95
ocak
2014
Züleyha kafası en karışık
karakter, bakmış ve görmüş
ama kölesi olacağına sahibi
olmaya kalkmış, “Benimdir”
demiş. Sonra gömleği cart diye
arkadan yırtmış, Yusuf ’u hapse
attırmış, kamunun istifade-
sinden uzaklaştırmış. Hazreti
Yusuf bir nebi, kamuya risalet-
te bulunması lazım, sense onu
hapse atarak üç kişinin nebisi
haline getiriyorsun. Neden?
Ona olan sevgin yüzünden.
Şimdi bu kıssayı İslam tarihi
referansıyla oku…
OkudumAğabey…
Okudun değil mi? Şimdi
ben bir şey söyleyip de kimseyi
sinir etmeyeyim. (Gülüyor.)
Anladın neyin nereye tekabül
edeceğini…
İşte böylesi bir Yusuf Aley-
hisselam kıssası rüya ile açılı-
yor. On bir yıldız, ay ve güneş,
ona secde ediyorlardı. “Rüyanı
kardeşlerine anlatma” dendi,
birçok şey yaşandı…Rüya,
şimdi sadıklanmış, Yusuf Aley-
hisselam Yakup Aleyhisselam’ı
tahtına oturtmuş –arşa-, annesi
gibi emeği olan halası (Bak, ne
kadar enteresan! Annesi gibi
emeği olan halası…Seyyide
Zeynep de herkesin annesi
gibi emeği olan halasıydı) ve
on bir kardeş, hepsi kendisine
secde ediyorlar. Bu durum
üzerine Yusuf Aleyhisselam
nasıl dua ediyor? Kur’an’da
şöyle geçiyor: “Şüphesiz ki Sen
bana birçok mülk verdin, tevil
ve hadis öğrettin. Ruhumu
Sana teslim iken al ve beni
salihlerin arasına kat.”
Sinematografik anlamda her
şeyi tamam olmuş, babasına
ulaşmış, idarenin başında, Zü-
leyha yanında, kardeşleri filan
hepsi yerli yerinde ve Yusuf
aleyhisselam o devrin peygam-
beri, ama duasına bakınca ne
görüyoruz, değil mi?
Salih “âşık”mıdır?
Salih, Hasanî ve Hüseynî
olmak demek. Sulhu toplumda
ve bireyde, enfüste ve afakta
okuyabiliriz. Islahı da öyle. Za-
ten tek taraflı okumak olmaz.
İşte inci ve mercanı bunların
içinde tek tek toplamamız
lazım. İnci, işin ilkesel tarafıdır,
kurucu tarafıdır. Mercan ise
tavırsal tarafıdır, bir tür PR
tarafıdır. Ün orada, mercanda.
İlgiyi o çekiyor. İnsanoğlu
aksiyonu takip eder. Hani
biz, Köroğlu’na türkü yapıp
Bolu Beyi’ne kahrederiz…
Köroğlu’nun hangi meşrepten
ve milletten olduğu önemli de-
ğildir, ona aksiyonundan dolayı
Helal olsun” deriz. Bu, insa-
noğlunun doğasında olan bir
şey. O yüzden “mercan” çabuk
çeker. Mercandan haberdar
olan kimse ona ilgisiz kalamaz.
Mercana uymak zordur, ama
kayıtsız kalınmaz.
Denize bakalım. Yüzeye en
yakın olan mercandır, kırmı-
zıdır, açıktır, dalarsan -vurgun
yememişse- onu alır çıkarsın,
en azından görürsün. Çıkardı-
ğında çok rağbet görür, müşte-
risi boldur. İnci ise daha de-
rinde. Aşağıya inersin, baksan
da görme şansın yok, çünkü
kabuğun içinde. Sedefi gördün,
onu aldın, “İnşallah içinde
incisi vardır” dedin, sedefi açtın
ve inciyi gördün…Eyvallah!..
Ama sen inciyi çıkarana kadar
da onun müşterisi olmuyor.
İmam Hasan dillendirilemiyor.
Biz, İmam Hasan’ın sulhunu
arıyoruz daha çok, Müslüman-
lar olarak. Kendimizi geliştir-
me anlamında mercanı arıyor,
başkasıyla olan inci hukukunu
da görmezden geliyoruz. Mer-
canı da başkasının mercanına
dayatma noktasında arıyoruz
zaten.
Hasan’sız Hüseynilik,
Hüseyin’siz Hasanilik yan yol-
dur, çıkmaz sokaktır. Rabbim,
o ikisini bir araya getirenlerden
eylesin. (Amin.) Yeryüzü o
zaman salih bir varisin elinde
kalabilir.
Bizi bunca muhabbette en
çok ne ilgilendiriyor?
Kerbela serisinde bizi en
çok Aşkın Secdesi sahası
ilgilendiriyor. Onda, daha
önce işlediğimiz Şehitler ile
Şahitlerin ardından Şahitlere
şahitlik ediyoruz. Çünkü bizim
en büyük iddiamız, Aşkın
Secdesi’ndeki gibi olabilmek.
Aşkın Şehidi’ndeki gibi olabil-
meyi tarih itibariyle ıskaladık,
günümüzde benzerini ihya
edebiliriz. Aşkın Secdesi’nin
yazımı, bunların içinde en zor
olanıydı, sanırım okuması da
en zor olanı olacak. Zira oku-
dukça kendimizle daha fazla
yüzleşmemiz gerekecek.
Normalde pohpohlan-
mayı daha çok severiz. Bir
Mevlana romanı okuduktan
sonra kişi, “Neden senden de
bir Mevlana çıkmasın?” diye
düşünür kendi kendine, böyle
düşünmeyi çok sever. “Hepi-
miz Hüseynîyiz” vurgusunu
pompaladığında buna insanlar
bayılır. Ama “72 şehit nasıl
yetiştirildi?” diye başlarsan…
Neyzen Tevfik’in bir beyti var:
Gönlüm aşkınla sütlimanlık
ya Resulallah…/ Kalın geldi
bu fakire Müslümanlık ya
Resulallah…”
Hüseynîliği çok seviyoruz,
ama 72 şehidin nasıl yetiştiğini
düşünmez ağır geliyor bize.
İmam Hüseyin’e rahmet dile-
mek kolay, düşünmekse bizi
zorluyor…
İnsanlar,
Seyyide Zeynep’i
tanısınlar…”
Bu seriyle ilgili bir
hikâyeniz var mı Ağabey?
Yaklaşık on bir ay oldu, Baş-
bakanlık muhabiri bir arkada-
şım var, kendisine “Başbakan’a
Aşkın Şehidi ile Aşkın Elçisi’ni
verelim de arabasında gidip
gelirken okusun” dedim, o da
Tamam” dedi. Daha sonraki
buluşmamızda, “Yarın Cuma.
Cuma namazında denk gelirse
sen elden ver” dedi. “Hangi
camide?”Allahu âlem, güvenlik
Sayın Başbakanım,
(
Aşkın
Şehidi’ni göstererek) bu roman, İslam tarihinde
Kerbela’yı anlatan ilk tarihî roman. Başkarakteri İmam
Hüseyin. (Aşkın Elçisi’ni göstererek) Bu, diğerinin deva-
mı, Seyyide Zeynep ile ilgili… Cami, Hazreti Ali Camii,
bugün de Hazreti Hasan’ın şehadetinin yıldönümü…”
dedim. “Kardeş, sen Fatma demedin. Abada eksik
var!” dedi, “Evet!” dedim… Algı muhteşem… “Fatma’yı
da ben diyorum. Fatma Şahin Hanımefendi’yi biliyor
musun? Ondan randevu al, Seyyide Zeynep’i insanlar
tanısın” dedi…