86
ocak
2014
Strateji
haber
ajanda
keleri Batı bloğunu temsil eden ABD’nin
yanında yer alırken, kimi ülkeler de Doğu
bloğunun temsilcisi SSCB’nin yanında yer
aldılar.
Türkiye, temel politikası haline getirdi-
ği “muasır medeniyetler seviyesine ulaşma”
hedefiyle Batı bloğunun yanında yer aldı.
Ancak bu hedefe kilitlenirken birçok şey
göz ardı edildi. Bölge ülkeleriyle temaslar-
da bulunmayı gericilik olarak değerlendiren
hükümetler, Ortadoğu ile aramızda kalın
duvarların oluşmasına neden oldular.
Siyasî çıkarları doğrultusunda SSCB’nin
yanında yer alan bölgenin birçok ülkesi de
Türkiye’ye karşı uzun yıllar mesafeli durdu-
lar.
Milliyetçi fikirlerin ve dış faktörlerin de
etkin rol oynadığı bu süreç, her iki taraf
için de uzun yılların heba olmasına neden
oldu. Karşılıklı kuşku ve tepkilerle geçiri-
len bu süreç, halkın kaynaşamaması, eğitim
mübadelelerinin yapılmaması, doğrudan
iletişimin az olması, medyanın bölgeyi
Batı üzerinden değerlendirmesi ile yanlış
algıların oluşmasına neden olundu. Bizim
açımızdan Ortadoğu ülkeleri, geri kalmış-
lığı, dinciliği ve dolayısıyla “bağnazlığı”
temsil ederken, Ortadoğu ülkeleri için de
Türkiye’nin kurulmasıyla Türkler, dinden
çıkmış ve tamamıyla Batılılaşmış bir top-
lum mefhumu oluşturuyordu.
Örneğin, 2 yıl önce eğitim için gittiğim
Suriye’de sorulan ilk üç sorudan biri “Müs-
lüman mısın?” oldu. Sanırım bu, bizim de
gördüğümüz her Arap’a büyük bir din âlimi
algısıyla bakmamızdan pek farklı değil...
Alaturka-alafranga algısı
Uzun yıllar boyunca Batı, gelişimini ta-
mamlamış, gerek teknoloji ve gerekse yaşam
standartlarıyla son derece ilerlemiş, üstün
meziyetlere sahip bir uygarlık olarak tanı-
tıldı. Batı’ya karşı giderek artan bir talep ve
hayranlık oluştu. Zihinlere yerleştirilen yeni
alafranga algısı, toplumsal değişimlere ne-
den olmuş ve adeta yeni bir toplumsal hafıza
meydana getirilmiştir.
Prof. Dr. Meliha B. Altunışık, USAK
tarafından yayımlanan “Mülakatlarla Türk
Dış Politikası” adlı kitapta çıkan röporta-
jında, konuyla ilgili şu açıklamalarda bu-
lunmaktadır: “Ben bu durumu bizzat, ki-
şisel tarihimde de biliyorum. Ortadoğu’yu
çalışmaya başladığım zaman yadırgandı-
ğımı, Arapça öğrenmeye kalktığım zaman
ODTÜ’de Arapça dersi bulamadığımı bili-
yorum.Türkiye’de de böyle bir bakış vardır.”
Yine aynı kitapta yayımlanan röportajın-
da Prof. Dr. Türel Yılmaz ise şu cümleleri
sarf etmektedir: “Ortadoğu çalışmak, ne-
redeyse gericilikle eşdeğer tutulmuştur. Bu
nedenle bu alanda belirli bir birikim sağla-
namamıştır.”
Oluşturulan yeni toplumsal hafıza, ken-
di değerlerinden kopuk, yaşadığı coğrafya-
ya yabancılaşmış bireyler meydana getirdi.
Kendi ürünümüz olan bilimsel çalışmalara
bile kuşkuyla yaklaşılırken,Batı menşeli tüm
kaynaklar “güvenilir merciler” haline getiril-
di. Nitekim bugün bile Ortadoğu denilince
akla ilk olarak Bernard Lewis, Peter Phi-
lipp ve Robert Fisk gibi Batılı müsteşrikler
gelmektedir. Durum böyle olunca, haliyle
fikirler de Batı eksenli oluştu ve Batı’nın gö-
züyle Ortadoğu’yu değerlendirdik. Sözgeli-
mi, televizyonlarda Ortadoğu uzmanı diye
boy gösteren birçok ismi araştırdığınızda,
Ortadoğu ülkelerine gitmediği ve Arapça’yı
bilmediğini keşfedeceksiniz.
Bundansonraki süreç
Her ne kadar herkes her şeyi konuşuyor
gibi görünse de ortada olaylara ciddiyetle
yaklaşan ve elle tutulur yorumlar yapan çok
az kişinin olduğu görünmektedir. Olaylar
başladığından bu yana TV ekranlarında
konuşulanlar, Türkiye’nin bölgeye ne kadar
yabancı olduğunu gözler önüne sermiştir.
Ortadoğu ile uzaktan yakından alakası ol-
mayanlar bile kendilerine gündemle alaka-
lı konuşacak boş alan bulabilmiş, birtakım
analiz ve yorumlarla -tabir yerindeyse- ek-
ranlarda “at koşturmuştur”.
Ortadoğu ile ilgili birçok meselede daha
çok mesafe kat etmemiz gerektiği ortada-
dır. Elbette Türkiye olarak, 1990’larda Sov-
yetlerin çözülmesi sırasındaki kadar hem
ekonomik, hem siyasî, hem de insan gücü
bağlamında donanımsız değiliz. Ancak hâlâ
atmamız gereken birçok adımın olduğunu,
özellikle yetişmiş insan gücü konusunda
hâlâ eksik olduğumuzu kabul etmemiz ge-
rekmektedir.
Türkiye’nin bu coğrafyaya dönüşü 2000’li
yıllarla başlamıştır. Bu zaman zarfı içinde
önemli gelişmeler de kaydedilmiştir. Ancak
bunlar yeterli değildir. Daha yoğun ve bi-
linçli bir şekilde, ara vermeden yola devam
etmek durumundayız. Bu anlamda genç-
lerin teşvik edilerek bölgeye yönelik ilgile-
rinin arttırılması gerekmektedir. Akademik
anlamda bölge üzerine yapılan çalışmaların
yetersizliği çok açıktır.
Örneğin, şu an önümdeki raflarda, Irak
ya da Mısır hakkında Batılı akademisyenler
tarafından yazılmış yüzlerce sayfalık kitap-
Başbakan Yardımcısı Prof. Dr. Emrullah İşler: “Aynı coğrafya içinde yaşadığımız ve yaşamaya devam edeceğimiz bu
ülkelerle her zaman iyi ilişkiler içinde olmamız açısından Arapça çok önemlidir.”