7
ocak
2014
Doç. Dr. Sinan Canan
adlı eserlerin vücuda gelmesini
sağlamıştı.
Dünya tarihinde başarılı ol-
muş bir çok eser gibi hakkında
konuşan ve hatta ahkâm kesen
birçok insanın, Risale-i Nur adlı
eserlerin neden bahsettiğini
bile bilmediğine çokça rastlarız.
Bu, tabiîdir de. Zira sözgelimi
komünizmhakkında konuşan
çok az kişi Marx’ın hacimli
eserlerine göz atacak tecessüse
sahiptir. Genel bir kanıya sahip
olmanın bilgili olmakla eş tutul-
duğu günümüzde, ilim sahibi
insanları eserleri yoluyla tetkik
ederek anlamak gibi zahmetli
bir yol, maalesef pek az seçilen
bir yoldur.
Kur’anyolunda
bir ömür
Said-i Nursî, hayatının erken
dönemlerinde kendisini, dün-
yanın herc-ümerc olduğu savaş
ve yokluk yıllarında, İslam
âleminin varlık mücadelesinin
ortasında buldu. Birinci Dünya
Harbi sırasında cephelerde
savaşırken, bir yandan da kâh
at sırtında, kâh siperlerde, başta
İşaretü’l-İcaz olmak üzere, daha
sonraki yıllarda Risale-i Nur kül-
liyatı denen kitapların temelini
atacak olan fikir ve ilhamlarını
kaleme alıyordu.
Tek kaynağı Kur’an-ı Kerim
olan Molla Said, Kâinat Kitabı’nı
okuyor ve yüzyıllardır aklı
adeta terk etmiş bir İslamdün-
yasına, aklî ve mantıklı delillerle
imanlarını kurtarmanın yolla-
rını anlatmanın derdiyle her
anını meşgul geçiriyordu. Daha
sonra Ruslara esir düşmesi, iki
buçuk yıl süren uzun esaret
dönemi ve ardından 1917’deki
Bolşevik İhtilali sırasında firar
ederek destansı bir yolculukla
İstanbul’a geri dönmesi son-
rasında kendisini yıkılmakta
olan Osmanlı Devleti’nin karışık
siyasî ortamında buluverdi.
Dönüşündeki ilk resmî göre-
vi, o zamanın en büyük dini
danışma kurulu olan Darü’l-
Hikmet-i İslamiyye’de oldu. Bu
sıralarda sökün eden İngilizle-
rin İstanbul’u işgali sırasında
Hütüvat-ı Sitte adlı eserini kale-
me alarak, tarihten silinmekte
olan Osmanlı medeniyetinin
dik duruşunu bir kez daha
dünyaya haykırdı.
Derken yepyeni bir devlet
olan Türkiye Cumhuriyeti’nin
doğumunu başlatacak İstiklal
Harbi ateşlendi. Said-i Nursî,
bu harekete tüm imkânlarıyla
destek veren ve harbin içerisin-
de bizzat çalışan isimlerin ba-
şında geliyordu. Âlem-i İslam’ın
merkezi hükmündeki Osmanlı
yurdunun düşmandan kurta-
rılması hususunda herkesin tek
yürek olduğu o dönemin ar-
dındansa Türkiye Cumhuriyeti
tarih sahnesine çıktı.
Bundan sonraki dönemler,
Said-i Nursî’nin hayatında artık
yeni bir sayfa açacaktı. Hayatı
boyunca ilimve siyasetin içinde
yer alan “eski Said” artık emek-
liye ayrılacak, yerine kendisini
iman ve Kur’an hizmetinden
başka her iştenmen eden “yeni
Said” dönemi başlayacaktı.
Şeyh Said İsyanı sırasında
bizzat isyana karşı çıkan bir
figür olmasına rağmen, zama-
nın yönetimi sırasında “tedbir”
olsun diye oradan oraya sür-
güne gönderilmeye başladığı
dönemler, yeni Said’in çileleri-
nin de başlangıcıydı.
Risale-i Nur
ve çile
Bugün Nursî’nin eserleri
olarak bildiğimiz Risale-i
Nur’ların büyük çoğunluğu,
Burdur, Isparta ve Barla gibi
sürgün yerlerinde vücuda geldi.
Daha sonra eserlerini tehlikeli
bulan yeni Türkiye yönetiminin
iradesi ile mahkemedenmah-
kemeye, sürgünden sürgüne
çileli bir hayat yaşamaya baş-
ladı. Bumeşakkatli dönemde
bile eserleri ve mektuplarından
görebildiğimiz kadarıyla kendi-
sine yapıp edilenlerle muhatap
bile olmamış, bütünmesaisini
Kur’an-ı Kerim’in yeni bir tefsiri
olan Risale-i Nur’ların yazılması
ve neşredilmesine ayırmıştı. Si-
yasetin şerrinden Allah’a sığın-
dığını defaatle ifade eden Nursî,
talebelerine siyasetle iştigal et-
meyi ve siyaset yoluyla hizmet
edilebileceğini zannetmelerini
kesin olarak yasaklamıştı.
1950’
li yıllardaki Demokrat
Parti iktidarına kadar zindanlar-
da ve mahkemelerde geçirdiği
çileli hayatının son kısımla-
rında, o zamanlar nispeten
genişleyen ifade özgürlüğüne
istinaden Risale-i Nur’larınmat-
baalarda basılıp neşredilebildiği
dönemleri de gördü.
Nur Cemaati
En ıstıraplı dönemlerinde
bile “gelecekteki en yüksek ve
etkili sesin İslam’ın sesi olacağı”
inancını hiç yitirmeyen ve bu
sesin ancak iman ve Kur’an’a
hizmetkâr olmakla gürleştiri-
lebileceğini bıkıp usanmadan
anlatan bir isimdi Said-i Nursî.
Hayatı ve eserleri, daha nice
nesillere ilham kaynağı olacak
bu ilginç sima, bugün de değişik
isimler altında geniş bir takipçi
kitlesine sahip. Adına genel
olarak “Nur Cemaati” denen bir
topluluk, Said-i Nursî’nin fikir-
leri ve görüşleri etrafında amel
etmeye çalışarak, onunmisyo-
nunu sürdürme gayretindeler.
Ne yazık ki günümüzdeki
genel halet-i ruhiye ve genel
gidişata bakınca, Said-i Nursî ve
misyonunun gittikçe daha az
anlaşılabildiğini düşünmeden
edemiyoruz. Sadece son aylar-
da meydana gelen olaylar değil,
yakın geçmişimizde Risale-i Nur
üzerine fikir inşa ettiğini söy-
leyen insanların hemRisale-i
Nur’dan, hemde onun tek
kaynağı olan Kur’an-ı Kerim’den
lafzen ve manen uzaklaşmaya
başladığını izliyoruz. Yıllardır
tali kaynaklar, kalıp davranışlar,
standart tepkiler ve siyasi ma-
nevralar olmak üzere, Risale-i
Nur’un temel “mesleği”ne aykırı
ne varsa, bir kısım takipçileri
üzerinde bu vasıfları gittikçe
daha fazla görmeye başladık.
Bugün yaşanılan problemlerin
kaynağını anlamak isteyenlerin,
dönüp yakın bir geçmişte yapı-
lan hatalar arşivine göz atması
her zaman faydalıdır.
Sözünözü
Siyasî figürlerden hakikatlere
ve ilmin iktizasına bağlı bir
yaşamve davranış kalıbı bekle-
mek doğru bir beklenti değildir.
Zira siyasetin “sözleşmesi” böyle
bir söz barındırmaz. Fakat bir
âlimden olduğu gibi, bir âlimin
fikriyatını takip edenlerden de o
sözleşmeye uygun bir davranış
ve düşünüş tarzı beklenmelidir.
Bugünkü hastalığın teşhisi ve
tedavisi, ne siyaset kurumların-
da, ne de gündemi sıcak tutan
flash” iddialardadır. Teşhis için,
tutmaları gereken ipi bırakıp
başka iplerdenmedet uman
insanlara dikkatli bakmak ve
bu hazin durumdan geleceğe
dönük ibretleri devşirmek
önemlidir.
Said-i Nursî’yi bilmeyen,
eserlerini tetkik etmeyen insan-
lar, hangi inanca, hangi fraksiyo-
na mensup olurlarsa olsunlar,
ilmen büyük bir hazineyi göz-
den kaçırıyorlardır” kanaatine
sahibim. Son dönemlerin en
önemli eserlerinden biri olan
Risale-i Nur’lara baktıkça, bu-
günkü bütün dertlerin çözüm-
lerine dair son derece sade ve
basit formülasyonların varlığı
hemen dikkatleri çekiyor. Özel-
likle İslam âleminin bugünkü
halinden kurtuluş reçetesi hük-
münde olan “ŞamHutbesi”nin
okullarda okutulacak ve gençle-
re belletilecek kadar önemli ve
bir o kadar da sade bir uyanma
vesilesi olduğunu düşünüyo-
rum. Sadece “Nur Cemaati”nin
değil, bütün insanlığın bu eser-
lerdeki kuvvetli akıl ve imana
sonsuz ihtiyacı var.
Eğer kaynaklarımıza sahip çı-
karsak, onlar da bize sahip çıkar.
Aksi takdirde, yıllardır olduğu
gibi, “Biz nerede yanlış yaptık?”
nakaratını söylemeye devam
etmek durumunda kalırız.
SAİD-İNURSÎ’YİBİLMEYEN,
ESERLERİNİ TETKİK ETMEYEN İNSAN-
LAR, HANGİ İNANCA, HANGİ FRAKSİYONA MENSUP OLURLARSA
OLSUNLAR, İLMEN BÜYÜK BİR HAZİNEYİ GÖZDEN KAÇIRIYORLAR-
DIR” KANAATİNE SAHİBİM. SON DÖNEMLERİN EN ÖNEMLİ ESER-
LERİNDEN BİRİ OLAN RİSALE-İ NUR’LARA BAKTIKÇA, BUGÜNKÜ
BÜTÜN DERTLERİN ÇÖZÜMLERİNE DAİR SON DERECE SADE VE
BASİT FORMÜLASYONLARIN VARLIĞI HEMEN DİKKATLERİ ÇEKİ-
YOR. ÖZELLİKLE İSLAM ÂLEMİNİN BUGÜNKÜ HALİNDEN KURTU-
LUŞ REÇETESİ HÜKMÜNDE OLAN “ŞAMHUTBESİ”NİN OKULLARDA
OKUTULACAK VE GENÇLERE BELLETİLECEK KADAR ÖNEMLİ VE
BİR O KADAR DA SADE BİR UYANMA VESİLESİ OLDUĞUNU DÜŞÜ-
NÜYORUM. SADECE “NUR CEMAATİ”NİN DEĞİL, BÜTÜN İNSANLI-
ĞIN BU ESERLERDEKİ KUVVETLİ AKIL VE İMANA SONSUZ İHTİYACI
VAR.