73
ocak
2014
Dilek Yaraş
kes eleştirilebilir ama Hocaefendi’ye en ufak
bir eleştiri yöneltilemez. Bu durumun en uç
örneğine -hepinizin bildiği gibi- Mavi Mar-
mara olayında şahit olduk. Fethullah Hoca
ortaya bir söz attı ve koskoca camia bir anda
Mavi Marmara yargıcı kesilerek şehit ailele-
rini incitecek söz ve davranışlarda bulunmaya
başladı. Gülen’in, İsrail’in tezlerine katkı ve
dayanak sunan sözlerini, bunun Türkiye’ye
verdiği zararı sorgulamıyordu hiçbiri. Ho-
ca’nın hikmetinden sual olunmaz ya…
Dolayısıyla şakirtlerin Türkiye’ye ve ken-
dilerine zarar veren bu Hocaefendi putunu
parçalayarak “insan” Fethullah Hoca’yı bul-
malarının bir “normalleşme” süreci için şart
olduğunu düşünüyorum. Durum, bu hâliyle
oldukça patolojik görünüyor zira.
Suskunluklarınnedeni
Doğrusunu isterseniz Mavi Marmara
olayından önce, Gülen hakkında İsrail ve
ABD’ye hizmet ettiği iddialarının iftiradan
ibaret olduğunu düşünüyordum. Katliam-
dan sonra Amerikan gazetelerine verdiği o
talihsiz demeçlerse uyanmama vesile oldu
ve o tarihten itibaren de hem Hoca’yı, hem
de Cemaat’i yakın takibe aldım. Kim ol-
duklarını, gerçekte nereye hizmet ettiklerini
yargılamadan” anlamaya çalıştım.
Mavi Marmara ile ilgili kitap çalışmam
sırasında ve sonrasında ise Cemaat’in oluş-
turduğu müthiş baskı ve kapalılık ortamına
birebir şahit oldum. Bir örümcek ağı gibi
her yere yayılan ve maddi gücüyle herkesi
sindiren “Cemaat”, kesinlikle şeffaf değildi.
Ayrıca şunu da gördüm: Diğer İslamcı
cemaatler,Gülencilerin kendilerinden başka
hiçbir cemaate yaşam alanı bırakmamala-
rından ötürü “İllâllah” diyorlardı, ama bunu
kendi aralarında konuşmaktan ileri gidemi-
yorlardı. Sebep olarak da Müslümanların
bölündüğü algısının oluşmasına ve fitneye
engel olmayı öne sürüyorlardı. Ama ben,
bu suskunlukta dünyevi korkuların ve ih-
tirasların da rolü olduğunu düşünüyorum.
Kanallarında Zaman gazetesinin reklamları
dönen bazı “muhafazakâr” televizyonların,
Mavi Marmara şehitlerinin ailelerinin söz-
lerini bile sansürlemelerini başka nasıl açık-
layabilirim ki?!
Paralellerdenparalelbeğen
Bu baskı ortamı ilk defa “dershane” tar-
tışmalarıyla hafifledi ve muhafazakâr çevre
ile diğer cemaatler, Gülencileri eleştirme-
ye, hatta onlarla kavga etmeye başladı. 17
Aralık’taki, yargının “yolsuzluk” operasyo-
nundan sonra ise kılıçlar kınından çekildi
ve kıran kırana bir savaş başladı. Bu savaşla
beraber “Pandora’nın kutusu” da tam olarak
açıldı ve daha önce bastırılmış, gizlenmiş
her şey ortalığa saçıldı.
Şahsen ben, tarafların birbirlerine sar-
fettikleri lafları, havada uçuşan hakaretleri
duydukça hayretlerden hayretlere düşüyor
ve “Her iki taraf da ne kadar öfke ve kin bi-
riktirmiş meğer” diye düşünüyorum.
2014’
ün ilk günü yayınlanan haberlerden
Cemaat’in paralel bir devlet oluşturduğunu
ve bu paralel devletin, esas devletin kılcal da-
marlarınakadarnüfuzettiğini”öğrendik.Ma-
lumunuz KCK’lılar, yargı tarafından “Paralel
devlet kuruyorlar” iddiası ile topluca ve şov
yaparcasına tutuklanarak hapse atılmışlardı.
Şu işe bakın ki KCK’nın paralel devletini
engelleyen de Cemaat’in paralel devletiymiş
meğer. İşin yoksa parallelerin içinden paralel
beğen artık.Güler misin, ağlar mısın!?
Tabiî tüm bu iddialar doğruysa -ki her
geçen gün biraz daha doğrulanıyorlar-, bu
paralel devlet (KCK’yı da katarsak “devlet-
ler”) kurulurken “Esas devletimiz neredey-
miş ve ne yapıyormuş?”diye merak etmeden
yapamıyor insan. Hele Başbakanımızın,
Cemaat’in Hükümet’i düşürme operasyon-
larına karşı söylediği “Bugüne kadar ne iste-
diniz de vermedik?”sözü,benim için işi iyice
içinden çıkılmaz hâle getiriyor.
AlmayacaklardıMavi
Marmarayetimlerininahını
Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın,
paralel devlet yapılanmasının derinliği ve
yaygınlığı karşısında hayrete düşerek “kan-
dırıldıklarını” ifade etmesi, beni de fena
halde hayretlere düşürdü. Çünkü bunu
söyleyen, herhangi bir sosyal demokrat
hükümetin değil, Milli Görüş geleneğin-
den gelen AK Parti’nin sözcüsü. Fethul-
lah Gülen’i İslami çevrelerin içinde bir tek
Milli Görüşcülerin eleştirdiğini, rahmetli
Necmettin Erbakan’ın Gülen hakkındaki
görüşlerini, 28 Şubat’ta yaşananları, bütün
o süreçlerde yurtdışında yaşamış olan ben
bile biliyorsam, AK Partililerin bilmemesi
ve Cemaat tarafından kandırılması nasıl
mümkün olabilir?
Hadi diyelim ki bir saflık yapıldı, aşırı iyi
niyetle ve fakat mecburen vesayet rejimin-
den kurtulmak için bir ittifak kuruldu. Peki,
bu kadar kaygan zeminde kurulan bu itti-
fakın insanın ayağını fena kaydıracağı nasıl
öngörülemedi? Hiç olmazsa (benim gibi)
Mavi Marmara olayında uyanabilir ve aci-
len gereken önlemler almaya başlayabilirler-
di,değil mi? YoksaMavi Marmara’ya gelene
kadar işlem çoktan bitmiş miydi?
Zihnimi bulandıran ve kimyamı bozan
bu sorulara bulabildiğim tek makul cevap,
bu tehlikeli durumun farkında olunduğu,
ama kesin ve somut kanıtlar toplanana ka-
dar harekete geçilmediği yönünde.
Ne olursa olsun, en azından derin bir
atalet” var ortada ve içinden geçtiğimiz sü-
reç, her iki taraf için de çok sancılı ve yıkıcı.
O kadar ki, bazen “Mavi Marmara yetimle-
rinin ahı mı tuttu acaba?” diye düşünmeden
edemiyorum. En azından bütün tarafların,
yaptıkları hataların bedelini ödediğinden
eminim.
Olayların bu noktaya gelmesinde hiçbir
katkısı olmayan masumlarınsa “Allah’ım!
İçimizdeki şaşırmışların yüzünden bizi he-
lak etme” diye dua etmekten başka çaresi
yok.