17
şubat
2013
arada barış içerisinde yaşamasına imkan
sağlayan Medine anlaşması; İspanya’dan
kovulan Yahudilere kucak açan Osmanlı
uygulaması; İstanbul ve Mardin gibi birçok
şehirde aynı mahallede Müslümanların, Ya-
hudilerin,Hıristiyanların, Süryanilerin barış
içerisinde ve kardeşçe yaşadıkları ve yaşa-
makta oldukları gerçeğidir.
Cumhuriyet döneminde erozyona uğrasa
da bu çoğulcu anlayış Türkiye’de güç ka-
zanmakta ve aslında Türkiye’yi de güçlen-
dirmektedir. Böylece Türkiye hem bölgeler
ve coğrafyalar arası bir bağlantı noktası
iken, aynı zamanda kültürler, medeniyetler,
halklar arasında bir bağlantı noktası hali-
ne de gelmektedir. İkincisi, -bazı sorunları
hâlâ olmakla beraber- demokrasisi, halkı ile
kucaklaşan yönetim anlayışı, çok partili sis-
temi Türkiye’nin -başta Ortadoğu’da olmak
üzere- dünyadaki tüm dikkatleri üzerine
çekmektedir.
Üçüncüsü, Türkiye’nin büyük ölçüde
merkezden kontrol edilen ekonomisini,
özellikle Özal dönemindeki gerçekleştirilen
reformlarla pazar ekonomisi haline getire-
bilmesi, 2002 sonrası ise daha fazla dünyaya
açılması, ekonomik olarak da Türkiye’yi öne
çıkartmaktadır.
Dördüncü olarak, olayların arkasından
değil de önünden giden, kendi doğruları
ve senaryoları ile hareket etmeye çalışan
etkin bir dış politika takip etmeye başla-
mıştır. Başka ülkeler Afrika’daki elçiliklerini
kapatırken, Türkiye üst üste yeni elçilikler
açmaktadır. Türkiye’nin uluslararası are-
nadaki bu etkinliği ise Filistin, Suriye, Irak
gibi bölgesel sorunlarda, hatta bazı küresel
sorunlarda Türkiye’yi dikkate alınması, he-
saba katılması zorunlu olan etkin bir aktör
haline getirmiştir.
Beşinci olarak Türkiye’nin tarihsel biri-
kimi, dahil olduğu kültür havuzu ve mede-
niyet, bazı sorunlarla beraber daha büyük
fırsatlar ve işbirliği imkanları sunmaktadır.
Bu sayede özellikle eski Osmanlı coğrafya-
sında bulunan halklar Türkiye’yi ayrıcalıklı
bir konuma koymakta, sorunların çözümü
bağlamında yol gösterici olarak görmekte,
kısacası Türkiye’ye büyük psikolojik kredi-
ler açmakta ve Türkiye’nin manevra alanını
genişletmektedirler. Son yıllarda açılan bu
psikolojik krediyiTürkiye kullanmaya başla-
mıştır ve bu ölçüde de etkinliği artmaktadır.
Altıncısı, dünyadaki en stratejik kaynak
petrol ve doğalgaz yatakları değil; iyi eğitim-
li, çoğulcu ve çevresi ile barışık, demokrat,
korkak ve de zorba olmayan, vizyon sahibi
medeni insandır. Türkiye ise -özellikle böl-
gesel standartlara bakıldığında- iyi eğitimli
ve genç, internet ve cep telefonu kullanımı
gibi yeniliklere açık bir nüfusa sahiptir.Buna
paralel olarak Türkiye’nin üniversiteleri atı-
lım yapmakta, yeni yeni düşünce kuruluşları
kurulmakta, Türk insanı sporda ve sanatta
Türkiye’nin sesini duyurmaktadır.
Yedinci olarak küreselleşen, iletişim ve
ulaşımda radikal gelişmelerin olduğu, dün-
yanın küresel bir köy haline geldiği, internet
teknolojisinin yaygınlaştığı bir ortamda tu-
rizm, sadece seyahatin ve hoşça vakit geçir-
menin ötesinde karşılıklı etkileşimi ve bir-
çok yan etkileri beraberinde getirmektedir.
Turizm açısından Türkiye, dünyada marka
haline gelmiştir. Yurt dışında karşılaştığınız
insanlar genelde ya Türkiye’ye, Antalya’ya
gelmiş ya da gelmeyi planlamaktadırlar.
Yurt dışında Blue Mosque olarak bilinen
Sultan Ahmet Camii’ni bilmeyen, duyma-
yan az insan vardır.
Sekizincisi, Türk medyası ve sineması ka-
buğunu kırmış, özgüven kazanmış, sadece
Türkiye’de değil, başta Ortadoğu olmak üze-
re, dünyada sesini duyurmaya başlamıştır. Bir
taraftan çoğulcu ve çok sesli hale gelen Türk
medyası, içeride ülkenin demokratikleşmesi,
tek parti ve darbeci zihniyetle hesaplaşması
bağlamında önemli rol oynarken, Türk dizi-
leri de -başta Ortadoğu olmak üzere- dünya-
da yer edinmeye, etkin olmaya başlamıştır.
Dokuzuncusu da küresel sermaye; ulusla-
rarası yatırımlar, sivil toplum örgütleri, gö-
nüllü kuruluşlar içinde yaşadığımız dünyada
büyük önem arz etmektedir. Sabancı Hol-
ding, Doğuş Grubu, Enka İnşaat, Turkcell,
Çalık Holding, TPAO, Koç Holding gibi
Türk şirketleri kabuğunu kırmış, Rusya’dan
Çin’e ve Afrika’ya kadar dünyanın farklı yer-
lerinde -başta müteahitlik alanında olmak
üzere- yatırımlar yapmış ve yapmaktadırlar.
Yurt dışındaki varlıkları 30 milyar doların
üstündedir. Diğer taraftan Kimse Yok Mu,
Deniz Feneri, İHH, Cansuyu gibi insani
yardım kuruluşları olmak üzere, Türk sivil
toplum örgütleri de dünyanın birçok yerin-
de etkin bir şekilde faaliyet göstermekte ve
Türkiye’nin sesini duyurmakta,Türk kolejleri
de farklı dinler, ırklar arasında dünya barışı
için yeni dostluk köprüleri kurmaktadırlar.
Temelde çerçevesi çizilen bu faktörler,
Türkiye’yi yumuşak gücün de ötesinde,
bölgede ve dünyada denge unsuru bir güç
olarak gün geçtikçe daha belirgin hale ge-
tirmektedir. Türkiye’yi temsil eden insan-
lara, Türk liderlerine dünyadan ve özellikle
parçası olduğumuz Ortadoğu, Balkanlar,
Kafkaslar ve Orta Asya bölgelerinden
ilgi ve sempati gün geçtikçe artmaktadır.
Ortadoğu’da Arap Baharı ayaklanmaların-
da Türk bayrağı ile gösteriler yapılması da
önemli bir göstergedir.
Yumuşak güç olarakTürkiye’nin altı çizil-
se de aslında devletler ne sadece sert güç, ne
de sadece yumuşak güç kullanırlar. Olaya,
duruma, konjonktüre göre ikisini de uygun
dozda kullanmaya çalışırlar. Bunu başarabi-
lirlerse, bu akıllı güç olur. Örneğin Türkiye,
Suriye politikasında zannedildiği gibi sade-
ce zorlayıcı sert güç kullanmamış, dokuz ay
diplomasiye öncelik verilmiş, Esat rejimi ile
onlarca görüşme yapılmış ve ihtiyaca binaen
daha sonra sert güce öncelik verilmeye baş-
lanmıştır.
Yumuşak, sert ve akıllı güç olmanın da
ötesinde, ülkeler güç kullanırken, politika
üretirken hak, adalet, kardeşlik gibi esasları
temel alırlarsa bu güçler, Sayın Cumhur-
başkanımız Abdullah Gül’ün sözünü ettiği
erdemli, ahlaklı güç haline gelirler. Türkiye
erdemli ve ahlaklı güç olmalıdır. Zaten ma-
rifet ne sert güç olmaktır, ne de yumuşak
güç. Marifet, milletler arası barışa, diyaloğa,
kardeşliğe hizmet eden ve doğanın,çevrenin
korunmasına katkıda bulunan ve de açlığın,
terörün, kitle imha silahlarının ortadan kal-
dırılmasına hizmet edecek erdemli ve ah-
laklı güç olmaktır. Küresel sorunlar ancak
küresel ahlak ve sorumluluğa sahip insanlar,
ülkeler ve güçler tarafından çözülebilir.
Unutulmamalıdır ki yumuşak,sert ve akıl-
lı güç tartışmalarının ötesinde, Türkiye’nin
geleceği açısından “devam ettirilebilir güç”
büyük önem arz etmektedir. Yani eğer Tür-
kiye istikrar içerisinde, ekonomisi kalkın-
mış, dünya barışına katkıda bulunabilen bir
ülke olmaya devam etmek istiyorsa, devlet
ile halk barışıklığını güçlendirmeli, dar-
belerin izlerini tamamen silmeli, demok-
rasinin çıtasını ideal seviyeye yükseltmeli,
Alevi-Sünni kardeşliğini sağlamalı, haklı
talepleri karşılamalı, terör ve Kürt sorununu
çözmeli, dinsel, mezhepsel ve etnik ayırım
gözetmeksizin vatandaşlarını toplumla ve
devletle entegre edebilmeli, kısacası evren-
sel değerler temelinde kendi özü ve kültürü
ile tamamen barışmalı, normalleşmelidir.
Aksi takdirde başarılar geçici olur. Marifet;
devam ettirilebilir, uzun soluklu, istikrarlı,
ahlaklı ve erdemli güç olmaktır.
AK Parti Kütahya Milletvekili