59
ocak
2014
>> “…/ Kör çıban neşterin
altında nasıl patlarsa,/
Hep ağızlar deşilip, kimde
ne cevher varsa,/ Saçıyor
ortaya, ister temiz, ister
kirli;/ Kalmıyor kimseciğin
muzmeri artık gizli./ Dalka-
vuk devri değil, eski kasâid
yerine,/ Üdebânız ana
avrat sövüyor birbirine!/
Türlü adlarla çıkan nâ-
mütenâhî gazete,/ Ayrılık
tohumunu bol bol atıyor
memlekete./ …/ Nesl-i hâzır
bunu hürriyet-i vicdan sa-
nıyor!/ Kadın, erkek koşu-
yor borç ederekAvrupa’ya/
…/
Vatanın tâkati yoktur ye-
niden ihmâle:/ Dolu dizgin
gidiyor baksana izmihlâle!/
Ey cemâat, uyanın, elverir
artık uyku!/ Yokmu sizler-
de vatan nâmına hiçbir
duygu/ Düşmeden pen-
çesinin altına istikbâlin,/
Biliniz kadrini hürriyyetin,
istiklâlin./…/ Yoksa, onsuz
ne şu dünyâ kalır İslâm’a,
ne din.../ Kuşatırmillet-i
mahkûmeyi hüsrân-ı
mübin./ Müslümanlık sizi
gâyet sıkı, gâyet sağlam,/
Bağlamak lâzım iken,
anlamadım, anlıyamam,/
Ayrılık hissi nasıl girdi sizin
beyninize?”
Son aylarda yaşadığımız
olaylar bizi çok yormuştu.
Akif’in, Safahat’ını dikkatle
yeniden okumaya başla-
dım. Yukarıdaki bölümleri,
yazdığımyazılarımda,
konuşmalarımda bıkma-
dan kullanırken, gençlere
bazı bölümleri fotokopi
yaparak dağıtmaya baş-
ladım. Gazetecilerimiz,
siyasilerimiz, halkımız,
İstiklâl Marşı şairimizi
çok sevdiklerini söylerler.
Mısralar tesir etseydi son
aylarda yaşananları taraf
tutmadan düşünebilir,
söyleyebilirdik.
Bir sabah ünlülerin evin-
de yapılan aramalarda,
ayakkabı kutularının için-
deki paralar ve para sayma
makinelerinin görüntüle-
riyle uyandık. Bu şaşkınlık
içindeyken, siyasiler, bazı
basınmensupları, “Bu bir
komplodur!” diyordu. Bir
memur çocuğu olan ben,
ayakkabı deyince pazar-
dan alınıp bir poşete konan
ayakkabımı hatırladım.
Benimhiç ayakkabı kutum
olmadı. Babammaaşını
getirdiği gün, annemle
ev kirasını, elektrik, su,
doğalgaz harcamalarını
ayırdıktan sonra geri kalan
paraya bakarken, annemin
gözlerinin buğulandığını,
bizlerle göz göze gelme-
meye çalıştığını hatırlarım.
Paramakinelerinin evlerde
olabileceğini ancak film-
lerde görebilirdik. Ve ben,
parası olanların paralarını
bankalara yatırdıklarını
sanırdım. Bir ay içinde
olanları televizyonlardan
seyrederken çocukluğumu
yaşayamayacağımı anla-
mıştım.
Çocukluğunu yaşamak
isteyenlerin evine bir hırsız
gibi girip kalplerini kırma-
ya hakkımız varmıydı?
Başbakanlık Başdanışmanı
YalçınAkdoğan’ın “Orduya
kumpas kurulmuştur”
sözleriyle siyasiler, basın
mensupları bir uykudan
uyandı, geçmişte söyledik-
lerin, yazdıklarını unutarak
kumpas”ı çözmek için
çareler aramaya başladılar.
Kumpas devrindeki savcı
alkışlarla taltif edilirken,
aynı savcı başka bir
kumpasın içinde olmakla
suçlanıyordu. Beraber
yürürken bu tehlikeleri
sezmeyen, sezse de susan
basın danışmanı, önce
yetkilileri yanılttıkları için
milletten özür dilemeliler,
dilemek yetmez, bir daha
tarafsız olarak, yazmaya,
düşünmeyeAllah’ın
huzurunda yemin etme-
liler. “Hükümet yanlısı ve
hükümete karşı olanlar”
diye ikiye ayrılmıştı, za-
man zaman da olayları
objektif değerlendirmeye
çalışanlara “Ergenekon’cu”
denmişti. Bir sabah kalkın-
camanşetler değişti. Aynı
safta olanlar değişmişti.
Birbirlerine söyledikleri
yenir yutulur gibi değildi.
Beraber yürünen yollarda
beraber rahat yaşamışlar,
beraber paylaşmışlar,
beraber gezmişler, sonra
hayretle birbirlerini tanı-
mıyormuş gibi yollarını
ayırmışlardı. Bütün fatura
o yollarda beraber yürü-
meyen halka ödetilecekti
vememur çocuğu “Bütün
faturaları biz ödemeyelim”
diye haykıracaktı.
Geçen hafta AHaber’de
Fatih Çıtlak’ın programın-
da konuktum. Son olaylar
ekranda yer alıyor, sonra
yorumlamamız isteniyor-
du. Ben yıllardır Haber
Ajanda’da yazdığımyazıla-
rımdamümkün olduğun-
ca tarafsız olmaya çalışmış,
hükümetin, belediyelerin,
siyasilerin başarılı işlerini
takdir ederken, bana göre
yanlış veya eksik olanları
da yazmıştım.
Basınmensuplarının
bu işe başlarkenAllah’ın
huzurunda doğruları söy-
leyeceğine ve yazacağına
yemin etmesi gerekir. Ye-
mine uymayanlar günah-
larına razı oluyor demektir.
Önlerine geçmişte yazdık-
ları konursa, kuldan da
mı utanmayacaklardır? A
Haber’de olayları değerlen-
Siyaset
haber
ajanda
Mısralartesiretseydi...
“…/
EN
ağırbaşlısınınbirzilieksikbelli!/Ötüyorherta-
şınüstündebirerdillidüdük./Dinliyorkaplamışetrafını
yüzlercehödük!/Kimnesöylerse,hemenelvurupalkışla-
nacak.../ -Yaşasın!/ -Kimyaşasın/ -Ömrüolan./ -Şak!Şak!
Şak!/”
dirirken, olayları, geçmişi,
hükümetleri de düşünerek
cevap vermek isterim. İkti-
dar vemuhalefet başkanla-
rı, milletvekilleri, belediye
başkanları ve bakanların
listelerini yaparken, listede
yer alanların vasıflarını
düşünerek yapmışlarsa
başarılı olurlar. Hesaplar
üzerine yapılan listeler,
başkanları zor durumda
bırakır. Faturasını da halk
öder.
Gelecek günlerde, liya-
kate bakılarak seçimler
yapılabilir. Ücretli danış-
manlar, parti başkanlarını
yanıltır. Gönlüm, iktidar ve
muhalefet başkanlarının
partili olmayan, menfaat
gözetmeyen ücretsiz,
yollarına devametmesin-
den yanadır düşüncesinde
olduğumu söylemiştim.
Gazeteci örneğim, Ah-
met Kabaklı Hoca, İlhan
Bardakç’dır. BenKabaklı
Hoca’nın izinden gitmekle
doğru yolda olduğuma
inanırım. Hoca’nın za-
man zaman Erbakan’ı da
acımasızca eleştirdiğini
hatırlarım.
Zemzemve Bevval
yazsısının son bölümünü
hatırlayalım: “Milli demek,
İslam’la Türk’ün kaynaş-
mış varlık ve birliğini,
hiçbir çıkar pahasına, hiç
kimseye, hele hele Türk
ve İslamdüşmanlarına
çiğnetmemek demektir.
Türkiye gibi, Kerkük, Batı
Trakya, Balkanlar, Rusya,
İran, Kızıl ÇinMüslümanla-
rı da bunu böyle biliyorlar.
Siz ki daimaMilli Görüş lafı
edersiniz, Irak dönüşünde
o acıklı, o iftira ve Baas
kokan sözlermidirMilli
Görüş? Baas’ın yürüttüğü
Hıristiyan, Arap ırkçılığına
ve bu partininmali, siyasi
vaatlerine düşmekmidir
Milli Görüş? Türk veMüs-
lüman düşmanlığında
Baas’çılarla aynı dili kullan-
makMilli Görüş olamaz.”
Dileğimiz, ülkenin gaze-
tecilerinin bu dürüstlükte
olmasıdır.
Ayla Ağabegüm