107
şubat
2013
Kerime Yıldız
A
YRI
Düşmüş Zaman-
lar”,YıldırımTürk’ünilk
hikaye kitabı. Kendisini
Kuşluk’ta, Yazarlar’da
misafir edeceğimizi öğ-
renince kitabı okumaya başladım. Daha ilk
hikayede gözyaşlarıma engel olamadım. Adı
Göçüyoruz”. Bizim elleri, bizim köylüleri
anlatıyordu. Yazarın özgeçmişine bakınca
Suşehrili olduğunu farkettim. Hikaye büyük
şehre göçü, sıkıntıları, köy ile şehir arasında
kalmışlığı çok iyi ifade ediyordu. Nerelere
gittim, nerelere?!..
Göçten dolayı arada kalmışlık, çok zor
bir şey. Köylü dışlar, şehirli dışlar... Çocuk-
luğumda okullar kapanır kapanmaz köye gi-
derdik. Annem baharda bir kez gidip gelmiş
olurdu. Dikmelere (söğüt veya kavak fidanı)
su bağlar, bostanı ekerdi. Eğer gidemezse,
Allah rızası için bile kimse o suyu bağlamaz.
Kurur gider fidanlar. Yazın gittiğimizde ise
sebzeler bahçeden... Elaleme muhtaç olma-
mak için bir de inek alabildiysek, değmeyin
keyfimize... Sonbahar gelince annem ineği
kestirir, etini kışlık kavurma yapar, kemikleri
ise köyün fırınında kuruturdu.
Bazı komşular “Karnınız şehirde doyma-
dı mı?” diye karşılasa da bazı komşularımız
melek gibiydi. Hepsi rahmetli oldu. Hesibe
(
Hasibe) Abla fasulyeli bulgur pilavı pişirip
içine de sarımsak katıp bize getirirdi. Hep
beraber kuzu kızartması yer gibi yerdik.Talip
Dayı kovanları boşaltınca balımızı mutlaka
ayırır, karısı Pambuk Abla sütümüz olmadığı
yazlarda çökeleğimizi eksik etmezdi.
Hâlbuki amcamız tam karşımızda oturdu-
ğu halde, kendisinden bir ikram görmezdik.
Neden böyle yaptığını anlayamazdım. Büyü-
yünce anladım. Şehre göçenin geride bırak-
tığı bir iki tarla, bahçe, harman, ne varsa göz
dikiliyordu hemen. Ne demek “Hem şehirde
malın olsun, hem köyde”? Artık köydekin-
den vazgeçeceksin. Şehirde tutunabileni
böyle cezalandırıyorlardı adeta. Çocuklarını
okutabilenler hepten cezalıydı.
Annemin inatla tarlaları ve bahçeyi ek-
mesini de sonradan anladım. Sahip çıkıyor-
du. Ocağı tüttürüyordu. Bir oğluna kalacak
ocağı. Hele bahçedeki ağ erik ağaçlarına
verdiği değer, akıl alır gibi değildi. Ağ erik,
bir çeşit mürdüm eriği. Abimin dersane pa-
rası çıkışmayınca içi yanarak hepsini kestirip
sattı. Oğlu okusun da tek, ağaç yine yetişir-
di. Tarlamızın kıyısında üç ağaç kayısı vardı.
Abimin, ablamın ve benim ağacımız. Bizde
kayısıya da erik derler.Abimin eriği köyde ilk
yetişen ağaçtı. Yani meyvesi ilk olgunlaşan...
En tepedeki erikleri her gün gidip taşlayarak
yere indirirdik.Tadından yenmezdi.
Aradan yıllar geçti. Önce tahsil hayatımız,
sonra iş hayatımız ilerledi. Üstüne tamiri
imkansız kırgınlıklar eklenince köye gitmez
olduk. Tarlaya, bahçeye el değmez oldu. Bir
gün amcamızın, abimin eriğini budadığını
duydum. Budama dediysem, haset budama-
sı... Tepesini kesmiş. Donup kaldım. Erik
ağacımıza bile tahammülü yoktu.Bu ne kindi
böyle? Sebebi belliydi. Abim, satılan ağ erik
ağaçlarının parasıyla dersaneye gitmiş, çok
iyi bir fakülteyi ve Harp Okulu’nu kazanmış,
ama terör sebebiyle Harp Okulu’na gitmek
zorunda kalmıştı. Köyün gururu olmuştu.
Ne de olsa köyden ilk defa bir subay çıkmıştı.
Fakat nedense, bir türlü akrabalarımızın gu-
ruru olamadı.
Geçen sene abimi (Şenol Özbek) kara
toprağa verdik. Köyüne, asıl toprağına has-
ret gitti desem, yalan olmaz. Suşehri’ne gi-
der ama köye çıkmazdı. Erik ağacını bir kez
daha görmeyi çok istediğine eminim. Olma-
dı işte... Gönül kırgınsa ve yorgunsa, ayaklar
gitmiyor. Cenazeden bir hafta sonra içimde-
ki acı o kadar büyüdü ki köye gidip abimin
erik ağacını yakmayı düşündüm. Benimle
köyüm arasındaki tek bağı silmek, yok etmek
istedim. Neyi özlediğimi soran olsa, hemen
o ağaç aklıma gelirdi. Yıllar boyu her Hazi-
ran gelişinde “Şimdi abimin eriği yetişmiştir”
diye iç geçirdim. Abim gitti... Ağacı, bahçeyi
neyleyim?! İnsan, içi yanınca neler getiriyor
aklına? Elbette ağacı yakmadım. Belki bir
gün, bir Haziran gider, ilk yetişen erikleri
toplamak isterim. İlk taşı abim atar, sonra-
kini ben...
Ayrı Düşmüş Zamanlar”ı keyifle oku-
dum. Keyif dediysem, edebi bir keyif... Yoksa
hikayeler hüzünlü. Edebiyat öğretmeni olan
yazarın Türkçe’ye hakimiyeti çok belli oluyor.
Hikayeler akıp gidiyor. İlk kitap için çok iyi
bir başlangıç.Acı da olsa memleketimden,ço-
cukluğumdan getirdiği anık (bir çeşit kekik)
kokusu için YıldırımTürk’e teşekkürler...
Ayrı Düşmüş Zamanlar” ve Abimin eriği
Ayrı Düşmüş Zamanlar”ı keyifle okudum. Keyif dediysem, edebi bir keyif... Yoksa hikayeler hüzünlü.
Edebiyat öğretmeni olan yazarın Türkçe’ye hakimiyeti çok belli oluyor. Hikayeler akıp gidiyor. İlk kitap
için çok iyi bir başlangıç. Acı da olsa memleketimden, çocukluğumdan getirdiği anık (bir çeşit kekik)
kokusu için Yıldırım Türk’e teşekkürler...
Kitap
haber
ajanda