83
ocak
2014
GÖK, YERVE İÇİNDEKİLERO’NUTESBİH EDERLER”
VeMadiba’yı
dauğurladık
BÜYÜK
bir tepeyi aştığında
insanın bulacağı şey, daha aşılacak
çok tepelerin olduğudur.” (Nelson
Mandela)
Mandela bu sözü söylerken,
devrimci yüreğinin umutları öylesine
dolu doluydu ki, o doluluğu bir ömre,
o ömrü de kitaplara sığdırdı. Mande-
la, hayatının en verimli dönemlerinde
27
yıl mahkûm oldu ve 1990 yılında
hapishaneden çıkmasına karşın,
terörist listesin den ancak 2008
yılında çıkarıldı.
Burada bir parantez açmalı. 1992
yılında Türkiye’nin vereceği “Atatürk
Uluslararası Barış Ödülü”nü, hayatı
boyunca aldığı 250 ödülün yanına
almadı, yani kabul etmedi. 2000
yılından sonra bu ödül, mevzuat
tüzüğü değişikliği sebep gösteri-
lerek kaldırıldı. Nelson Mandela bu
ödülü alsaydı, 251 ödül sahibi olarak
anılacaktı. Ödülü almama sebebi
olarak Türk Devleti’nin Kürtlere uy-
guladığı politikayı gösteren Nelson
Mandela’nın, AK Parti döneminde
aynı daveti alsaydı, muhakkak ülke-
mizde vereceği mesaj da tarih sayfa-
larında yerini alacak önemde olurdu.
Her ne kadar kimi vatandaşımız, şu
an gelinen noktadan memnun olma-
sa da ülkenin güneşinin her sabah
daha fazla ısıttığı coğrafyada artık
kan dökülmüyor, ticarî ve tarımsal
anlamda kolaylıklar sağlanarak, kal-
kınma için çaba sarfediliyor. Aslında
ardımızda bıraktığımız ülkemizde,
aşmış olduğumuz “tepeler” açısından
en önemli birkaç gelişmeden biridir
bu.
Fakat Kürt halkının masumiyetini
ve beklentilerindeki eksikliği bildi-
ğinden, kendini “özgür halklar” adı
altında lider olarak dünyaya lanse
eden ve Kürt halkına da bunu şartlı
şekilde kabul ettirmiş olan Abdullah
Öcalan hakkında bir bilgi eksikliği
olduğu muhakkak. BDP’li milletve-
killerinin, Mandela’nın ödülü reddini
onursal bir destekmiş görmeleri de
şahsım adına rahatsız edici. Öldürü-
len masum insanlar ve yaşananların
özgür halklar” ile bir ilgisi yoktur.
Ancak yine de aşılacak daha çok
tepelerimiz var hem ülkemiz, hem de
dünya insanları olarak...
Nelson Mandela, 2013’te bize
veda ederken, arkasında bıraktığı söz
mirası ile gönül ve düşünce dünya-
mızda iz bırakanlardan oldu.
2014
yılının, teknolojide yeni bir
çağın açılacağı dönem olacağı bek-
lentisi içindeyim. Son on senede
gelinen noktada, gözlerimiz faltaşı
gibi açıldı, yeni model telefonları
beklemede. Artık telefonlarla pişen
ve şişen bir dünya toplumu olduk.
Telefonlar, beyin ve maddenin
parmak ucunda internet denen bir
iletkenle mucizeler oluştururken,
artık beyin ve bilgisayar program-
ları yarışır hale geldi. Bunun son
örneği, çift ekranlı ve her iki tarafı
da kullanıma açık olan, yine küçük
kutuların el ve ceplerde yer alacağı.
Bu kutuların artık taşınmasın-
dan ve takibinden yorulur hale
gelene değin serüvenin devam
edeceği görünüyor. Devamında
beyin ya da ele takılacak bir çip ile
taşınma külfeti de ortadan kalka-
caktır. Ama henüz insanlık eğitim
aşamasında, tüm bu teknoloji
çılgınlığı, bilimkurgu filmleri ve cep
telefonları ile insanların eğitimi
çabasındayken, aynı zamanda
yeni keşfedilen gezegenler de
insanlardaki gizeme dair hayret ve
merakı daha çok tetikliyor. Buna
çok şaşırmayan, ama keşfinin ne
zaman gerçekleşeceğini bekleyen-
lerden biri de benim.
Görünmez olanın bilinmemesi
için bir sebep yok. En azından
inananlar için durum bu şekilde.
Gezegenlerin ve gelişen teknoloji
çılgınlığının bizi nerelere ulaştıra-
bileceğini tahmin etmemek çok da
güç değil. Çünkü Âlemlerin Rabbi,
bu konuda zaten bize birçok ön
bilgiyi, galaksi sistemini, yıldızları,
havanın ve suyun kaldırma kuvve-
tini, görünmeyen âlemlerin varlı-
ğının bilgilerini son kitap Kur’an-ı
Kerim ile yolladı, bizlere sadece
gizleri keşif zevkini bahşetti.
S
ONRA
iradesini semaya yöneltti ve
gökleri yedi tabaka olarak tanzim etti.
O, her şeyi bilir.” (Bakara, 29)