30
ocak
2014
Analiz
haber
ajanda
Tabiî bunu zihinsel bir egzersiz olarak ele
alabilirsiniz, ama tartışılmaya değer olacağı
da göz ardı edilmemelidir. Ayrıca bu proje-
den ciddi anlamda hem insan gücü, hem de
parasal anlamda bir kazanç sağlanılmış olur.
Şu anda bulunduğum il merkezinde bile sa-
yıları 18’den fazla lisesin bulunduğunu göz
önüne alırsak,her biri için bir müdür,müdür
yardımcısı ve memur gerektiğini bilmeyeni-
miz yoktur. Buradan hareketle bile mevcut
sistemdeki insan ve parasal kaybı düşünebi-
lirsiniz.
Yükseköğretime geçiş için çok ciddi ça-
lışmalar yapılabilir. Hâlihazırda bazı çalış-
maların olduğu da göz ardı edilmemelidir.
Yalnız bunların birçoğu çözüm bulmakta
yetersiz kalmaktadır. Dolayısıyla birçok bö-
lüm veya program, öğrencinin o bölümü/
programı seçmemesi sebebiyle boş kalmak-
tadır. Bunun yanında başka bazı alanlara da
çok ciddi talep gelmektedir. Hal böyleyken
yükseköğretimdeki problemlerimizi çözdü-
ğümüzü söylemek aşırı iyimserlik olur.
Sadece günü kurtarmaya çalıştığımızı
söylersek fazla abartmış olmayız. Bir taraf-
tan -gerçekten hayal etmesi güç bile olsa-
her il merkezinde bir devlet üniversitemiz
olduğu bilinen bir durum. Bu, bana göre
Cumhuriyetimizin en önemli kazanımla-
rından biri. Fakat yükseköğretimdeki so-
runları çözmek çok da kolay görünmüyor.
Bunlardan en başta geleni, ortaöğretimden
yükseköğretime geçiş sistemidir.
Bazen yazılı veya görsel basından oku-
duğumuz veya duyduğumuz kadarıyla bazı
akılcı çözüm önerileri gündeme gelebil-
mektedir. Ama çoğu, bana göre çözümden
uzak gibi görünmektedir. Ülkemizdeki
birkaç özel üniversitenin uygulamasında ol-
duğu gibi, bireylerin sosyal olgunlaşmasının
daha ileri yaşlara doğru yükselmesi, insanla-
rın daha erken yaşlarda iş hayatına başlama
yerine kademeli olarak daha ileri yaşlarda iş
hayatına girmeleri, yükseköğretim sürelerini
de arttırmaya başlamış ve eskiye göre öğren-
cilerin -akademik gerekçe olmasa bile- lisa-
nüstü eğitim taleplerini arttırmıştır.
Lisansüstüneyeni bir
yönlendirme
Bu durumda, Amerika Birleşik Devletle-
ri’nde olduğu gibi öğrencileri direkt bir
programa kayıt yaptırmak ve bunun için de
bir sınav yapma yerine, özellikle ilk iki sene-
yi genel eğitim şeklinde, bütün öğrencilerin
alması gereken bir ortak programdan sonra,
derslerdeki not durumları, tercihleri ve bazı
ulusal çaptaki sınav sonuçlarını da değer-
lendirerek, şu anda lisansüstü programlarda
kullandığımız ALES puanları gibi öğrenci-
ler, lisans programlarının 2. sınıfının sonra-
sında alanlarına yönelebilirler ve gerektiği
zaman alan, yan alan ve çift alan gibi seçe-
nekleri tercih edebilirler. Öğrencilerin özel-
likle yükseköğretime geçişlerindeki sınav ve
iyi bir programa girme baskısı da böylelikle
önemli oranda azaltılmış olur. Bu da mer-
kezi sınavların belirleyici etkisini azaltabilir.
Buna bir de öğrencilerin ortaöğretimdeki
alanları, aldıkları dersler ve notlar gibi fak-
törleri katacak olursak, yükseköğretime ge-
çişte yapılan merkezi sınavların etkisi sınır-
lanarak, öğrenci için geçiş sırasında belli bir
katkısı olan merkezi sınavlar oluşturulabilir.
Ayrıca şu aşamada, her ilimizde üniversi-
telerin olduğu düşünülürse, özellikle kendi
bölgesindeki yükseköğretim kurumlarını
seçenlere belli avantajlar vererek, ek mali
külfetleri göstererek özellikle taşradaki yük-
seköğretim kurumlarına önem kazandırı-
labilir. Bunun yanında üniversitelerin bün-
yesinde bulunan meslek yüksekokullarını
üniversitelerden ayırıp daha yerel düzeyde
değerlendirilmeleri ve Milli Eğitim’e bağ-
lanmaları,onları yükseköğretime geçiş hakkı
elde edemeyen öğrenciler için sınav şartı ol-
mayan,hazırlık ve tamamlayıcı dersler veren
kurumlar haline ve isteğe bağlı destekleyici
bir meslekî eğitim veren kurumlar haline
getirebilir. Burada unutulmaması gereken
nokta, sistemin herhangi bir noktasında her
zaman yatay ve dikey geçişe imkân sağlayan
bir yapının bulunmasıdır. Bu, sistemin ol-
mazsa olmazıdır.
Sonuç
İşte böylece yükseköğretime geçiş ve daha
prestijli bir fakülte/bölüm/program için
öğrencileri varlık yokluk haline getirecek
sınavlardan kurtarmış oluruz. Sınav baskısı-
nın azalmasıyla dershanelere olan ihtiyacın
azalacağını tahmin etmek hiç de zor olmaz.
Diğer taraftan tercihi çok yapılan veya
birçok öğrencinin girmek için can attığı
tıp fakültesi gibi okullar için öğrenci alımı,
lise sonrası yerine (ortaöğretim) bazı lisans
programlarının mezunlarından (biyolo-
ji ve kimya gibi) veya üniversite 2. sınıftan
(
genel önlisans eğitiminden) sonra mevcut
performansları ve not ortalamaları gibi du-
rumlar göz önüne alınarak yapılabilir. Böyle
olunca üniversitelerdeki yerleştirmeler için
merkezi bir yerleştirmeye ihtiyaç kalmamış
olur ve her üniversite, kendi öğrencisini belli
kriterlere göre -kısmen yukarıda belirtiğim
öneriler de dikkate alınarak- seçebilir.
Yazımın başlarında belirtiğim gibi, bu
deneme yazısındaki asıl amaç, mevcut bazı
eğitim problemlerimizin tarihi kökenleri
ve nedenlerini tartıştıktan sonra, özellikle
ülkemizdeki örgün öğretim kurumlarının
yanında bir nevi alternatif öğretim kurumu
şekline dönüşen dershanelere olan ihtiyacın
nasıl ortadan kalkabileceğine yönelik bir
zihinsel egzersiz yapmaya çalışmaktı. El-
bette bu konuda eleştiriler olabilir ve atala-
rımızın söylediği gibi “El, elden üstündür”.
Gerekirse detaylar üzerinde daha da fazla
yazar, tartışır ve destek verebilirim. Ayrıca
bu memleketin imkânlarıyla hayal bile ede-
meyeceğim okullarda ve yurtdışında eğitim
alma şansına ulaşmış bir akademisyen ola-
rak, böyle bir yazıyı kaleme almanın kendi
adıma bir görev ve borç olduğunu düşünen-
lerdenim.