56
ocak
2014
Siyaset
haber
ajanda
koştu: Partiye,ülkedeki iki kişiden biri destek
veriyordu.
Ah, oskandallar olmasa…
AK Parti’nin üçüncü kez seçilmeden önce
milletin önüne koyulacak özel şartların şekil-
lenmesi için bu noktada duruldu. Zira millet,
önüne konulan özel şartları ya görmezden
geliyordu ya da gerçekten göremiyordu. En
iyisi AK Parti’ye bir özel şart dokunmuyorsa,
diğerlerini güçlendirmek daha dikkate değer
adımları attırabilirdi.
Son seçimden evvel ilk özel şart CHP’nin
karşısına çıkarıldı. CHP’nin deneyimli ve ne
olursa olsun saygı duyulan Genel Başkanı
Deniz Baykal,bir özel şart sebebiyle görevin-
den ayrıldı.Yerine geçen Kemal Kılıçdaroğlu,
ilk kez genel başkan sıfatıyla CHP’yi seçime
soktu. Gerçekten de bu formül CHP’de tut-
muştu. Ancak bir önceki seçimlere bakıldı-
ğında AK Parti daha da büyümüş, Mehmet
Ağar liderliğindeki DP çökmüş ve Cem
Uzan’ın GP’si ortadan kaybolmuştu. Yani
özel şartlar, CHP’ye değil, Kılıçdaroğlu’na
yaramıştı.
Bu özel şartların milleti etkilememesinin
en destekli örneği de MHP’dir. Aynı seçim-
lere kaset skandallarıyla giren MHP, nere-
deyse divanını kaybetmesine rağmen yine
aynı oyu almıştır. Yani özel şartlar, milleti
destek noktasında etkilememiş, ancak şöyle
bir algı oluşturmuştur: “O skandallar olma-
saydı daha farklı olurdu.”
Kaleyi içtenyıkmak
Özel şartlar, basit bir züğürt mantığını
beraberinde getiriyor: “O skandallar olma-
saydı…”Olsaydı da, olmasaydı da sonuç aynı
olacaktı. Sistem, milletin takdirini etkileme-
me karşısında en azından muhalefetle ken-
dini sigorta etme gayretine bu züğürt man-
tığıyla tutunuyor. Ve bu sistem, oluşturduğu
özel şartlar tutmadığında çok agresifleşiyor,
bombasını patlatıyor: Darbe…
A! Darbeyi yapacak yetkin eleman yok.
Askerî vesayet kırıldı mı? Nasıl olur? Yine mi
AK Parti?! Bir muhtıra çekecek cengâver de
mi yok. Öyleyse son kozumuzu oynuyoruz.
Kaleyi içten yıkacağız…
17
Aralık 2013 günü koparılan kıyametle
işte bu hareketin son vuruşunu izledik. Daha
bir ay önce dershane tartışmalarıyla pamuk
ipliğine bağlanan iletişim, bu vuruşla kopa-
rıldı. Cemaat’e yakın vakıf, kurum, basın ve
yayın organlarının izlediği politika, şimdiye
dek bilinen siyasete yaklaşmama düşüncesi-
nin asla var olmadığını ayyuka çıkardı.
Aslında her evden en az bir ferdin gidip
samimi havasını kokladığı yerlerdir Fethul-
lah Gülen Cemaati’nin ev ve kurumları. Bu
samimiyet,kurumun veya evin harcından de-
ğil, şahısların havasından kaynaklanır. Ancak
her cemiyette olduğu gibi, kemiyet düşün-
cesinin keyfiyete galebe çaldığı zamanlarda
samimiyetsizlere engel olmakta zorlanılır. Bu
kimseler, ellerine geçirdikleri mevkileri kendi
amaçları doğrultusunda bir inkılâba uğra-
tırlar. Cemiyetin kendinden emin olunan
yapısını istismar eden bu kimseler, kendi ek-
senlerince tatbik ettikleri zehirleri “hakikat”
gibi bellettirirler. Ve bu inkılâp, en tepeden
en aşağıya kadar uzanmış olabilir. Mesela
çokça defa haber noktasında uyardığım bazı
arkadaşlarımın “Olur mu abi? Zaman’da
çıktı” diyerek bu hakiri kırma mesabesinde
üzdüklerini maalesef hatırlarım –maalesef
dediğimin doğru çıkmasıyla daha çok-.
Gerçekleştirilen bu operasyon noktasında
Fethullah Gülen taraftarı olduğunu söyleyen
basın ve yayın kurumlarında, bu son vuru-
şa dair yorumları yapanları, yine Fethullah
Gülen taraftarı olduğunu söyleyen basın ve
yayın kuruluşlarının ulusalcı ve bilmem ne
diye tabir ettikleri kişileri seyretmekteyim
bugünlerde. Bu ne yaman çelişki böyle?!
Demek ki bundan sonraki süreçte, benim sa-
mimiyetine hayranlık duyduğum Cemaat’e
yakın arkadaşlarımın bakış açısı değişmeli.
Madem siyasi bir oyundan uzak kalınamadı-
ğı görülüyor,öyleyse manevi hazzı yine kendi
samimiyetlerinde aramak zorunda oldukla-
rını öğrenmeliler. Böylelikle Şehit Muhsin
Yazıcıoğlu’na atıfla “uydurulan” “Bizim tar-
layı da sürmüşler” sözünün mimarı olan ve
Cemaat bünyesinde larva tutan böcekleri o
samimi insanlara şikâyet etmiş olayım.
Yapılmasıgerekenmuhasebe
Cemaat mensubu kimselerden duyduk-
larım bu süreç içerisinde çok ilginç. Onlar,
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’da zerre
sıkıntı görmüyorlar. Fakat sorun, onun her
adımında yanında olan danışmanlarında.
Danışmanlarını hiç sıcak bulmuyor Cema-
at taraftarları. Madem bu kadar sorgulayıcı
davranabiliyorlarsa, neden Zaman veya Bu-
gün gibilerinin yaptığı yayın politikasına sor-
gu gözüyle bakmıyorlar?
Kendi arkadaşlarımdan hariç, bir esnaf
Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinde
bulunan para, -her şey ayyuka çıktığı için iddiama bu
söylemi katmak zorunda hissediyorum kendimi- çok
net şekilde bir istihbarat savaşından ele geçirilen bir
paradır. Bu paranın nasıl geçirildiğinin şu noktada
önemi yoktur. Çünkü paranın Aslan’a emanet edildiği
istihbaratını edinen gizli servis veya servisler, bu
para emanet elden çıkarılmadan diğer dosyalara bir
özel şart” oluşturması sebebiyle güya “suçüstü”
yaptırmışlardır.