25
ocak
2014
dır bilmeden. Kimi din hesabına, kimi etnik
bir azınlık hesabına kendi taraflarından ateş
ederler diğerleri üzerine.
Tarihi seyrine bakıldığı zaman millet
hesabına kazananı olmaz bu savaşların. Ya
kaybedilenler? Mallar, canlar tüketilir. Gen-
cecik insanlar darağaçlarında idamedilir,her
gün memleketin bir köşesine şehit cenaze-
leri gönderilir, kahvehaneler taranır, herkes
kaybeder. (Bu kaosu kurgulayıp başlatanlar
hariç.)
Şehit cenazelerinden sonra en çok med-
ya dini mensuplarını ağlar görürsünüz kö-
şelerinde. Ateşli vaizleri nutuklar atarlar
televizyon ekranlarından “Bunun intikamı
alınacak” diye. Hiç kimsenin aklına gelmez
acılıyken “Ölen benim, öldüren benim” de-
mek. Benimle beraber ağlayanlar, ağlarken
bu kaosu nasıl çıkarlarına tahvil edeceklerini
hesaplarlar.
Irk temeline dayalı mikro-milliyetçilikse
dördüncü tuzak olarak karşımıza çıkmak-
tadır. Medya dininin kurgulayıcıları olan
azizlerin özgeçmişleri incelendiği zaman,bu
insanların dünyayı bilen, oldukça donanımlı
oldukları rahatlıkla görülecektir. Şimdi ifa-
de edeceğim ırk esasına dayalı propaganda
uygulamalarını yanlışlıkla veya istemeden
yapmaları söz konusu olamaz. Ellerine ge-
çen her fırsatta Türk milletinin faziletlerin-
den, tarihteki başarılarından bahsettiklerini
görürsünüz.
Medya dini mensupları, sözü edilen bu
uygulamalarıyla aslında iki temel hedefine
bir hamlede ulaşmaktadır. Türk milleti veya
milliyetçiliğini överek, öncelikle bu söylemi
benimseyenleri kontrol altına almak, aynı
zamanda bir milliyetçilik türü oluşturulur-
ken,bir ülkede birden fazla etnik unsur varsa
diğerini de fazladan bir gayret sarf etmeden
oluşturmaktır bu. Medya dini mensupları,
bilirler ki bir memlekette ırka dayalı ayrış-
malar başladığı zaman, iki odak da er veya
geç çatışacaktır. Bu öyle bir çatışma türüdür
ki, her iki tarafın safdil ateşli savunucuları
için artık kendi milletlerinin selameti her
kavramın önüne geçer.
Çarpıtılmış kavramlar üzerine inşa edilen
milletin selameti” manivelası, medya dini
mensuplarının yıllardır en verimli şekilde
kullandıkları konudur. Bir yerde hukukun
üstünlüğü veya insan hakları yerine “mil-
letin selameti” diyenlerin sayısı çoğalmışsa,
dini mensupların desteğiyle taraflardan
biri diğerini boğuyor demektir. Oluşan bu
ortamda, artık güvenlik endişesi artmış de-
mektir.
Güvenlik endişesini azaltacak önlemler
alınması gereklidir” gerçeğine inandırıldığı
an, medya dini mensuplarına gün doğmuş-
tur. İnsanları kışkırttıkça kan akacak, kan
aktıkça güvenlik tedbirleri gerekecektir. Bu
tip tedbirler söz konusu olduğunda, huku-
kun üstünlüğü yerine kuvvetin hâkimiyeti
öne geçecektir. Kuvvetin hâkim olduğu bir
ortamda halkımızın ne hale getirileceğini ve
kuvvetlinin kim olduğu sorusunu okuyucu-
ların tasavvurlarına bırakıyorum.
Makamsahiplerinin
özgürlüğü
Hırsı çok ve yeteneği aksine az olan in-
sanların kritik makamlara getirilerek mil-
let aleyhine ve medya dini mensuplarının
çıkarlarına uygun tetikçilik yaptırılması da
beşinci tuzak olarak yaygın bir biçimde kul-
lanılmaktadır. Bu bağlamda makam sahibi
kişilerin özgürlüğü meselesine deyinmekte
fayda görüyorum.
Herhangi bir makama liyakati neticesin-
de getirilmemiş birinin, başka bir ifadeyle
Sahip olduğum donanım sebebiyle ben,
dünyanın neresinde olursa olsun, şu an yap-
tığım işi gerçekleştirebilecek yetenekteyim”
diyemeyen bir kişinin, kesinlikle özgür ola-
mayacağı gibi işgal ettiği makam ile ilgili
de topluma bir katkı sağlaması mümkün
değildir. Her gün çeşitli vesilelerle karşılaş-
tığımız hırslı, ahlaki erdemlerden yoksun ve
donanımsız bu insan prototipi, doğal olarak
bütün marifetini iki amaç için harcayacaktır.
Bunların ilki, toplum yararına icraatta bu-
lunmak yerine,kendini o göreve getirenlerin
isteklerini karşılamak ve ikincisi de mevcut
pozisyonunu korumak için ne gerekiyorsa
onu yapmaktır.
Yukarda tasviri yapılan bir ortamda, ar-
tık yetenek, donamım ve vatan sevgisi gibi
kavramlara veya bu tür özellikleri bulundu-
ranlara yer yoktur. Bu, artık legalleştirilmiş
çıkar amaçlı bir organizasyondan”başka bir
şey değildir. Sözü edilen şartlarda kontrast-
lar karartılmıştır. “Kontrastların karartılmış
olduğu ortamlar” diyerek başarılıyla başarı-
sızın veya donanımlıyla donanımsızın, ye-
tenekliyle yeteneksizin bir tutulduğu, hatta
mevcut durumun işleyişine engel olabilecek
kapasiteli insanların iftira, görmezden gel-
me ve yıldırma gibi mekanizmalarla yok
edildiği şartlardan bahsediyorum. Gereğini
yapmak üzere belli makamlara yerleştirilen
insanların, insanımıza neler yaptığını ülke-
mizde olup bitenlere sathi bir nazarla ba-
kınca bile görmemek işten bile değil.
Şu an yazarçizer, aydın veya düşünür diye
dolaşan, her gün ve her fırsatta içeriksiz
ateşli vaazlarını dinlediğimiz bu seçilmiş
hırslı ve yeteneksiz adamlara dünyanın han-
gi gelişmiş memleketinde “kanaat önderi”
gözüyle bakılır, bir düşünün…
Güvenlik endişesini azaltacak önlemler alınması gereklidir” gerçeğine inandırıldığı an, medya dini mensuplarına
gün doğmuştur. İnsanları kışkırttıkça kan akacak, kan aktıkça güvenlik tedbirleri gerekecektir. Bu tip tedbirler söz
konusu olduğunda, hukukun üstünlüğü yerine kuvvetin hâkimiyeti öne geçecektir.