93
ekim
2013
şekilde kurulan üniversiteler, fakülte ve bö-
lümlerini açarken de ihtiyaca göre açmaktan
uzak olarak, bünyesinde bulunan hocaların
alanlarına göre yapılanabilmektedirler.
Yüksek Öğretim Kurumu tarafından bir
planlama yapılarak, her birinin hangi bö-
lümleri açması gerektiği ortaya koyulmak-
tadır. Her şehre mantar gibi üniversite açıl-
dığı ve vakıf (özel) üniversitesi kurulmasının
kolaylaştırılmasına rağmen, hesaplamalara
göre halen ülkemizde en az 600 üniversite
olması gerekmektedir.
Sayıca çok gibi görünen 600 üniversi-
te dahi aslında yetersizdir. Ayrıca aldıkları
öğrenci sayıları açısından daha da yetersiz
oldukları görülmektedir. İtalya nüfusu 50
milyonken, bu ülkedeki üniversite sayısı
242’
ydi. Türkiye’deki üniversite sayısının 2
katına çıksa bile yeterli gelmediği, toplam
olması gereken üniversite sayısının da 600
olması gerektiği bilinmektedir. Dolayısıyla
2025’
te ülke nüfusunun 90 milyon olacağı
düşünüldüğünde, bu yüzden 600 sayısı ye-
terli gelmeyecektir.
Ayrıca 2025 yılına kadarki süreçte en çok
artan nüfusun üniversite çağı nüfusu oldu-
ğu da bilinmektedir. Özel üniversitelerin
toplam üniversiteler içindeki oranı dünyada
yüzde 30 civarındayken ülkemizde sadece
yüzde 6’dır. Öte yandan Güney Kore’de bu
oran yüzde 80, Japonya’da da yüzde 76’dır.
Bu durumda ülkemiz açısından özel üniver-
site boşluğundan bahsedilebilir.
Kaldırmaz”denilirken…
Diğer taraftan özel üniversitelerin yarısına
yakınının öğrenci sayısı 3 binin altındadır.
Bu durumda özel üniversite açmanın yanın-
da öğrenci sayılarının arttırılması şeklinde de
gerçekleşebileceğinin bir göstergesidir. Çün-
kü bugün itibariyle vakıf üniversitelerinde
toplam öğrenci sayısı 250 bin civarındadır.
Sadece Gazi Üniversitesi’nin öğrenci sayısı
ise yaklaşık 70 bindir. Görüldüğü üzere va-
kıf üniversitelerinin toplam öğrenci sayısı,
birkaç devlet üniversitesinin toplam öğren-
cisi kadardır. Dolayısıyla vakıf üniversiteleri,
gelecek yıllarda kapasite arttırmak şeklinde
de gelişebilirler. Bu açıdan vakıf üniversi-
teleri arasındaki rekabetin artacağını ifade
etmek yanlış olmasa gerektir. Bundan son-
raki gelişmeler, üniversite sayısının artarak
600’
e ulaşmasının yanı sıra, niteliklerinin de
arttırılması şeklinde olacaktır. Son 10 yılda-
ki üniversite sayısının artış hızı, Avrupa ve
dünyadaki pek çok ülkenin üniversite sayı-
sının artış hızından daha yüksektir.
BugünKayseri’de ikisi vakıf,ikisi de devlet
üniversitesi olan 4 üniversite kurulduğunda
Bu şehir dört üniversiteyi kaldırmaz” diye
eleştirenler oldu. Ancak bir zamanlar bu
şehirdeki medrese sayısı 30’u bulmaktay-
dı. Hatta ilçelerinde bile medreseler vardı.
İstanbul, Bursa, Konya ve Kırşehir’de de
onlarca medrese bulunmaktaydı. Bugünkü
insanlar, bir zamanlar şehirlerinde üniversi-
teler yerine medreseler olduğunu bilmezler.
Binalarını gördüklerinde ise onlara sadece
tarihî eser nazarıyla bakıp geçer, bir zaman-
lar o binalarda ne eğitimler verildiğini de
bilmezler.
Bugün Mısır’da bulunan El-Ezher Üni-
versitesi, bir medrese olarak kurulmuş ve
daha sonra çağın gereklerine göre kendini
yenileyerek üniversiteye dönüşmüştür. Mis-
yonunu ise yaklaşık bin yıldır devam ettir-
mektedir. Buna benzer bir durum da şimdi
İstanbul Üniversitesi olarak bilinen kuru-
mun 1863 yılında kurulan Darü’l-fünun’a
dayanmasıdır. Kurum, 1933 yılında kanunla
üniversiteye dönüştürülmüştür.
Ülkemiz son 10 yıldır, geçmişte olmadı-
ğı kadar gelişim göstermiş ve 2025 yılında
dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasın-
da yer alacağı öngörülmektedir. Buna göre
yükseköğretim, büyümesini sürdürmesiyle
birlikte daha kaliteli hale getirilmelidir. Ge-
lecek yıllarda Türkiye, bölgesine eğitim ih-
raç edebilecek duruma gelecek ve bu coğraf-
yayı -eskiden olduğu gibi Ahmet Yesevi’leri,
Mevlana’ları- kendine cezbettirecektir.
Üniversite sayısının artması ilk bakışta
olumlu bir gelişme olarak algılansa bile, eğer
kurulan üniversiteler dünya ölçeğinde ses
getiren projeler yapamaz, yeterince kaliteli
bilimsel çalışma gerçekleştiremez, nitelikli
mezunlar veremezse, “üniversite mezunu
işsizler ordusu” bizi bekliyor olacaktır.
Bazı kurumlar, üniversiteleri derecelen-
direrek dünya sıralamasına koyan listeler
yayınlamaktadırlar. Bu derecelendirme
de çeşitli kriterlere göre yapılmaktadır.
Bunun yanı sıra bazı üniversiteler, me-
zunlarının iş bulma düzeyine göre ölçüm
yapmaktayken, diğer bazıları da mezunla-
rının ne kadar ücretle iş bulduğuna göre
bunu ölçmeye başladılar.
Üniversitelerin derecelendirme siste-
mindeki kriterler ne olursa olsun, -temel
amaçları hangi alanda olursa olsun- “katma
değer meydana getirecek insan” üreten birer
eğitim sistemine sahip olmaları gerekliliğini
ortaya koymalıyız.
Peki, katma değer meydana getirecek
insan kimlerle, nasıl, nerede üretebilir? Açı-
lacak yeni üniversiteler, böylesi bir soruyu
kendilerine sorarak kuruluş çalışmalarını
başlatmalıdır. Bu sorunun cevabı, üniversi-
teden mezun olan kişinin işsiz kalmayacağı
gibi bir sonucu da beraberinde getirecektir.
Katma değer meydana getirecek insan üre-
timini ancak katma değeri yüksek insanlar
üretebilirler. Üniversite sisteminin doğru
tasarlanması, stratejik yönetim, toplam ka-
lite, insan merkezlilik ve bütünleşik yakla-
şımlarla mümkündür bu.Üniversitenin tüm
üyelerinin, ortamın ve çevrenin katkıları da
katma değer meydana getiren insanı ürete-
cektir. Girdi ve süreç kalitesi, sonucun da
kaliteli olmasını sağlayacaktır. Öte yandan
katma değer sonucunu meydana getirmek
üniversitenin tüm üyelerinin görevi olduğu
için, en temel işleri yapmak üzere çalışanla-
rın da kalitesi çok önemlidir.Çünkü çalışan-
ların mutluluğu,mutlu öğrenciler üretilmesi
anlamına gelmektedir.
Yasalar ve kapatılan medreselerle bir anda
üniversitesiz kalan ülkemiz, ardından harf
sisteminin değiştirilmesiyle de bir gecede
yeni yazıyı okuyamayan bir cahil haline
gelmişti. Ülkemizdeki üniversite sayısının
geçen son 10 yılda arttırılması gibi, gelecek-
teki 10 yılda da onların niteliklerini arttıra-
rak dünya çapında derecelere girebilir hale
gelmeleri için çaba sarf edilirse koyduğu-
muz hedef gerçekleştirilebilir. Böylece belki
de üniversitelere dönüştürmek veya ıslah
etmek yerine, bir gecede kapatılan medre-
selerle meydana gelen boşluğu kapatabili-
riz. Böylece Anadolu yine o eski “öğrenen
toplum” olduğu karaktere bürünür, yeniden
dünyanın cazibe merkezi olur ve Doğu kül-
türüyle Batı kültürünü anlamlı bir şekilde
birleştirerek dünyaya hükmedecek “yeni
insan” yetiştirir.
SAYICA ÇOKGİBİ GÖRÜNEN600ÜNİVERSİTE DAHİ ASLINDAYETERSİZDİR.
AY-
RICA ALDIKLARI ÖĞRENCİ SAYILARI AÇISINDAN DAHA DA YETERSİZ OLDUKLARI
GÖRÜLMEKTEDİR. İTALYA NÜFUSU 50 MİLYONKEN, BU ÜLKEDEKİ ÜNİVERSİTE
SAYISI 242’YDİ. TÜRKİYE’DEKİ ÜNİVERSİTE SAYISININ 2 KATINA ÇIKSA BİLE YE-
TERLİ GELMEDİĞİ, TOPLAM OLMASI GEREKEN ÜNİVERSİTE SAYISININ DA 600
OLMASI GEREKTİĞİ BİLİNMEKTEDİR.