92
ocak
2014
HABER
A JANDA
SÖYLEŞ İ
İbrahim’e de, zebh-i azimin
kendisine de atfedebiliriz.
Zebh-i azime de atfedersek,
Al-i Muhammed’in kurba-
nında, Muhammedî kurbanda
büyük şöhret var. Yanlış an-
laşılmasın, bu ün özel günler
itibariyle İmam Hasan’da yok,
Annesinde yok, Babasında yok,
Dedesinde bile yok. Risalet ve
nübüvvet itibariyle her şeyin
başı Resulullah’tır. Bu noktada
İmam Hüseyin, önemini De-
desinin ilim ve ahlakından alır.
Ağlayabilseydik,
anlayabilirdik!
O halde Dedesinin Dede-
sinden gelen bir özelliği
var…
Evet, hem Al-i İbrahim,
hem Al-i Muhammed olarak.
Salli-Barik dualarımız var
ya, o dualardaki taleplerin en
sembolik karşılığıdır İmam
Hüseyin. Onu da Kerbela’daki
mühürle bıraktı bize. Ama biz,
yâd etmeyi çok sevmiyoruz,
hoşlanmıyoruz yaddan. Çün-
kü kendimizle yüzleşmemiz
gerekecek. Yâd etmeye geçince
de ağlamakla yetinmeyi erdem
zannediyoruz. Ağlayamayanlar
da ağlayanlara laf söylemeyi
erdem sanıyor. En kötüleri “ağ-
layamayanlar”, hatırlamayanlar.
Allah’ın muradı, insanların
ağlayıp anlaması. Hani Necip
Fazıl’ın Reis Bey’inde “Hâkim
Bey! Ağlayabilseydiniz, anlaya-
bilirdiniz…” şeklinde bir diya-
log vardır ya, mahkemelerde
ağlayan hâkim görmeye gerek
yok, ama bir insan ağlayabilme
yeteneğini yitirmişse, onun
adaleti güdüktür. Rahmetin
olduğu yerden adalet yürümez.
Biz, ısrarla Peygamber’in en
acılı gününü unutmaya çalıştık,
siyahla beyazın en açık şekilde
ayrıştığı yerde tarafsız olduk
güya, grilerle dolu günümüz
kavgalarında ise taraf olmanın
derdindeyiz. Mümkün mü?
Asla. 12 Eylül’ü yargılamayı
düşünen bir insan, İslam tari-
hinin ilk darbecisi Muaviye’yi
göz ardı ederse…Meşru ve
mevcut yönetimi silah zoruyla
indirenin adı Hazret kalıyor,
diğer taraftan Kenan Evren’e
vuruluyor. Bir insanın hem
Muaviye’ye tutunup hem de
Evren’e vurması ya ikiyüzlü-
lüktür ya da habersizliktir –bil-
mediğindendir-. Ama haber-
dar olan birinin “İslam’da yas
üç gündür, bize ne?!” demesi,
gaflet, dalalet ve hatta hıyanet
içinde olması demektir. Fakat
insanlar, genelde habersiz
oldukları için uzaklar.
Darbecilerin darbeyi yap-
tıktan sonraki ilk icraatı ne
idi? “Konuşulamaz” dediler,
sonra “Tartışılamaz” -“MGK
kararları tartışılamaz” dediler-,
sonra “Yargılanamaz”, sonra
Değiştirilmesi teklif dahi
edilemez” dediler. Darbecinin,
konuşulduğu zaman ipi açığa
çıkar. En güzeli konuşturma-
maktır. “Haklıyım” diyemez,
derse eşeklik eder. Bu yüzden
en güzeli konuşturmamaktır.
Emevî, Abbasî ya da saltanat
zihniyetleri de kendilerinin
-
zalim tarafından referanslı
oldukları için, Hüseynî değil
de Yezidî tavırda oldukları
için- konuşulmamalarını is-
tediler. Bu, saray ulemasının
uygulamasıydı, ama sivil Sünni
ulema sonuna kadar konuştu.
İmam-ı Azam Ebu Hanife,
Emevî zindanlarında işkence-
ler gördü, Abbasî zamanında
şehit edildi. İmam-ı Şafii, ken-
disine “Rafizî” denilerek mem-
leketinden sürüldü. Bu ikisi ve
diğerleri Sünni ulemadan.
Müfredat
kitabında küfürmü
olur?
Biz, tarih kitaplarında oku-
tulduğuna göre Abbasîlerle
İslam’ı tanıdık…
(
Tebessümle) İşte onlara
paralı askerdik, sonra onların
elinden aldık…Memlüklü-
lerin emlak sahibi olarak…
Kelime de zaten aynı kökten
geliyor. Memlük, emlak, melik,
malik, mülk…
Aslında Abbasîlerle ilgili
konular biraz paparazzi tarzın-
da. Aşk, nefret, ihanet…Ama
Emevîlerden doğamız gereği
nefret ediyoruz. Mesela Süf-
yan kelimesi küfürdür, Yezid
kelimesi küfürdür. Kullanılmaz
ülkemizin hiçbir yerinde.
Çocukken Almanya’daydık,
İki göz lazım bize.
Muhammedî şuuru baş olarak düşün, O’nun iki
nuru, iki basireti, işte bu gözler, ikisi… Tek gözle yürürsün, koşamazsın. Koşacaksan iki
gözünü de açacaksın. Tek gözle koşarsan dank diye devrilirsin, seni ezer geçerler.