61
ocak
2014
Nesrin Çaylı
Mesela CHP bundan ne-
malanabilir. Ama Cemaat’in
nemalanacağı bir şey yok
burada. -Farzımuhal olarak
düşünüyorum- CHP iktidar
olsa, Cemaat’in yargıda, em-
niyette kadrolaşmasına izin
verir mi? Asla! Bir gece içinde
tırpanlarlar.
***
Yani bildiğimizden şaşmak,
güç mücadelesine girmek,
adam çalmaya, çelmeye çalış-
mak, bunların hiçbiri iş değil.
Bunlar, bizi maalesef birtakım
anlamsız işlerle uğraştırmak
ve oyalamak anlamına geli-
yor. İslam dünyasında “İran
mı lider olacak, Türkiye mi?
Türkiye’de AK Parti’nin mi
etkinliği olsun, Cemaat’in mi?
Hangi cemaat, hangi cemaati
döver? Benim duam sizin
duanızı mı döver, sizin duanız
benim duamı mı döver?” yet-
miyor, beddua yarıştırıyoruz…
***
Böyle dönemlerde bu tür
değerlendirmeler oluşur.
Komplo teorileri halk nezdinde
oluşur. Bunların gerçeklik
payı tartışılır. Ama burada
asıl mesele, toplumda böyle
teorilerin oluşmasına imkân
sağlamış olmaktır. Sizde bu
intibaın oluşmasını sağlamak-
tır. Toplum, olanları bir yere
oturtuyor. İngiliz, İsrail projesi
gibi teorilerin üretiliyor olması,
onlar adına sağlıklı bir görüntü
ortaya çıkarmıyor. Biliyorsu-
nuz, algı yönetimi diye de bir
şeyden bahsediliyor.
>> Peki, anladık mı? İçimiz
burula burula anladık hem de...
Yolsuzlukları kayırdığımdan
değil, yolun yordamın usul-
süzlüğünden buruldu içim.
Ecdadımın üç kıtada aynı
dili konuşuyor olmasını gıpta
ile yad ettiğimden,Türkçe
Olimpiyatları’nı seyrederken
gözyaşlarımı tutamadığımı ha-
tırlayıp buruldu sonra... “Onlar
kimdi, bunlar kim?” sorusuyla
içimin burulmaları bir matka-
bın mahir gücüne dönüşüverdi.
Ki aşinasıydım böyle çıkış-
ların... Bir zamanlar sağ-sol
hareketleri içinde matematik
hocamın dövülmesine şahit
olmuştum. Babamla geceleri
sokaklarda afiş yapıştırmışlı-
ğım da vardı. Kapımıza 1980
Darbesi öncesinde kırmızı boya
ile “sağ”cı çarpısı atılmıştı. Ol-
masaydı darbe, öldürülecekmiş
babam…
Fakat bu durum başkaydı.
Şimdi kırmızı çarpıyı, ortak
paydalarımızın olduğuna inan-
dığımız oluşum mensupları,
tam kalbimizin ortasına atmıştı.
O oluşumun içinde ihlas ve
gayret ile hizmete talip olmuş
öyle güzel dostlarım var ki,
en çok da bu çözülmelerden
nasiplenmek acıttı canımı. Son
damla ise “beddua” ile düştü
şaşkınlıktan tıka basa dolmuş
zihnimize, eyvahları ağırlayan
kalbimize...
Zihnimiz ve kalbimiz son
damla ile taşmadan, bir güzel
insana gidelim, sorularımızı
yöneltelim istedik ve Ahmet
Taşgetiren Hocamızı ziyaret
ettik. Ahmet Hocamın yüzü
gülümsüyordu, ama keskin bir
ıstırabı taşıdığını da saklayamı-
yordu tebessümü. Bediüzzaman
Said-i Nursî Hazretleri’nin
sözünü hatırlatmıştı Hocamın
gülümseyişi bana. “Biz mu-
habbet fedaileriyiz, husumete
vaktimiz yok!” der gibiydi. Öte
yandan hak bildiğini söyleme-
liydi, söyledi de... Başbakanımı-
za bir portre çizdi, Hükümet’in
üzerine düşenlerden söz etti.
Söz konusu oluşumun tava-
nına baktı, ikazlarını sundu ve
tabana baktı, ihlas ile hizmet
eyleyenleri kutladı. Bu ne tuhaf
bir araftı...
***
Obama’ya,
Putin’emeydan
okuyabilirlermi?
17
AralıkOperasyonu’nda,
önce şaşkınlık yaşadık.
İslamî duyarlılığı olan,
Hükümet’le ortak payda-
ları bulunan insanlardan
müteşekkil bir yapının
Hükümet’e karşı gerçekleş-
tirdiği bu hareketi yadırga-
dık. Sizce bu durumu nasıl
okumalıyız?
Tabiî ki normal değil. Yani
biri siyasî parti, diğeri bir sivil
toplum yapılanması olan Ce-
maat. Onun için yadırganıyor.
Hele dindar kodlarla oluşmuş
bir cemaatin, yine büyük ço-
ğunlukla dindar toplum zemi-
nine dayanan bir siyasî hareket-
le karşı karşıya geliyor olması
da hayli yadırgatıcı. Cemaat’in
hakikaten böyle bir siyasî
mücadele görünümü içerisine
girmiş olması da bana göre
Cemaat’e ödetilen bir bedel.
Cemaat’e hizmetleri sebebiyle
ağı ile bağlanan insanların aynı
zamanda siyaseten desteklediği
bir yapıya karşı konuşlandırıl-
mış olmaları, doğru kabul edi-
lebilecek bir hadise değil.
Şunu da ifade ediyorum:
Mesela birtakım problemlerle
karşılaştığı dünyanın herhangi
bir ülkesinde böyle siyasî bir
karşı çıkış içerisine girmiyor.
Diyelim Amerika’da okullarına
17
ARALIK
günü, sanırımyüzyı-
lın şaşkınlığını yaşadık. Hani biz
alışkındık darbelere, muhtıra-
lara, post-moderndarbelere...
Gelin görün ki olanlar, alışkın
olduklarımıza hiç benzemiyor-
du. Ogün, dilimizinucuna gelse
bir sitem, yutkunmak geçiyor-
du aklımızdan. Bir yığın “acaba” doldurup zihnimize, anla-
maya koyulmaktanbaşka çaremiz olmadığını hemen fark
ettik doğrusu. Tuhaftı, hızlıydı, mesnetsizdi ithamlar…
Kuşkularartıyor!
Buoperasyonbirkumpasmı?