75
ocak
2014
de,çok yükseklerde uçabilen ve şahinden ka-
çabilen ender güvercinlerden biridir.Mardin
gibi,bu güvercin türünün de hastaları çoktur.
Bu öyle bir hastalıktır ki, damdan dama do-
laştırır, adama karı boşatır…
Soralım:Andımızı okumak zorunda kalan
bir Kürt veya bir Ermeni neden bu milletten
boşanmak istiyor? Etnokültürel farklılığını
neden hukuka tâbi kıl(a)mıyor? Üniterlik,
kifayetsiz kalıp İmparatorluk algısından
yoksun, kendini Türk milleti içinde bir yere
oturtamadığından olabilir mi? BulgarTürkü,
Batı Trakya Türkü ve Irak Türkmenlerini bu
millete baki kılıyorsunuz da neden bu top-
raklarda yaşayan bir Rum’u, Ermeni’yi veya
Kürdü tâbi kılamıyorsunuz? Siz ötelediğiniz
için kendilerini “bizden” saymıyor olabilirler
mi?
Türk diye bir ırk yoktur, ama Türk diye
bir millet vardır.” Yasin Aktay bundan farklı
ne söyledi? Türk ırkı derseniz, Hitler’den bir
farkınız kalır mı? Irk, kan bağı ile alakalı bir
tanımlamadır. Kültürün ırkı değil, milliyeti
olur. Slav, Germen veya Anglo-Sakson gibi
tanımlamalar “Beyaz Irk” içindeki alt grup-
lardır. Oğuz, Kıpçak gibi betimlemeler de
alt grup tanımlamalarıdır. O yüzden ne Al-
man ırkından söz edilebilir, ne İtalyan, ne de
Türk... Ama hepsinin ayrı kültürleri vardır.
Türkü Türklükle aldatmaktan bahsederdi
hep rahmetli Şenol Özbek. İşaret ettiği de
bu noktaydı. Hatta şöyle derdi: “Orhangazi
ile Nilüfer Hatun evlenirken soy bozuluyor
da Kürşad, Çin İmparatorluğu’nun sarayın-
dan kız kaçırırken niye bozulmuyor?”
Türklük İslam’la
mündemiç bir kavramdır
Mustafa Kemal’in Anasır-ı İslamiye te-
zindeki gibi Türklük, İslam’la mündemiç bir
kavramdır.
Osmanlı bir Türk devleti midir? Evet, bir
Türk devletidir. Selçuklu da öyleydi. Fakat
Osmanlı, hiç bir zaman Türkçülük yapmadı.
Yapma aptallığında da bulunmadı.Milliyet-
çilik yapanlara karşı Türkçülük, bu toprak-
larda İttihat ve Terakki ile birlikte bir refleks
olarak gelişti. Ama yapılan hatalar, görüldü-
ğü andan itibaren -ancak- konsalide olarak
hayatını idame ettirdi.
Her seçimde CHP ve MHP sahayı
hep başı önde terk ediyorsa, Ankara’dan
öte bu millete tekabül edememelerin-
dendir. Üzülüyorsunuz, biliyorum. Ama
bu millet, İmparatorluk bakiyesi bir mil-
lettir. İmparatorluklar, kendilerini hiçbir
zaman bir ırk ile tanımlamazlar. Tanım-
ladıkları anda bölünmeye mahkûmdurlar.
Böyle devam ederlerse, bu milleti bir kere
daha parçalanmaya mahkûm edecekler.
Türk, burada ancak bir milletin adıdır.
Fakat kendilerini bu milletin içinde gören
diğer kavimlere “Sen de Türk’sün. Ya bunu
kabul edeceksin ya da terk edeceksin!” de-
mekse zulme girer. Patronluk taslamak,
bazılarının ezilmişliğine psikolojik bir deva
olabilir. Fakat burada önemli olan, var olan
kimlikleri adaletle yönetmek ve gönül rızası
içinde kendi hukukî bağını kendinizle bir-
likte görmeye sevk etmektir. Buna “birlik-
te yaşama ve geleceği birlikte inşa etmek”
diyorlar. Bunun göstergesi de Meclis’te
ve devlette nispî temsilin görülmesidir.
Türkçülük, bu son yüzyıl içinde “ulus dev-
let”için üretilen ve kendini içeriye hapseden,
iddiasız, ayrıcalıklı bir zümre yaratmaya
endeksli -uydurulmuş- bir tanımlamadır.
Bir dönem bununla idare etti millet. Ama
artık buna ne içinde bulunduğumuz zaman
müsaade etmekte, ne de var olan misyon ve
uluslararası siyasî perspektif...
Bizler, içinde yaşadığımız topraklar için-
de güç algımızı doğru ölçemiyoruz. Fakat
dışarıdan bize bakanlar, artık tekrar tarihsel
misyonumuza dönmemiz gerektiğine dair
bizi bir ivmeye zorluyorlar. Çünkü buna
ihtiyaçları var. Bundan beri durmak da ne
inancımıza uyar, ne de ideallerimize.
İdeali olmayan devlet de ayakta kalamaz.
Hâlâ İttihat ve Terakki zihniyeti ile hareket
eden MHP ve CHP’nin düştüğü durum,
tam da buna işaret etmektedir. Yaşadığımız
zaman, ulus devletlerin tek tek tarih sah-
nesinden çekilmesine sebep olacaktır. Dış
politika konusunda değiştirilen stratejiler de
bunu göstermektedir.
Yasin Aktay’ın bu sözlerini MHP ve
CHP’liler algılayamazlar. Algılasalar da
işlerine gelmez. Önlerine konan bu ideali
algılamalarını da beklemiyorum zaten. On-
lar, sadece önümüzdeki seçimlere dair “Bir
malzeme bulduk”diye övünüp dursunlar, biz
işimize bakalım…
İsimler her zaman
değişebilir
İsimler her zaman değişebilir. Değişme-
yen tek şey vardır: Millet-i ebed, devlet-i
ebed”.
Malatya’daki sokak adlarının değişmesini
de bu bağlamda görüyorum. O yüzden mo-
ral/duygu Politik ile Batı’da milletin algısıyla
uğraşma kolaycılığına kaçıp bir bölge halkını
diğer bölgelere tehdit olarak göstereceğinize,
oradaki halka nüfuz edip mevcut durumu
değiştirmeye çalışsanıza…Neden meclisin-
de tek bir üyenizin dahi olmadığı bölge ile
ilgili sadece hamaset yapıyorsunuz? Oradaki
halk neden böyle bir değişime ihtiyaç duyu-
yor? Neden hem de Seyit Onbaşı gibi bir
kahramanın ismini kaldırıp sokağa Ahmet
Kaya adını veriyor?
Merak etmeyin Malatyalı, Seyit Onbaşı’-
nın sırtına yüklediği mermiye tekme atmadı.
Buna karşı çıkma hakkınız elbette var, ama
oradaki halk buna onay veriyorsa, size ne!..
Belediye Meclisi’nin almış olduğu bir kararı
merkezî hükümetin bir tasarrufu gibi yan-
sıtmak hangi adalete uyar? Oradaki halkı
kazanın, geçirin Meclis’i elinize, sokağa tek-
rar Seyit Onbaşı’nın adını mı vereceksiniz,
Bahçeli(evler) mi diyecekseniz, ne diyecek-
seniz deyin…
Ayrıca sadece ismi değişen o mu? Hrant
Dink’in adı da doğduğu evin bulunduğu so-
kağa verildi. Bitmedi, bu hükümetle zerre bir
bağı bulunmayan İlyas Salman bile bu deği-
şimlerden nasiplendi.2 bin 400 sokak ve cad-
denin adı değişirken, Belkıs Akkale, Niyazi
Mısrî,Kemal Sunal gibi sanatçıların da adları
Malatya sokaklarını süslemeye başladı.
DÖNEMİ KAPANDI