34
ocak
2014
dir. En yüksek bir insan organizasyonu olan
devlet, heterojen bir yapıdır; fakat bu hete-
rojenlik hiçbir zaman bir devlette var olan
iç hiyerarşiyi yok sayamaz. Diğer taraftan,
hiçbir devlet kendi içinde böyle paralel bir
yapıya müsaade etmez; Türkiye Cumhuri-
yeti de etmemelidir. Bizler daha önce, eski
Türkiye’de neden rahatsızdık? Bazen kendi-
ni devlet yerine koyup onun gücünü arka-
sına alan, bazen devletten bağımsız hareket
eden bir illegal yapı vardı. Üstelik bu yapı
küresel güçlerin manipülasyonları ile iş ya-
pıyordu. Şimdi de bundan farklı bir durum
yok. Hele bu paralel yapı, bir de küresel dü-
zeyde iş gören ve önderi dışarda yaşayan bir
cemaatin aygıtı gibi çalışıyorsa, devlet için
ciddi bir risk var demektir.Sıradan bir insan-
dan değil, yüzbinlerce bağlısı olan ve devlet
içinde etkin konuma gelmiş bir cemaat ön-
derinden bahsediyoruz. Siz o ABD’nin ye-
rinde olsanız, kendi ülkenizde yaşayan böy-
le bir cemaat liderini istihbarat örgütünüzle
kontrol etmez misiniz? Eğer bunu yapmaz-
sanız, size “devlet” denemez zaten...
Son 10 yılda gerçekleştirilen altyapı ya-
tırımları, IMF’ye olan borçların bitirilmesi,
demokrasi ve temel insan hakları bağlamın-
da atılan önemli adımlar, 30 yıl süren PKK
terörünü sonlandırma girişimleri ve ulus-
lararası platformlarda haksızlıkların yük-
sek sesle dile getirilmesi, içte ve dışta yeni
bir Türkiye imajı doğurdu. Hiç şüphe yok
ki, bütün bunlar, içeride istikrarlı ve sorun-
ların farkında olan sivil siyasi iradenin sağ-
ladığı sonuçlardı. Türkiye’nin sadece bölge-
sinde değil, dünya terazisinde hissedilebilir
bir ağırlık kazanması, 20’nci yüzyılın dün-
ya sistemini 21’inci yüzyılda da sürdürmek
isteyen küresel güçleri rahatsız etmişti. İşte
bundan dolayı hükumet krizi yaratılmalı,
Türkiye’nin ekonomik ve siyasi istikrarı bo-
zulmalı, son 10 yıllık kazanımlar sıfırlanma-
lıydı.
Bu küresel güçler öyle vicdansızlar ki,
Türkiye’nin en hayati meselesi olan enerji
konusunda komşularıyla yaptığı anlaşmala-
ra bile homurdanmaktadır. Onların istediği
Türkiye; kendi içine kapanmış, parçalı siya-
sal yapılara mahkum olmuş, boğazına kadar
borca batmış,Afrika,Orta Doğu ve Asya ile
ilişkilerini en alt düzeye indirmiş bir ülke ol-
malıdır. Arada bir küresel güçlere bağlılığı-
nı da ikrar etmelidir. Kontrol dışına çıktığı
tespit edilirse, her türlü enstrüman kullanı-
larak hizaya getirilir ve tedip edilir.Duruma
göre, operasyonlarda ya PKK ve DHKP-C
gibi kanlı eylemler yapan illegal örgütler ya
da cemaat gibi masum görünümlü yapılar
kullanılır. Daha önce de, 1968-1980 yılla-
rı arasında, toplumun ideolojik katmanları-
nı kullanarak kanlı bir kaos yaratmışlar ve
Türkiye’ye bir idrak gecikmesi yaşatmışlar-
dı.
Görünen o ki, “17 Aralık 2013 Yolsuz-
luk Operasyonu” küresel aktörlerle aynı dü-
zeyde bir güce sahip olmadığı halde, kü-
resel düzeyde işler yapmaya soyunmuş bir
cemaatin devlet içindeki uzantılarının dev-
reye girmesiyle gerçekleştirilmiştir. Doğru-
sunu söylemek gerekirse, ben cemaate olan
saygımı, Mavi Marmara olayından sonra
kaybetmiştim. Uluslararası sularda İsrail’in
yaptığı insanlık dışı baskınla dokuz şehit ve-
rilmiş, şehitlerin kanları kurumadan Fetul-
lah Hoca’nın “otoriteden izin alınmalıydı”
mealindeki sözleri yankılanmıştı.Cemaat’in
bugün için ABD (neoconlar ve İsrail), İn-
giltere ve Almanya gibi küresel aktörlerle
boy ölçüşecek yetişmiş kadroları olmadığı-
na göre, küresel güçlerin Türkiye üzerinde
yapacakları operasyonlarda bir aygıt olarak
kullanılma ihtimali her zaman yüksektir.
Fetullah Hoca, okullarına karşılıkTürkiye’yi
feda etmek gibi bir strateji kullanmaktadır
ki, buna Türk milletinin müsaade etmesi
mümkün değildir. Toplumun hafızasındaki
bu kötü imajı silmesi için Hoca’nın yapma-
sı gereken tek şey, galiba ülkesine dönmesi-
dir.Tabii esir değilse...
Başbakan, bu operasyonun, devlet için-
de paralel bir devlet yapılanmasının eylemi
olduğunu, ilk hedefinin hükumet, nihai he-
definin ise Türkiye olduğunu söylüyor. Evet,
yapılan uluslararası boyutları olan bir ope-
rasyondur; ama ortada da bir yolsuzluk ol-
duğu aşikar... O zaman bu operasyonu iki
cephesi ile ele alıp değerlendirmek gerek-
mez mi? Birinci cephesi yolsuzluk, diğer
Siyaset
haber
ajanda
Bir an için hükumetin istifa ettiğini düşünelim; acaba bugünkü Türkiye’yi
Kılıçdaroğlu ve Bahçeli yönetebilir mi? Son 10 yılda elde edilen kazanımla-
rın yok edilmesini ve yeniden parçalı siyasi yapılara dönülmesini kim ister?
Türk halkı, Türkiye’yi yeniden soğuk savaş döneminin zihniyetinemahkum
edecek kadrolara yol verecekmi? İşte bunuMart 2014 Yerel Seçimleri göste-
recektir.
cephesi ise bu yolsuzluğu Türkiye’yi kaosa
sürüklemek için kullanmaya çalışan küre-
sel güçlerin içerdeki uzantıları... İkisinin de
üzerine aynı kararlılıkla gidilmesi gerekir.
Yapılan operasyona hükumet çevreleri,
muhalefet, medya ve toplumun değişik ke-
simlerinden çok farklı tepkiler ortaya konul-
du. Bunların bir kısmı beklenen tepkilerdi;
ama halkın nasıl bir tepki vereceği kestiri-
lemiyordu. Halkın tepkisini kısmen de olsa,
Başbakan’ın yaptığı mitinglerde görmek
mümkün oldu. Karadeniz ve Ege miting-
lerindeki canlı kalabalıkların verdiği mesaj,
bu operasyonun bir “temiz toplum yaratma”
operasyonu olarak algılanmadığı yönündey-
di. Gerçekten, hükumet karşıtı bütün güç-
ler de dahil hemen herkes, bu operasyonu
böyle anlıyordu. Peki operasyon ne için ya-
pılmıştı? Yalın bir gerçek varsa, o da yolsuz-
luğa bulaşan kişilerin sakladıkları paralarla
birlikte derdest edilip savcılığa getirilmiş ol-
masıydı. Bu durum, öküzün altında buzağı
arayan ve her fırsatta Başbakan Erdoğan’ı
köşeye sıkıştırmaya çalışan muhalefet için
bulunmaz bir fırsattı. Ortada hükumete al-
ternatif olabilecek siyasal bir güç olmadığı
için, muhalefetin hükumeti istifaya davet
çağrısı da halk kesimlerinde önemli bir yan-
kı uyandırmadı.Muhalefet,Tayyip Erdoğan
gitsin ve hükumet düşsün de, Türkiye’ye ne
olursa olsun, tarzında bir düşünceye sahip...
Bir an için hükumetin istifa ettiğini düşüne-
lim; acaba bugünkü Türkiye’yi Kılıçdaroğ-
lu ve Bahçeli yönetebilir mi? Son 10 yılda
elde edilen kazanımların yok edilmesini ve
yeniden parçalı siyasi yapılara dönülmesini
kim ister? Türk halkı,Türkiye’yi yeniden so-
ğuk savaş döneminin zihniyetine mahkum
edecek kadrolara yol verecek mi? İşte bunu
Mart 2014 Yerel Seçimleri gösterecektir.
Eski MİT mensubu Prof. Dr. Mahir
Kaynak’ın dediği gibi,bu tür operasyonlarda
sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için
sonuçlara bakmak ve kime yarıyor, sorusu-
nu sormak gerekiyor. Gerçekten de, “Mahir
Kaynak Yöntemi” ile bakıldığında, bu ope-
rasyonun nihai amacının Başbakanı ve hü-
kumeti devirerek Türkiye’de istikrarsız bir
siyasi ortam yaratmaya yönelik olduğu aşi-
kar hale geliyor. Birçok ekonomist, operas-
yon sebebiyle Türkiye’nin 120 milyar dolar
civarında bir zarara uğratıldığını söylüyor.
Türkiye’yi idare etmenin ne kadar zor ol-
duğunu ve her geçen gün de bu zorluğun
arttığını idrak eden insanlardan biriyiz; ama
hükumetin de yaşanan bu olaylardan ders
çıkararak yolsuzlukların üzerine yürümesi-
ni bekliyoruz.