7
ekim
2013
Doç. Dr. Sinan Canan
gözümüzden başarıyla gizliyor.
Bu karmaşa, artık sadece meslek
olarak bilgi ile uğraşan insanları
ezmiyor, bugünün şehirli insanı
da artık kaçınılmaz bir şekilde bu
yaylım ateşinin içinde yaşamak
durumunda.
Zihnimiz bu kadar karmaşayla
baş edemiyor, son yıllarda ya-
pılan birçok araştırmanın bize
gösterdiği açık gerçek bu. Böyle
olunca verdiğimiz tepkilerden
biri de “farklılıklara bozuk çal-
mak”. Ne kadar demokrat, ne
kadar insancıl, ne kadar geniş gö-
rüşlü olduğumuzu düşünürsek
düşünelim, bir başka insandan
gelen, daha önce hesap etmedi-
ğimiz, varlığını bile bilmediğimiz
bir görüş veya talep, “devreleri
yakmamıza” neden olabiliyor. Bu
kadar veriyi değerlendirmek için
harcadığımız onca zihnî mesai-
nin ardından yeni gelen verilere
tahammülsüzlük başlıyor artık.
En kolay davranış tepkileri de
yok sayma, aptallıkla suçlama,
alay etme ve suçlama arasında
gidip geliyor. Etrafımızdaki nere-
deyse tüm fikir ve sözlerin bizim
gibi insanlardan geldiği, en kolay
unuttuğumuz temel gerçek hali-
ne geliyor.
Zihniniz size yalan
söyler
Sizi bir konuda özel olarak
uyarmak için bu yazıyı yazı-
yorum. Bu uzun girizgâhı da o
yüzden yaptım. Zihnimiz, aslında
bu dünyada kolayca yaşayabil-
memiz için bizi “iyi niyetlerle”
kandıran bir “hayatta kalma”
donanımıdır. Yani etrafımızdaki
dünyayı, kendimizi merkeze
alarak, içinde en kolay yaşaya-
bileceğimiz şekilde bizim için
resmeder ve genellikle bu resmin
bütün ve hakikî gerçeklik” ile
hiçbir ilgisi yoktur.
Zihnimizin bize oynadığı
illüzyonların en büyüğü, bütün
düşüncelerimizin “tutarlı” olduğu
yanılgısıdır. Bunu bize “oyun”
olsun diye yapmaz. Bu tutarlılık
ve iyimserlik hissi, yaşamamız
için bize güç veren temel iç-
kandırmacalarımızdan en önde
gelenidir. Sigara içenlerin siga-
raya bağımlı rahatsızlıklara ya-
kalanmayacaklarına güvenme-
leri de böyle bir altyapıdan gelir:
Öbürleri hasta olmaya daha
yatkındır ama kendimiz değil.
Bizde ‘özel’ bir şeyler var.” (!)
Fikir ve inanç dünyamız,
bu yanılsamayı en ağır olarak
yaşadığımız alandır. Bildiğimiz
her şeyi iyi bildiğimizi, yaşadığı-
mız her şeyi tamve kurallarına
uygun olarak yaşadığımızı düşü-
nürüz. Söze dökmek gerekince
elbette bazı eksikliklerimizi itiraf
ederiz (yine toplumönünde
tutarlı olabilmek adına), fakat
düşünce” planında pek bir
sorunumuz yoktur. Zira orada
kendimizden “emin” olmazsak
yaşayamayız. Ama acaba ger-
çekten tutarlı olup olmadığımızı
nasıl bileceğiz?
Basit bir düşünce
deneyi
Şimdi bu yazıyı okuyan her-
kese minik bir düşünce deneyi
önereceğim. Biraz zordur ama
yoğunlaşabilirseniz ödülünün
büyük olacağını düşünüyorum.
Bu direktifleri okuduktan
sonra gözlerinizi kapatıp olabil-
diğince rahatlayın ve dünyadaki
bütün insanları düşünmeye ça-
lışın. Yani 7 küsur milyar insanın
hepsini. Farklı diller, dinler, ırklar,
adetler, giyim-kuşamlar, yaşam
alanları, ahlak değerleri… Biraz
bu “gerçek” dünyada gezindikten
sonra deneyimizin zor kısmına
geçeceğiz.
Şimdi dünyada yaşayan bütün
insanların -tek bir istisnası bile
olmadan- sizinle aynı inanç,
değerler ve fikir sistemine sahip
olduğunu düşlemeye çalışın.
Herkes aynı şeye inansın, aynı
şekilde düşünsün, aynı şekilde
tepki versin ve farklı dil ve ırklara
rağmen yaşam tarzınız hep aynı
olsun.
Lütfen bunu düşünebildi-
ğiniz derin bir noktaya dek
tahayyül etmeye çalışın. Alp
dağlarında, Arabistan çöllerin-
de, kutup dairesi yakınlarında,
Afrika steplerinde, okyanus
adalarında, Moskova’da, New
York’ta, Ankara’da, Şangay’da,
Avusturalya’nın vahşi ormanla-
rında ve dünyanınmedeniyet
görmemiş nice köşelerinde fik-
ren sizinle tıpkı-basım insanlarla
dolu bir dünyayı ağır ağır tahay-
yül etmeye çalışın.
Tahayyülünüz kemale erdiğin-
de de kendinize şu soruları so-
run: “Böyle bir dünya var olabilir
mi? Böyle bir topluluk yaşayabilir
mi? Bir şey üretebilir mi? Hari-
kalıklara ulaşabilir mi? Daha da
önemlisi, hayatta kalabilir mi?”
Diyelim ki İslam inancına
sahipseniz, bu deneyi “herkesin
sizin gibi Müslüman olduğu” bir
dünya için tekrar edin. Herkes
sizin gibi inanıp yaşasaydı dün-
yanın hali nasıl olurdu? Bu soru-
yu ara ara kendinize sormanızın
ne kadar faydalı olduğunu biraz
üzerinde düşününce fark etmeye
başlayacaksınız.
Sizi bilmem ama benim
kendi deneyim(im) bana tatsız
sonuçlar veriyor. Zihninizi fazla
şekillendirmek istemediği için
detayları vermeyeyim, fakat
benim tasavvurumda herkesin
Sinan Canan gibi olduğu dünya
adeta dönmüyor. Bir kısıtlılık,
bir sınırlılık, bir durgunluk ve
bir kısırlık halini -biraz düşün-
dükten sonra- şaşkınlık içinde
fark edebiliyorsunuz. Biraz daha
düşünürseniz, bunun sadece
tasavvur eksikliğiniz”den değil,
sizin dünyaya karşı olan “görgü
ve deneyim eksikliğinizden”
de kaynaklandığını ibretle fark
edebiliyorsunuz.
Çeşitlilikyoksa
yaşamyoktur
Artık ben, ne kadar marjinal
görünürse görünsün, farklı bir
şeye tepki vereceğim zaman
bu “derin basitliği” kullanmaya
gayret ediyorum. Zihnimin ve
dünyamın sınırlılığını diğer in-
sanlara da giydirme çabamın ne
kadar haddini bilmez bir davra-
nış olduğunu bir kez ve bir kez
daha fark ediyorum. Tabiî bazen
ipin ucu kaçıyor ve bu düşünce-
den kopuyorum, ama ipin ucunu
tekrar yakaladığımdaki yaşadı-
ğım rahatlama, bana doğru yolda
olduğumun işaretini veren en
önemli belirti.
Bu kadar karmaşıklaştırılmış
bir hayatı “basit” düzeyde yaşa-
mak zordur. Fakat zihnimizin
kontrolü tamolarak olmasa da
büyük oranda elimizdedir. Onu
derin basitlik” ilkesine ne kadar
alıştırırsak o kadar rahat, o kadar
anlamlandırması kolay ve o
kadar çeşitliliğe matuf bir hayat
yaşayabiliriz.
Hemcinslerimizin çizdiği
tarz-ı hayat bizi az seçenekle
yaşamaya zorluyor. Az seçenek
dediysem, onlarca şampuanmar-
kası, yüzlerce bilgisayar seçeneği,
o gün giyebileceğiniz (aslında
hepsi temelde aynı olan) onlarca
elbiseniz gibi “çakma seçenekler”
sayesinde “çeşitlilik yanılsamala-
rı” ile bezenmiş bir seçeneksizlik
bu. Fakat hayat, özünde çeşit-
liliktir. Çeşitlilik, her an yenilik,
kendini asla tekrar etmeme,
Allah’ın adet ve sünnetlerinden
birisidir (kendi parmak izinize
bakmanın şimdi tam sırası).
Artık çeşitlilikten rahatsız oldu-
ğunuz, farklılığın sizi bunalttığı
durumlarla her karşılaşmanızda,
o “derin basitlik” algısının size ne
söylediğine bir kez daha kulak
vermeye çalışın.
İnşallah, vicdanınızdan kulağı-
nıza fısıldanan “Ya Hayy!” sesini
siz de işiteceksiniz...