14
ocak
2014
Dünya
Ajanda
AFRİKA
Çölleri, gölleri,
vahşi hayvanları ve safarileriyle
bilinen, genellikle uygar top-
lumların yaşamadığı zannedi-
lenmuazzamniteliklere sahip
siyah kıta…
Biz bu kıtayı sadece belgesel-
lerin aslan kaplan hikâyeleri ka-
dar bildik. Bu kıta, ecnebi film-
lerinin yansıttığı yamyamlarla
bildirildi. Peki, Afrika’ya ithafla
yukarıdaki paragrafta belirttiği-
miz özellikleri bir iç dış ederek
gözümüz önüne getirdiğimizde
nelerle karşılaşacağımızı dü-
şündük mü? O belgesellerin
öğrettiği kadar haberdar oldu-
ğumuz Afrika’nın çölleri, gölleri
ve vahşi hayatından kapitalizm
adına daha değerli şeylerin var
olduğunu bilmek zorundayız.
Ve bizim bilmek zorunda oldu-
ğumuzu Batı adamı çoktandır
idare ediyor.
Benim, söz konusu Afrika
insanı ise aklıma hepmerhum
AbdurrahimKarakoç Ağabey’in
Siyah Ağıt” isimli şiiri gelir. Ez-
berlediğimde daha çok küçük-
tüm, ondan zahir. Şiirinmuh-
tevasınca beyaz adam, bâkir
toprakların altını üstüne çıkar-
mış, siyah adamı kölesi yapmış
ve bir de ödül gibi çanını asıp,
taş kuleler kurup gitmiştir.
Ancak bu topraklara yalnız
çan asıcılar gelmemiş, Din-i
Mübin-i İslam’ın sancaktarları
da ayak basmışlardır. Yani bu
topraklarda, yalnızca tek bir
dinin tahakkümü asla yürüme-
miştir. Peki, nasıl beyaz adamın
astırdığı çanların altında secde-
ye giden siyah adamların başı
ezilmiştir?
Elmas, altın, kömür, kıymetli
element ve hammaddenin
vatanı olan Afrika, işte o beyaz
adamın zulmüne din kisvesi al-
tında yenik düşürülmüştür. İşte
o Afrika’nın ortasında, bölge-
siyle isimlendirilen Orta Afrika
Cumhuriyeti’nde bugün böylesi
bir iç savaş yaşanıyor. Beyaz
adamın artık uzaktan kuman-
dayla yönettiği bu topraklarda,
din adına vahşetler yaşatılıyor.
Karşılıklı mı? Hayır. Orta Afri-
kalı Hıristiyanlar, hemşehrileri
olan Müslümanları katlediyor.
Hiçbir nitelik gözetmeksizin
gerçekleştirilen bu kıyım, her
savaşta olduğu gibi burada
hazır bulunan piyes yönetmeni
BM Barış Gücü askerlerinin
gözleri önünde yapılıyor.
Dün Avrupa’nın ortasında,
Bosna-Hersek’te, yine BM Barış
Gücü askerlerinin olduğu yerde
Müslümanlar kıyıma uğra-
mışlardı; bugün Afrika’da... O
gün Hollandalılar, Boşnakların
silahlarını toplamışlardı; bugün
Fransızlar, Hıristiyan Orta Afri-
kalıları silahlandırıyor.
Haber servisleri, örneğin, “Ca-
miye sığınan Müslüman grup,
camide katledildi” diye veriyor
haberlerini. Öldürmeye yeminli
vahşilerden, mesela o grubu ca-
miden çıkınca mı öldürmelerini
bekliyor acaba bu akılsızlar?
Sokağın ortasına yatırdıkları
sadece bir gence birkaç palayla
birden vuranlardan nasıl bir
insaf bekleniyor da böylesi
haber cümleleri kullanılıyor?
Bosna’da, Filistin’de, Cezayir’de,
Irak’ta veya Müslümana zul-
mün uygulandığı herhangi bir
toprakta ev, cami, köprümü
dinlediler?
Vahşetten kaçabilen Orta
Afrikalı Müslümanlar, en yakın
sınır kapılarından başka ülkele-
re, oralardan da dünyanın baş-
ka yerlerine savrulacak rüzgâr
arıyorlar. Şu ne kadar da garip:
Dünyaya geliyor insan. Bu geliş,
herhangi bir milletten, her-
hangi bir yerde zuhur ediyor.
Bu gelişte şuuru yok insanın;
adı, kontrolü, hiçbir şeyi yok.
Minik akılla “Ben topraktanım,
toprak benim” diye düşünüyor…
Ama bir de bakıyor ki hiçbir
yer kendine kalmamış, herkes
mülteci, her yer iltica mahali…
Vatanımın çocuğuyum” sanan
insan, “Vatanımın çocuğu” dedi-
ği başka insanın eliyle ediliyor
mülteci…
Bu iç savaş, dinî kesimler
arasında çıkarılan bir savaş
niteliğinde değildir. Zaten
Müslümanların savaştığı da
yoktur, zulüm gördüğümev-
cuttur. Mali’de, Etiyopya’da,
Kongo’da sahneye konulanlar,
Orta Afrika’da da uygulanmaya
başlamıştır. Ve çok ilginçtir,
depremlerde, sel felaketlerin-
de veya olağandışı krizlerde
uluslar, bu afetlerle sarsılan
uluslara yardımını esirgemiyor;
fakat mesele böylesi hallere
gelince hiç el uzatmaya lüzum
da görülmüyor. Af edersiniz,
el uzatılıyor… BM Barış Gücü
gidiyor ya… İşte sadece gidiyor…
Çekirdekçiler…
Böylegiderse
siyahağıt”
hiçbitmeyecek
Mali’de,
Etiyopya’da, Kongo’da sahneyekonulanlar, OrtaAfrika’dadauygulanmayabaşlamış-
tır. Ve çok ilginçtir, depremlerde, sel felaketlerindeveyaolağandışı krizlerdeuluslar, buafetlerle
sarsılanuluslarayardımını esirgemiyor; fakatmeseleböylesi halleregelincehiçel uzatmaya lü-
zumdagörülmüyor. Af edersiniz, el uzatılıyor…BMBarışGücügidiyorya…İştesadecegidiyor…
Çekirdekçiler…