19
ocak
2014
Prof. Dr. Seyit Mehmet Şen
koymuş olarak insanların gönül hu-
zuru içinde dolaşır uluslararası are-
nalarda. Bundan gayrı da yapacak
bir şeyi zaten yoktur. Nasıl olsun?
Gücü yok. Gücünü kaybetmiş ve
tekrar nasıl kazanacağının yolları-
nı da unutmuş iyiden iyiye. Bunun
yüzden güçlü olmayı başka şeylerde
ve başka yerlerde arar olmuşlar.
Bu bakımdan da birçok yönüyle
Cahiliye Arapları”na benzerler.
Nasıl onlar işlerini kendi elleriyle
yonttukları putlarına emanet et-
mişler ve meydanı bu putlara ada-
dıkları kutsal develere bırakmış-
larsa, Demoklasya insanı da aynen
böyle yapmış ve Demoklasya’da da
işler, tabulara ve kendilerini bu ta-
bulara adamış, kutsal develer misali
ortalıklarda dolaşan, anasının bir
tanesi gibi yampirik adamlara ema-
net edilmiştir.
Tabular birer tanrı mıdır veya
tabular, tanrılar kadar güçlü mü-
dür?” soruları akla gelir ister is-
temez. Şüphesiz ki tabular, tanrı
değildirler Demoklasya’da. Çünkü
tabuların kutsal develeri sayılabi-
lecek olanlar da dâhil olmak üzere
hiçbir Demoklasyalı, günlük işleri-
ne tabuları karıştırmaz. Yani tabu-
lar, tanrısal bir konumda değillerdir
Demoklasya’da. Bu nedenle De-
moklasyalılar, yapacakları işlerde
fal oklarıyla veya önlerine koyduk-
ları yiyeceklerle tabuların fikirlerini
sormaz, onların irade beyanına ih-
tiyaç duymazlar.
Demoklasya’da Cahiliye Arap-
larının tanrılarında olduğu gibi
tabular heykelleşmemiştir. Bu ne-
denle çoğu zaman tabular, uygun
bir yerlerde muhafaza edilir. Cahi-
liye Araplarından farklı olarak, De-
moklasyalılar tabularını yanlarında
taşırlar. Bu bakımdan bu tür De-
moklasyalıları konuşmalarından,
davranışlarından ve bir yerlerinde
bir şeyler varmış gibi kaykıla kay-
kıla yürümelerinden kolaylıkla ta-
nıyabilirsiniz.
Tabuların -tanrı olmadıkları gibi
-
belki sayıları da tanrılar kadar çok
değildir. Ne var ki kimi tabular,
tanrılardan çok güçlüdürler ve bu
güçleriyle Demoklasya’da hayatın
çok geniş bir alanına hükmederler.
Öyle ki yargıya, eğitime, üretime,
ticarete, turizme, sanata, şiire, mi-
mariye, meydana ve mabede bile
karışabilirler. Kişilerin özel hayat-
larına, davranışlarına, düşüncele-
rine, inançlarına, konuşmalarına,
insanlarla olan münasebetlerine,
ailevi ilişkilerine, kakalarını nasıl
ve nereye yapacaklarına, idrarları-
nı nasıl ve nereye boşaltacaklarına,
düğünlerini nasıl ve nerede yapa-
caklarına, düğün törenlerinin nasıl
icra edileceğine, çocuklarına hangi
ismi vereceklerine, kadınlarının kı-
yafetlerine ve neyi nasıl giyecekleri-
ne, erkeklerinin yemeklerini nasıl-
nerede-ne zaman yiyebileceklerine,
sularını nerede - nasıl - ne zaman
içebileceklerine, neler içip neler içe-
meyeceklerine kural koyabilir, karar
verebilir ve bu kararları acımasızca
uygulayabilir tabular.
Kimlere” mi? Elbette Demok-
lasya’nın yerlilerine, yani “öz De-
moklasyalılara” değil. Çünkü ta-
buların koydukları kurallar, daha
doğrusu tabular bahane edilerek
konulan tüm kurallar, sadece
Demoklasya’nın yerlileri içindir.
Zavallı yerlilerin işleri gerçekten
de zorun zorudur. Kendi yurtları-
na sahip olamayıp eski dünyanın
kanun kaçakları tarafından birer
Indiana hindisi gibi avlanan Aztek
medeniyetinin mensupları olan Kı-
zılderililer gibidir Demoklasya’nın
yerlileri. Çağın getirdiklerine ayak
uyduramamışlar, mensubu olmak-
la övündükleri medeniyeti çağa ve
çağın insanına aktaracak bir üslubu
geliştirememişler ve kelimenin tam
anlamıyla boks maçında güçlü bir
profesyonel boksörün karşısında
kum torbasına dönen acemi bir ka-
saba boksörü gibi grogi durumuna
düşmüşlerdir.
Asırlar geçtiği halde bu kaybedi-
şin, yıkılışın ve tükenişin şaşkınlığı
içindedir Demoklasya’nın yerlile-
ri. Hâlâ savunmada, ne zaman ve
nerede biteceği belli olmayan bir
geri çekilmededirler. Bu geri çe-
kilmede bir son çizgi, bir “Majino
hattı”yoktur.Hâlâ bu asır insanının
anlayabileceği bir söylem geliştirip
de hücuma geçememişlerdir. En
büyük silahları hayırdır ve bu hal-
leriyle huysuz bir çocuğa benzer