini dü-
şünür. Son Amerika Büyükelçiliği’ne yapılan
saldırı sonrası Can Dündar, Milliyet gazete-
sindeki “Orası Deniz Gezmiş’in kurşunladığı
Polis Kulübesi” başlıklı yazısı “Elçiliğin polis
kulübesi, bundan 43 sene evvel de silahlı saldı-
rıya hedef olmuştu.
29
Aralık 1970 Salı gecesi, bir araba içinde
Kennedy Caddesi tarafından gelen 5 kişi, elçi-
liğin önünde nöbet tutan iki toplum polisine 50
metreden ateş açmıştı. Ateş edenler Deniz Gez-
miş ve arkadaşlarıydı. Öldürülen 2 devrimcinin
hesabını ABD’den sormaya karar vermişlerdi.
Deniz, savunmasında eylemin gerekçesini şöy-
le açıklamıştı: ‘1920’lerde, İstanbul’da Karakol
Teşkilatı hangi amaçla İngilizlere ve Osmanlı
polisine kurşun sıktıysa, biz de o amaçla sıktık.’
ABD, bölgede ve Türkiye’de olup bitenlerin baş
sorumlusu olarak görülüyordu. Kürecik’teki aske-
ri üs hedef alınıyordu. İşbirlikçiler de cezalandı-
rılıyordu. Ancak ‘ceza’ için polislerin sadece ayak-
lara ateş açılmıştı” şeklinde sürüyor.
Can Dündar, son cümlesiyle Deniz
Gezmiş’i masumlaştırıyor ve “sadece ayaklara
ateş açılmıştı” diyerek masum bir protestocu
kimliğine sokuyor; “İşbirlikçiler cezalandırılı-
yordu” diyerek de polisi, yani devleti işbirlikçi
ilan ediyor romantik bir dille.
Solcuların ve ideolojik olarak konuya yak-
laşanların düştüğü en temel konu; halk de-
dikleri, sadece kendileri gibi düşünenlerdir.
Kendileri gibi düşünmeyenlerin bırakın halk
olarak görülmemesini, yaşamaya bile hakları
olamaz ve yok edilmeleri gerekir. Kendilerine
alan açmak için ise, karşılarında gördükleri
bütün düşünceleri sistemin, devletin, hükü-
metin yandaşı olarak lanse ederler ve hükü-
metin bir konudaki yanlışlığını getirip başka
bir konuya monte ederler. Bu yapılanların
adına da “demokratik düşünce” koymayı ih-
mal etmezler. Kendileri demokrat düşünen,
vatana ve halka kendini feda eden, kahraman
ve halktırlar. Kendilerinden olmayanlar ise
faşist, vatanı satan hain, demokrat olmayan
ve halk sayılmayanlardır. Yani solcu halk de-
diğinde aklına milli, muhafazakâr, İslami, ül-
kücü veya sağcılar asla gelmez.
Sol düşüncede bitip tükenmeyen bir sistem
kavgası vardır.Hemde sistemden aşırı derece-
de beslenenler bu kavgayı körükler.Ne ekono-
mik, ne erk, ne yaşam seviyesi, ne de keyifleri
sistemden etkilenmez ama sistem kavgası da
dillerden düşmez. Sistem nedense hep bu sol-
cuları ezmiştir, onlara yaşama hakkı tanıma-
mıştır. Oysa bu ülkede iktidarda kim olursa
olsun, sol düşünce hâkim olmuştur. Söylem-
leri arasında “Ülkeyi altmış yıldır sağ iktidarlar
yönetiyor” vardır. Oysa dönemsel olarak, ikti-
dar olan sol partiler olmuştur ama buna de-
ğinilmez. Şimdi de sanki AK Parti yüz yıldır
iktidarmış gibi, topyekûn bu iktidarın karşı-
sında cephe açmışlar.Onlar için iktidar asla iyi
bir şey yapamaz ve yapmamıştır. Solcu olma-
yanlar da bu sistemin uşaklarıdır. Kendilerini
çeşitli şekillerde sunarlar ama bir noktada bu-
luşurlar.Hepsi milliyetçi, dindar,muhafazakâr
ve sistem düşmanıdır.Oysa onlarca ayrı isimle
kendilerini adlandırır, ideolojileri başkadır.
Düşmanları belli olunca “Düşmanımın
düşmanı, dostumdur”mantığıyla “bölücü, te-
rörist, dışarıdan güdümlü örgütler” demeden,
hepsine sempati duyarlar ve onları savunur-
lar. Propaganda tarafları çok güçlü olan bu
sol gruplar, kendilerini ifade edebilecekleri
her türlü zemin ve ortamı ajite edecek şe-
kilde kullanmayı da bilirler. Sesleri çok çıkar,
mazlumdurlar, zavallıdırlar ve sistem bunları
ezmektedir. Bu söylemi öyle güzel süsleyerek
anlatırlar ki tarihi,geçmişi,sosyolojiyi ve bunu
söyleyenleri tanımayanlar hemen inanırlar.
Kendilerini haktan,hukuktan,özgürlükten,
barıştan,demokrasiden,halktan,yurtseverlik-
ten ve sevgiden yana gören ve de bunun pro-
pagandasını yapanlar, kendilerinden olmayan
her türlü insanı değersiz kılıp yazarmış, şair-
miş, sanatçıymış, bilim adamıymış, entelek-
tüelmiş, iş adamıymış demeden yok sayarlar.