9
ocak
2014
rarak Fethullah Gülen videoları
eşliğinde her güne yayıyordu.
Dershane tartışmalarının yaşan-
dığı günlerde de bir iki videosu
yayınlanan Gülen’in, bu kez her
gün ve her gelişmeye ilişkin
söyledikleri ayrıntılı biçimde
sergileniyordu.
Gerçekleştirilen operasyon-
da söz konusu önemli isimleri
görevlerini kötüye kullanarak
aldıkları” belirtilen emniyet
mensupları, bulundukları ma-
kamve dolayısıyla soruşturma-
dan uzaklaştırılırken, dosyayla
ilgilenen savcı Muammer Akkaş,
adliye önünde bir bildiri dağı-
tarak engellendiğini belirtiyor,
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı
Turan Çolakkadı ise bu savcıya
tepki göstererek, söz konusu sav-
cının soruşturmayı zedelediğini,
soruşturmadan kendisi dâhil
kimsenin haberdar olmadığını
ve soruşturmaya ait doküman-
ların savcı tarafından basına
sızdırıldığını söylüyordu.
Bu sıralarda Türkiye, yıllarca
hoşgörü ve gözyaşlarıyla tanıdı-
ğı Fethullah Gülen’i beddualarını
ardı ardına sıralarken izliyordu.
Gülen’in bedduaları, ülkede tarifi
olmayan bir ürperti oluşturmuş-
tu. Çünkümillet, hiçbir cemaat
veya tarikat önderinden böylesi
sözler duymamıştı. Duysa da o
beddualar, MüslümanınMüslü-
mana sarf ettiği sözler değildi.
İşte söz dönmüş ve dolaşmış,
MüslümanınMüslümanla kav-
gasına gelmişti. “Cemaat” deyin-
ce bu ülkede evvela anlaşılan
Fethullah Gülen Cemaati’nin
bu operasyonla ne ilgisi vardı?
Neredeyse her aileden bir ferdin,
devametmese de bir kez olsun
gidip gördüğü bu cemaatin elleri
nereye kadar uzanabilirdi ki?..
Geçen ayki Haber Ajanda’da
işlenilen dershane konusuna
baktığınızda bu yumuşaklığı
mutlaka görmüşsünüzdür. Öyle
ya, eli yüzü nur dolu gençlerin
istihbarat oyunlarıyla ne ilgisi
olabilir? Namaz ve niyazlarını
daha küçük dimağlara ağabey
ve ablalık içtenliğiyle aktaran-
ların bu oyunlarda parmağı
olabilir mi?
MüslümanınMüslümana
bedduası, MüslümanınMüs-
lümana hakareti, Müslümanın
Müslümana iftirasını kaldırabile-
cek kudrette değiliz. Bu kudrete
sahip olsak dahi böylesi durum-
ların olmaması için “kefen” de
giyebiliriz. Meselenin “Cemaat”
tanımlamasıyla nereye gittiğini,
Cemaat” genellemesiyle kalbi
temiz insanların nasıl öteki-
leştirildiğini anlamalıyız. Söz
konusu harekette samimiyetine
inandığımız bir tek insan damı
yok? Eğer varsa, her şerre “Ce-
maat yaptı” demekten kendimizi
alıkoyalım. Yapılan operasyonda
birilerinin eli mutlaka var. Bu
kimseler, göz önünde “Cemaat’in
içinde” şeklinde tanımlanıyor
olabilirler. Meselenin başında
umulmayacak kişiler olabilir,
bedduasıyla Gülen, herkesi
şaşırtabilir, ürpertebilir. Yalnız
konuya topyekûn bakmanın
vaktidir.
Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan, işte bumeseleyi en
derininden yakalayan kişi oldu.
O, hiçbir zaman “Cemaat” lafzını
kullanmazken, Türkiye’nin her
yapısında kümelenebileceği gibi
burada da kümelenmiş hainleri
hedef alarak ülkenin bütün
düşmanlarına şunu söyledi:
Mücadelemiz, yeni Türkiye’nin
istiklâl mücadelesidir.”
Açıkçası biz, bu sözden daha
öte bir sözün söylenebileceğini
düşünemiyoruz. Çünkü bu söz,
topyekûn bütün düvel-i muazza-
maya “Gardını al, biz geliyoruz”
demektir. Şucudan bucudan
demvurarak, sınıf sınıf ve zümre
zümre ayırarak düşmanlamü-
cadele edilmez. “Hattı müdafaa
yoktur, sathı müdafaa vardır” bu
mücadelede ve “Bu satıh, bütün
vatandır”.
Söz konusu harekette samimiyetine inandığımız bir tek insan da mı yok?
Eğer varsa, her şerre “Cemaat yaptı” demekten kendimizi alıkoyalım.
Yapılan operasyonda birilerinin eli mutlaka var. Bu kimseler, göz önünde
Cemaat’in içinde” şeklinde tanımlanıyor olabilirler. Meselenin başında
umulmayacak kişiler olabilir, bedduasıyla Gülen, herkesi şaşırtabilir, ürper-
tebilir. Yalnız konuya topyekûn bakmanın vaktidir.