69
ocak
2014
Nadire Yıldırım
tadoğu ülkeleri olmak üzere- tüm dünyada
Türkiye’yi “lider ve umut” ülke konumuna
taşıyor. Bu trendin simge ismi Recep Tayyip
Erdoğan’dır. Biz, özlediğimiz yarınlar bugü-
nümüz olacak diye sevinirken, Türkiye’nin
tüm dünyayı etkileyen krize rağmen ulaştığı
büyüme rakamları ve büyüyen itibarı herkesi
mutlu etmiyor kuşkusuz. Bu ülke ne zaman
önemli adımlar atsa, ne zaman, hangi yılda
kimin bağladığı malum yahut meçhul pran-
galarından kurtulmaya kalksa, sergilenen
oyunlar yine sahneleniyor.
Hedef Başbakan
Gezi olayları ile başlayan ve bu ülkenin se-
çilmiş başbakanını hedef alan saldırılar yine
izansız ve insafsızca sergileniyor. Etkili bir
siyaset yapmaktan uzak, proje üretmekten
aciz muhalefet de “Düşmanımın düşmanı
dostumdur”diyerek sahip çıkıyor bu ülkenin
düşmanlarına, el ele veriyor kirli tetikçilerle
ve oyunlarına alet oluyor.
Neler oluyor, Erdoğan neyi hedefliyor,
nerede yanlış yapıyor, birileri nasıl bu denli
cephe alarak kutuplaşmanın üstüne gidiyor
anlamaya çalışıyorum. Aylardır kafam ka-
rışık, gönlüm darda, gelişmeleri takip edi-
yorum. Son gelinen nokta, uykularımızın
kaçması gereken bir hal aldı. Aklıselimle
sormamız,tartışmamız gereken yerde,bizzat
dindarlar üzerinden yürüyen bir kutuplaşma
-
ki bu şiddette bir kardeş kavgasının da ör-
neği yok- birileri eliyle büyütülüyor. Sanal
âlemde yazılıp çizilenler, birleştirilen ope-
rasyonlar ve basına ilginç bir zamanlama ile
servis edilen görüntüler…Bu, kirli bir savaş.
Bu, kazanan muhapları olmayacak bir savaş.
Bu savaşın kazananı, kavga eden kardeşlerin
ortak düşmanlarıdır, bu ülkenin düşmanları-
dır. Bu kadar basit. Bu süreç de bitecek, her
şey gibi bu günler de geçecek, ama kazanan,
bu ülkenin gelişmesini,mutlak bağımsızlığı-
nı istemeyenler olacaktır.
Buna fırsat vermemeliyiz dostlarım. Tür-
kiye büyüyor, Türkiye gelişiyor, Türkiye de-
ğişiyor. Biz Türkiye vatandaşları, koparılan
fırtınalara inat, sakince, dingince bakabilme-
liyiz tabloya. Gerçekte neler oluyor? Türkiye
kimleri rahatsız ediyor? Bunca yıldır sürdü-
rülen müttefik konumu neye hayır dediği-
miz için kaybediyoruz? Sözde barış ve insan
hakları savunucusu olarak tüm dünyayı işgal
etme hakkını kendinde görenlerin,barış sağ-
lama adına yaptıkları katliamları unutmadan
seyredin bir manzarayı. Bakınız, kendi men-
faatleri olmaksızın tek bir adım atabilmişler
mi? Nereye girmişlerse orada bir maden var,
petrol var, ucuz işgücü var, Birinci Dünya
Savaşı öncesine uzanan sömürme alışkanlık-
ları var…O yüzden, şimdi hangi menfaatleri
azıcık zarar görmüş, iyi değerlendirmeliyiz.
İyi birmuhasebe gerek
Bakınız son ayların manşetlerine, ABD
temsilcisinin demeçlerine, bankalarla ilgi-
li gelişmelere… Medyayı çok yönlü takip
ederek, muhalefeti ve yandaş medyası ile
kim ne yazmış, hangi bilgiyi servis ediyor,
iyice bakmalı dostlar. Şimdi fırtına zamanı,
her şey sallanıyor, dürbünümüz de. Mercek-
ler şaşıyor, doğru yanlış karışıyor, zemin her
zamankinden daha kaygan. Daha çok sor-
malı “Doğru ne, yanlış nerede?” diye. Doğru
bildiklerimizi daha çok söylemeli, doğrulara
daha sıkı sahip çıkmalı.
Halkbank, yolsuzluklar, rüşvet…Günde-
mi sarsan, kalplerimizi ürperten gelişmeleri
kendi içinde değerlendirmeli ve ona göre
tepki vermeliyiz. Savunma yahut saldırı, şu
an gördüğümüz tavır bu. İlla kutuplaşma-
lı mıyız? İnatla ve ısrarla diyorum ki, “Biz,
aynı geminin yolcularıyız”. Aynı ülkenin
kardeşleriyiz biz. Saldıran beddualarla saldı-
rıyor kendine yıllardır saldırıldığı zannı ile.
Savunan, doğru-yanlış, topyekûn savunun-
ca, haklıyken haksız oluyor. Oluyor da ne
oluyor? Bu ülke birkaç haftada milyarlarca
dolar kaybediyor.
Halkbank üzerinden yapılan saldırılar,
İran-Türkiye ilişkileri veABD-İsrail çıkarları
bağlamında düşünüldüğünde, aylar öncesin-
den sinyallerini veren, aslında şaşırmamamız
gereken bir durum. Türkiye’nin bankası, ya-
sal işleyişini korumak zorunluluğu ile elbette
Türkiye çıkarları doğrultusunda hizmet ve-
recektir ve ciddi yükselişi, ekonomik verile-
ri ile herkesin alkışını hak edecektir. Sözü
edilen paralar ve bankanın genel müdürü
hakkında kararı yargı verecektir. Dileğimiz,
yargı bağımsızlığının korunabilmesidir.
Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları da net bir
duruşu gerektirir. Hakkı biliyorsak, hak ye-
meyeceğiz. Yiyene fırsat vermeyeceğiz. İd-
dialar önemli. Daha mühimi, kilit isimler
üzerinden gidiliyor olması. Bu isimlerin de
yine “Alnımız ak, yargının işleyişine destek
oluruz” deyip ilk adımda istifa etmelerini
beklerdim, olmadı. Masum iseniz -iddialar
elbette üzücü ama- sonuçlanana kadar çe-
kilerek, sabırla bekleyerek kahraman olabi-
lirdiniz. Bu fırsatı kaçırdınız. Başbakan’ın,
ekibini sonuna kadar koruduğunu biliyoruz.
Bu, onun en güçlü özelliklerinden biri. An-
cak bu güç,zaaf haline gelmemeli.İspatlana-
na dek herkes masumdur, yargısız infaza da,
topyekûn savunma refleksine de hayır.
Asıl sınavı biz vereceğiz
Yapılan operasyonların büyüklüğü nispe-
tinde korunabilen gizlilikse şaşırtıcı. Adli
yargı sistemine girilmiyor, Başsavcı, bilgisi
dâhilinde yürümesi gereken işlemlerden ha-
berdar değil…Operasyon süresi, sözü edilen
iddialar için normal sayılabilir. Lakin birkaç
ayrı operasyonun bir arada değerlendirilmesi
ve aynı anda sürecin başlatılması da düşül-
mesi gerekenlerden.Bütün bunları düşünür-
ken, yine de durduğumuz yeri kaybetme-
memiz gerekiyor ki yolsuzluk, yolsuzluktur.
Kim, ne adı altında yapıyor olursa olsun, ce-
zasız kalmamalıdır. İddialar ispatlanırsa, ucu
kime uzanırsa uzansın, adaletin gereği yerini
bulmalıdır. Yargı süreci henüz başlamışken,
adalet sözünü söylememişken, basına her
türlü bilginin, ihtimal dâhilinde olabilecek
bağlantıların bile verilerek birilerinin adres
gösterilmesini de şiddetle kınıyoruz, rüşve-
tin, bu çağın normali sayılmasını da.
Hükümet ciddi bir atağa geçti” izlenimi
vermeye çalışıyor bazı manşetler. Alınan
kararların gerekçelerinin, iktidar tarafından
muhataplarına açıklanmasını,işleyişin -şayet
normalse- hakikaten normal seyrinde ilerle-
mesini bekliyoruz. Emniyet ve yargıda de-
rin bir yapılanma varsa eğer, uzantıları açığa
çıkarılmalıdır, tıpkı yolsuzluk faillerinde ol-
ması gerektiği gibi. Ancak oluşturulan dep-
remler, ne Emniyet’teki sorunları çözecek,
ne de bu belirsizlik ortamında yapılan şeyin
doğruluğundan emin olunabilecektir.
Biz, yolsuzlukların karşısında, demokra-
sinin yanındayız. Sorumlular bizzat kabine
içine kadar uzansa bile, işlemlerin en sağlıklı
şekilde işlemesi adına Hükümet gerekeni
yapmalıdır. Cemaat, içindeki tabanından gi-
derek daha uzaklaşmakta ve bu kamplaşma-
nın üzerine giden kesim, niyetlerini, sözleri-
ni ve eylemlerini yeniden gözden geçirmeli.
Kardeşin kardeşle kavgasına, aynı Allah’a
inanan, aynı secdede buluşan insanlar fırsat
vermemelidir. Verenler, Allah indinde illaki
karşılığını bulacaklardır. “Siyasetle bitireme-
dik, iktidarı bu oyunlarla devirebiliriz” diye
ağzı sulananlar da vicdanlarını ve akıllarını
dâhil etmelidirler artık siyasetlerine.
Demokrasinin gereği “halkın iradesi”dir.
ABD ön onaylı, dış güdümlü insanların ik-
tidara gelebileceği günler geride kalmıştır.
Türkiye, eski Türkiye değildir. Söz milletin,
yargı mahkemelerindir. Şimdi, gerçek bir
demokratlık ve insanlık sınavı vereceğiz.Ka-
zanan Türkiye olsun...