48
ocak
2014
sürecinin yavaşlaması, kuvvetler ayrılığını
erozyona uğratan şekli ile başkanlık tek-
lifi, medya özgürlüklerinin giderek daral-
ması, parlamenter denetimin zayıflaması,
Sayıştay’ın görevini yapamaz hale gelmesi
ve otoriterleşme emarelerinin artması, son
olarak yargıya bile müdahale edilmesi, AK
Parti’yi destekleyen sağduyulu kesimleri ül-
kenin geleceği ile ilgili derin endişelere sevk
etmiştir.”
Yolsuzluk iftirası” ve “yolsuzluğu örtme
operasyonu” saflarında hesaplaşma içine
girilen bu süreçte taraf olan Gazeteciler ve
Yazarlar Vakfı’nın “2011 genel seçimlerin-
den bu yana...” cümlesiyle yaptığı tespitler,
yolsuzluk veya öncesinde olan dershane tar-
tışmalarının bağlamını çok açık ifade ediyor.
Vakıf, “Mesele dershane değil...” veya “Me-
sele yolsuzluk değil...”; “Mesele, 2011’den
itibaren başlayan AB, medya, parlamento,
Sayıştay ve yargıya müdahale alanlarında
AK Parti’nin artık Türkiye için ‘iyi’yi temsil
etmediği tespit edilmiştir” iddiasında bulu-
nuyor.
Tarihi fırsat
Dürüstçe davranan Vakıf, bu hesaplaş-
manın siyasi ve iktidar odaklı olduğunu da
özneyi gizlemeden ilan ediyor. Tabiî bunu
da algı yönetimi startı veren ve üstelik sivil/
vakıf dili değil, bildiğimiz 3. sınıf düzeyin-
deki “politik dili” kullanarak yapıyor. Üslup
ise bize “ana muhalefet” partisi özgüveni
içinde kurulan cümleleri hatırlatıyor.
Bu cümlelerin öncesi ve sonrası, bir parti
genel başkanının seçmene yönelik kullana-
cağı propaganda sözlüğü ile birebir örtüşü-
yor. Zaten malumu ilan hükmünde olan bu
açıklamada profesyonelce gizlenen bir şey
var ki, o da “Cemaat”…
Vakfın gösterdiği siyasi hedefe varmak
için kullanılan “paralel dil”ise Cemaat men-
subu bir başka kanat tarafından yürütülüyor.
Yani Vakıf devletsel algı yönetimi paramet-
resi içinde konuşlanırken,diğer kanatsa top-
lumdaki Cemaat algı yönetimini yönetiyor.
Ne yapıyor bu kanat? Hizmet Hareketi’ni
kutsayan, Kur’an’daki nebilerin mücadelesi
ile özdeşleştirilen akidevi, fıkhi ve müjde-
lenmiş topluluk nitelemeleri ile eşleştirilen
betimlemeler yapıyor.Yani çift kanat üzerin-
den yürütülen bu algı yönetimi, operasyonu
daha önce altını çizdiğimiz “Peki, devlet
algısı ile Cemaat algısı yolda (yola koyulan
insanda) kesişir, örtüşür veya çakışır ise algı
yönetimi nerede başlar ve finali ne olur?”so-
rununa ev sahipliği yapıyor. Finali, nebilerin
hayatlarındaki final ile aynılaştırıyor.
İşte bu müthiş bir şey, müthiş bir nimet
ve Türkiye’nin önüne konan önemli ve tari-
hi bir fırsat! Bu dil, bize Müslümanların son
iki yüzyıldaki cemaat algısı ve bunun yöne-
timi ile devlet odaklı iktidar algısı ve onun
yönetimine ilişkin denklemi oluşturmada
inanılmaz seçenekli ve zengin bir imkân
sunuyor.
İktidar algısı seküler, toplum algısı kutsal
cemaat üzerine kurulu bir yönetim müm-
kün müdür?” tartışmasına katkı sunan bir
süreç yaşatılıyor bize. Toplum olma eğri-
sinde Cemaat üyesi olmayı kutsayan, itaati
hiyerarşi disiplinine evriltirken “seçilmişlik
modu” üzerinden “adak retoriği” kullanan,
başarı öykülerini dünya liderliği psikozunda
betimleyen, tipik ama seçkin dindar hayatı-
nı katıksız iktidar mücadelesinin muhabbet
fedaisi yetiştiren kaynağı haline getirebilen
tam teşekküllü bir algı yönetimi konseyi ile
karşı karşıyayız...
Algı yönetimi sözlüğü
Bu tecrübe çok önemli. İlahiyat birikimi-
nin analiz etmekte aciz kalacağı bir “aşama”
ile karşı karşıyayız. Daha açık söyleyeyim:
AK Parti ile tecrübe edilen devlet algı yöne-
timi sözlüğü ile Hizmet Hareketi ile edini-
len “Cemaat algı yönetimi”sözlüğü,önümü-
ze iki ciltlik bir eser olarak konuluyor. Bu iki
ciltlik sözlük, “algı yönetimi sözlüğü” olarak
başucu kitabımız olmayı hak ediyor.
AK Parti kendi tabanını, Hizmet Hare-
keti de kendi tabanını rutin algı(latma) yö-
netimi ile kontrol altında tutarken asıl he-
Kapak Dosyası
haber
ajanda
Ankara Hukuk Platformu üyeleri HSYK bildirisini protesto ederek Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu önünde basın açıklaması yaptı. (AA, Volkan Furuncu)