53
ocak
2014
Analiz
haber
ajanda
ÜMLENİN
vücudundan
da anlaşılacağı üzere, içeri-
ğinde ikileme ve kasıtlı bir
vurgu bulunmakta. Dua,
aslında kelamın en hayırlı-
larındandır. Niyetine bakıl-
maksızın, duyulduğunda
aminler birbiri ardına
sıralanır. ÇoğunluğuMüs-
lüman olan ülkemizde ne
yazık ki ötekileştirmeler o
kadar iç içe oldu ki, insan-
lar manevi atmosferi bile
sorgulayarak soluyorlar.
Bilinç, ahir İslam insanı
olma duygusunu idrak
ettikçe itminanda daha
sıçramalı bir artış göste-
riyor. Ülkem insanının
zekâsı, artık televizyon
düzmecelerindeki sakallı
hoca entrikalarına inan-
mayacak kadar keskin.
28
Şubat döneminden
beri zehirli medyanın
sergilettirdiği ahlak dışı
ortaoyunlara çocuklar bile
kanmıyor. Cumhuriyet
kurulduğundan bugüne
kadar darbe ve teşebbüs-
leriyle yaralanan Türkiye,
artık sulh ve selametini
bulma yönünde ilerlemek-
te. Nitekimbir dönemin
tanklarının yerini şimdiler-
de elektronik ortamlardaki
muhtıralar, Şubat’ın en
soğuğunda yapılan düz-
mece yaygaralar, secdeli
sermayelerin bile destek-
lediği park başkaldırıları
almış bulunmakta.
Bütün bunları dirayet
ve şecaatle bertaraf eden
milletimiz, kendini bir
süredir akıl almaz yeni
sansasyonların içinde
buldu. Emir sahiplerinin
bile emredemediği işlerin
baş göstermesiyle akıllar-
da dershaneler birer baha-
ne gibi küçüldü. Milletin
himmet sevdasıyla finanse
ettiği eğitimyuvalarının
savunulması yinemilletin
seçimiyle gelenlere hiddet
ve şiddet içeren bir duayla
gerçekleşti. Tabiî bu dua,
mülayimlikte örnek gös-
terilen bir din erbabından
olunca, aminlerdeki değiş-
kenlik süratle artar oldu.
Mülaane şemsiyesi bile
sağanak tepki yağmurunu
kesmeye güç yetiremedi.
Daha önceki birçok siya-
si ekolle zamanın şartları
ve dengesi adına uzlaşı
şükür eder durumdayız.
Seçilmişlerin, seçimden
başka bir araçla ortadan
kaldırmak istenmesi,
demokrasi yoksunu ülke-
lerin amacıdır. Ekonomisi
ve şanıyla bu kadar bü-
yüme gösteren bir ülkede
şeytanın son gayret efor
göstermesi yadsınamaz
doğrusu.
Elbette ülkem insanı,
atalarındanmiras aldığı
bütün öğretileriyle bunla-
rın da üstesinden gelecek-
tir. Bizler, bu şeddeli duaya
furuat, otoriteden izin
alınmadan yapılmış bir
serzeniş, Mandela taziye-
sindeki bir matemzerre-
sinin yansıması” da diye-
biliriz. Ama asla ülkesinin
kahrı için “Merhametli-
lerin enMerhametlisi’ne
yalvarma!” diyemeyiz.
Hazreti Musa zamanında
olmadığımız gibi, dua-
larının icabetine kesin
gözüyle bakılan ve kendi
diliyle kahrolan Bel’amda
olmayalım. Allah, ülkemiz
üzerinde kurulan kirli
planları yapanları adaletiy-
le yargılasın.
gösteren bir camianın bu
denli şiddet dolu figanı
ise oldukça şaşırtıcıydı.
Çünkümevcut iktidarın,
vesayeti bertaraf etme
gayretinde yegâne destek-
çileriyken bir anda çakal
bir yazar grubu tarafından
alkışlanan bır önder
oluverdiler. Aslında bu
durum, en yuksek hasedi
desibelde bir ayar çekme
gayretiydi.
En zoru sona saklarmış
gibi iktidara yapılan şed-
deli dua, çok büyük bir
başlangıçtır. Bu durum, ve-
sayete kendi elini koymak
istemeleri algısını bizlerde
uyandırdı ve böylece “Siya-
setten uzağız” şiarlarının
kamuflajı ortadan kalkmış
oldu. İslamcoğrafyasında-
ki zulümlere, Ebu Gureyb
Cezaevi’ndeki çığlıklara,
Filistin’deki soykırıma ve
en garibi de kendi ülke-
sindeki hicap için yapılan
hadsizliklere sessiz kalıp
mülayim ruh haliyle
görünmezliği seçen biri,
nasıl olur da “otoriteye”
başkaldırabilir, anlamak
güç doğrusu.
Yıllarca global tuvaller
üzerindeMüslümanlara
çizdikleri resimlerde hep
ılık tonları seçerken dün-
ya vampirlerini ne denli
beslediklerinin farkında
değillerdi. Batı’nın, altını
mermiyle kalınca çizdiği
aşırı İslam” anlayışını
kabul edercesine diyalog
ve ılımlı İslamempozeleri,
şeddeli duanın alt yapı-
larıydı.
Müslümanların içindeki
taassup ateşini körükleyen
ayrışmalar, bizlere Sıffin’in
tarihte kalmadığını bir kez
daha hatırlatıyor. Artık
Halife’nin kanlı gömleği,
bazen bir kutsal mekânın
bombasında, bazen şed-
deli bir duada saklanır
oldu. Eski tarihin iktidar
savaşları, nifak tohumunu
çimlemekle başlıyordu ve
günümüzde şekli değişik
görünse de amaç aynıydı.
Söz dinlemeyeni orta-
dan kaldırmanın en kolay
yolu, videokasetleri afişe
etmekle oldu. Son günler-
de bu denli edep yoksunu
hamlelerin, daha ortama
mayalanmadığından
Yavuz Şahin
İSLAM
coğrafyasındaki zulümlere, Ebu Gureyb Cezaevi’n-
deki çığlıklara, Filistin’deki soykırıma ve en garibi de kendi
ülkesindeki hicap için yapılan hadsizliklere sessiz kalıp mü-
layim ruh haliyle görünmezliği seçen biri, nasıl olur da “oto-
riteye” başkaldırabilir, anlamak güç doğrusu!
Şeddelidua!
C
Enzoru
sonasaklarmışgibi
iktidarayapılanşeddelidua,
çokbüyükbirbaşlangıçtır.