87
ocak
2014
lar varkenTürkiye’de Mısır üzerine yapılmış
akademik çalışmaların bir elin parmaklarını
geçmediği ortadadır. Araştırma merkezleri
ile üniversitelerin bu konulara daha fazla
özen göstermesi büyük önem arz etmekte-
dir. Bölgeyi sık sık ziyaret eden, çok iyi bi-
len ve Arapça öğrenen yeni nesil Ortadoğu
uzmanları yetiştirilmelidir. İnsana yapılacak
bu yatırımlar sayesinde,Türkiye’nin bölgesel
olaylar konusunda ödeyeceği bedel ve mali-
yet en aza indirilebilecektir.Haber kanalları,
kanaat sahibi olmak isteyen insanlar ve en
önemlisi politika yapıcılar için bu, büyük bir
kazanım olacaktır.
Yetişmiş insan sayısının hızla artması,
Türkiye’nin Ortadoğu uzmanı ihtiyacını
sadece bugün için karşılamayacak, aynı za-
manda 10-15 yıl sonra yeni yetişen gençle-
rin önlerinde örnek alabilecekleri kişilerin
olmasını sağlayacaktır. Uzun vadeli yapıla-
cak planlar, Türkiye’nin “yetişmiş uzman ve
doğru analiz açlığını” giderecektir. Bu an-
lamda mevcut gençlere ise daha büyük bir
sorumluluk düşmektedir.
Burnumuzun dibinde boylu boyunca
uzanan Ortadoğu’da, önümüzdeki yıllar-
da meydana gelecek herhangi bir gelişme
hakkında ezbere bilgilerle değil, sağlam ve
ayakları yere basan analizlerle konuşan ve
politika üretim sürecine katkıda bulunabi-
len, özgüveni yüksek Ortadoğu uzmanları
yetiştirmek için bir an evvel kollar sıvanma-
lıdır. Zira uluslararası devletler sisteminin
kapsamlı bir değişimden geçtiği ve tarihin
makas değiştirdiği bir dönemde Ortadoğu,
Türkiye için her zaman olduğundan daha
önemli bir coğrafya haline gelmiş bulun-
maktadır. Bölgenin geçmişini okumakta
büyük zorluklar çeken Türkiye, hiç değilse
geleceğini doğru okumalıdır.
Türk-Arap ilişkilerinin
geliştirilmesinde fikrî
altyapınınhazırlanması
Türklerin ve Arapların şu an itibariy-
le ihtiyaç duyduğu en hayatî mesele, ortak
aklı ortaya koyabilmektir. Zira zihinler
arası mesafelerin uzaklığı, bölgede sadece
devletlerarasında değil, bireyler arasında da
fikrî anlamdaki işbirliğini zorlaştırmaktadır.
Bundan hareketle, değişen bölgede Türkiye
ile Arap dünyasındaki sivil toplum örgüt-
leri, bilhassa düşünce-araştırma merkezleri
arasındaki diyalog kanallarının arttırılması,
şimdi, her zamankinden daha fazla önem
taşımaktadır.
Unutulmamalıdır ki halklar arasında 80-
90
yıla yayılan kopukluğun devam etmesi,
özellikle yeni yapılanmaların temellerinin
atıldığı 21. yüzyılın bu ilk on yıllarında artık
mümkün değildir. Bugüne kadar birbirleri-
ni üçüncü taraflar üzerinden öğrenen bölge
insanının daha yakın etkileşime girmesi, ol-
mazsa olmaz bir gerekliliktir.
Son dönemde Türkler ve Arap komşu-
ları arasında bir bilinçlenmenin yeşermeye
başladığını görmek, ziyadesiyle memnu-
niyet verici bir gelişmedir. Özellikle genç
Türkler ve Araplar, birlikte hareket etmenin
ve görüş alışverişinde bulunmanın yaşam-
sal önemini kavramış görünmektedirler.
Arapça öğrenen Türklerin sayısında gözle
görülür bir artış yaşanırken, aynı zamanda
Türkiye’yi yakından tanıma arzusunda olan
bir Arap gençliğinin doğmakta olması da
Ortadoğu’yu internet hafif meşrepliği ile
incelemeye çalışmak yerine ciddiye almak
ve disiplinli bir şekilde tanımak gerekmek-
tedir. Google Earth mantığıyla yukarıdan,
yüzeysel okumalarla bir yere varılamaz.
Sanal ve hakir gören analizlerden sıyrılıp,
insanlara dokunarak kendimizi geliştirmeli-
yiz. Bu ülkeler, sadece Saddam ya da Müba-
rek üzerinden okunacak kadar basit ülkeler
değildirler. Bir Bağdat ya da bir İskenderiye,
milyonlarca kitaba ev sahipliği yapmış birer
kültür başkentidir.
Ortadoğu’da yaşananlar, sadece bölge
halkının otoriter rejime olan tepkisini değil,
Türkiye’nin bölgeye yönelik kapsamlı analiz
yapan ve geleceği öngören Ortadoğu uz-
manları yetiştiremediğini de gözler önüne
sermiştir. Biz genç araştırmacılara rehberlik
büyük umutlara vesile olmaktadır.
Düşünen, farkyaratır
Son dönemde Arap dünyası özelinde
yaşanan gelişmelere bakıldığında, tarihî bir
sürece şahitlik edildiği rahatlıkla söylenebi-
lir. Böylesi bir dönemde Arap ve Türk en-
telijansiyasının, bölgenin geleceği hakkında
ne düşündüğünü anlayabilmek ve gerekti-
ğinde tecrübe aktarımında bulunabilmek
için iletişim kanallarının, bilhassa düşünce
kuruluşları aracılığı ile aktif hale getirilmesi
gerekmektedir. Bir Arap’ın, Türklerin nasıl
düşündüğünü anlayabilmesi ve bir Türk’ün
de Arapların hassasiyetlerini yakinen bil-
mesi, bölgenin yeniden inşasında sağlıklı ve
kalıcı adımların atılabilmesi için bir ön şart
olarak karşımızda durmaktadır.
yapacak, yol gösterecek, donanımlı uzman
bulmak, gerçekten zor bir meseledir. Alan o
kadar boş durmaktadır ki ilgili ilgisiz herkes,
bir şeyler söyleme gayreti içine girebilmek-
tedir.Dolayısıyla yaşanan olaylar, bölgeyi ta-
nıyan, Arapça konuşabilen uzmanlara olan
ihtiyacı net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Sözün özü,Ortadoğu değişiyor,eski anla-
yışlar, dolayısıyla eski düzen(sizlik) yıkılıyor.
İletişim dili, çatışma dili olmaktan çıkıyor,
barış ve uzlaşma dili haline geliyor. Bunun
da bir sonucu olarak çatışma kültürü, işbirli-
ği kültürüne doğru eviriliyor.Belki de uzun-
ca bir süreden sonra bölge, kendi kaderini
kendi ellerine almaya başlıyor.
*
SDE Ortadoğu Uzmanı