85
ocak
2014
Cahit Tuz*
kimin tahrif olmasına neden olduğu gibi,
zamanla hem kültürel, hem de düşünsel
olarak iki taraf arasındaki mesafelerin iyice
açılmasına neden oldu.
Türk-Arap ilişkileri, Cumhuriyet döne-
minde uzun yıllar devletten devlete ilişkiler
halinde cereyan etmiş, sivil toplumun, aka-
demik çevrelerin ve bireylerin bu ilişkilere
katkısı yok denecek kadar az olmuştur. Bu
noktada birlikte düşünme ve bölge sorunla-
rına beraber çözüm arama ihtiyacı arttıkça,
toplumların farkındalık düzeyini arttıracak
hükümet dışı kurumların yokluğu Türk-
Arap ilişkilerinin eksik boyutu olarak öne
çıkmaktadır.
Tunus’ta üniversite mezunu işsiz bir gen-
cin kendini yakmasıyla patlak veren ve daha
sonra Mısır, Libya, Yemen ve Suriye ile de-
vam eden “Arap Baharı”, gerek Arapça ve
onun önemini, gerekse Ortadoğu’yu bilen
uzman eksikliğimizi bir kez daha ortaya
koydu. Şahit olduğumuz Arap isyanının
ortaya koyduğu diğer bir husus ise, ken-
di coğrafyamızda olup bitenleri hâlâ Batı
süzgecinden geçirerek değerlendirdiğimiz
gerçeğidir. Peki, bölgemize neden bu kadar
yabancı kaldık? Söz konusu yabancılaşma-
nın temel nedenleri nelerdir? Bölgeyi bilen
uzmanımız neden yok denecek kadar az?
Kuşkusuz Ortadoğu’da meydana gelen
olaylarla iyice ortaya çıkan bu kopukluğun
birçok boyutu vardır. Ancak biz, daha çok
nedenler ve bundan sonraki süreçte neler
yapılabileceği üzerinde duracağız.
Yabancılaşmanınetkin
faktörleri
Dilsel nedenler
Türkiye’nin Latin alfabesine geçmesiyle
hemArap harfleri ile yazılan, hem de birçok
Arapça kelimeyi barındıran Osmanlıcayı
(
Arap harfleri ile Türkçe) bilen kişi sayı-
sında azalma oldu. Ortaya çıkan bu sonuç,
doğal olarak Arapçaya olan ilgiyi de azalttı.
Dolayısıyla dilini bilmediğiniz, kendi kay-
naklarından takip edemediğiniz bölgeyi
tanımanız ve sağlıklı ilişkiler kurmanız da
hayli güçleşiyor.
Arapçaya, ülkemizde son yıllara kadar
bir yaşam dili algısından ziyade Kur’an
dili mefhumuyla yaklaşılmıştır. Neredeyse
1990’
lı yıllara kadar sadece ilahiyat ve yay-
gın bir şekilde de medreselerde öğretilen
Arapça, hak ettiği ilgiyi görememiştir. Zira
Ortadoğu’yu, geçmişi, İslam’ı hatırlatan
şeylere karşı mesafeli duruldu. Son 20 yılda
atılan önemli adımlar olsa da hâlâ Arapçayı
bilen kişi sayısı oldukça azdır.
Özellikle Arap dili ve edebiyatı alanında
yaptığı çalışmalarla alanında muteber bir
konuma sahip olan ve son kabine değişikliği
ile Başbakan Yardımcılığı görevine atanan
Prof. Dr. Emrullah İşler, verdiği bir röpor-
tajda Arapçanın önemi ile ilgili şu ifadeleri
kullanıyor:
Sınır komşularımızdan aramızda en
uzun sınırlarımızın olduğu Irak ve Suriye,
iki Arap ülkesidir. Her iki ülke vatandaş-
larıyla tarihi ve kültürel bağlarımız çok es-
kilere dayanmaktadır. Aynı coğrafya içinde
yaşadığımız ve yaşamaya devam edeceğimiz
bu ülkelerle her zaman iyi ilişkiler içinde ol-
mamız açısından Arapça çok önemlidir.”
Bu ifadeleri ile tarihî ve kültürel birlikte-
liğe işaret eden İşler, aynı röportajın deva-
mında, “Arap ülkeleriyle aramızdaki ticarî,
siyasî ilişkiler de Arapçaya olan ilgiyi arttır-
mıştır. Ülkemizde Arapça öğrenmenin bir
yararı da kültürel bağlarımızın çok eskilere
dayandığı Arap dünyasını ana dilinden ta-
kip edebilmek, dünyanın en sıcak bölgesini
kendi medyasından okuyabilmek ve dinle-
yebilmektir” ifadelerini kullanmaktadır.
Doç. Dr. Gökhan Bacık’ın “Ne Arapçayı,
ne de bölgeyi iyi bilen insanlar var ülkemiz-
de” ifadesi de gerek Arapça bilenlerin azlı-
ğı, gerekse bölgeyi bilen uzman sıkıntımızı
göstermesi açısından son derece önemlidir.
Bunun en temel nedenleri olarak “siyasal
sistem” ve “toplumsal kültür”ü düşünen
Bacık, bu iki sistemin yıllarca ülkeyi adeta
kendi kabuğuna hapsederek içselleştirdiğine
vurgu yapmaktadır.
İlginç bir şekilde Arapça konuşmak, daha
düne kadar gericilikle eş değer tutulmuş,
bu nedenle bölge dilini konuşan insanımı-
zın sayısı da yetersiz kalmıştır. Batı, bu tür
takıntıları olmadığı için rahat bir şekilde
ilerlemiştir. Batı’da Arapça bilmeyene, böl-
geye sık sık gidip gelmeyene uzman gözüy-
le bakılmamaktadır. Türkiye’de ise bırakın
Mısır uzmanımızın olmasını, Arap dünyası
uzmanı sıfatını bile hak eden çok az ye-
tişmiş insanımız bulunmaktadır. 30 yıldır
Ortadoğu’da çalıştığını söyleyip de bir kere
bile Yemen’e gitmemiş olan uzmanlarımız
vardır. 20 yıldır bu işle uğraşıp da hâlâ Bin
Ali’ye “Ben Ali” diyen, Salih’e “Saleh” diyen
uzmanlarımız mevcuttur.
Siyasal nedenler
Osmanlı’nın yıkılmasıyla kurulan dev-
letlerin her biri, ülkelerinin çıkarları doğ-
rultusunda politikalar izlediler. Söz konusu
çıkarları doğrultusunda bölgenin kimi ül-
tadoğuveTürkiyegerçekleri