85
ekim
2013
ğinin gelişmesiyle beraber de bilim ve eğitim
alanında hızlı bir gelişme sürecinin başladı-
ğını görmekteyiz.
Özellikle Sanayi Devrimi’nin etkisiyle
yeni bir işçi sınıfının ortaya çıkması sonucu
Avrupa’da geleneksel eğitimin yanında halk
için de eğitim gündeme gelmeye başlamış,
basılı eserlerin de yaygınlaşmasıyla eği-
tim hızla tabana yayılma sürecine girmiştir.
Okullaşma süreci hızla tabana yayılmaya
başlamış ve okuma-yazma oranları hızla
artmaya başlamıştır. Bu sürecin doğal sonu-
cu olarak, özellikle Avrupa veya Batının son
iki yüzyılda hızla bilim ve teknoloji alanında
neden hızla bir gelişme gösterdiğini anlama-
mak zor olmasa gerekir. Bunun yanında el-
bette birçok farklı faktör de etkili olmuş ola-
bilir. Bunların başlıcaları ucuz hammadde ve
insan gücü, sömürgeler ile geleneksel siyasal
ve devlet sistemlerinin değişmesi de gösteri-
lebilir. Nihayet 1800’li yıllarda, Batıdaki okul
programlarında ilk defa fen bilimleriyle ilgili
dersler görünmeye başlamıştır (Aikenhead,
1981).
Yukarıda belirttiğimiz gibi Avrupa’nın
bu dönemlere ulaşmasının elbette birçok farlı
sebebi olabilir ama bunların yanında sadece
Avrupa’da matbaanın yaygınlaşmasıyla bera-
ber başlayan dönemden sonraki kitap basımı
ve bizdeki kitap basımını karşılaştırmamız
bile birçok şeyi anlatabilir. Bu dönemlerde,
bizdeki basılı eserler hâlâ yaygın değil ve var
olan eğitimse daha çok dini eğitimi kapsar
niteliktedir.Aşağıdaki tabloda bazı tarihi dö-
nemlere göre ülkelerdeki basılan kitap çeşidi
ve baskı adedi verilmektedir.
Bazı tarihi dönemlere göre ülkelerde basılan kitap sayısı
Tarih Süre/dön. Ülke Bas. çeş. Bas. ad.
15.
yy. 50 yıl
Avrupa 30-35 bin 15-20 mil.
1711
Deli Petro Rusya 600
18.
yy. 23 yıl
Osmanlı 50
13
bin
18.
yy
Japonya 10 bin
Osmanlı’da matbaanın kurulmasını iz-
leyen 150 yılda ancak 3 bin civarında kitap
basılabilmiştir. Ayrıca matbaanın kurulduğu
ilk 23 yılda toplam basılan kitap sayısı 50’yi
geçmemiştir.Avrupa’da ise matbaanın kurul-
masını izleyen 1450’den sonraki elli yılda ba-
sılan kitap sayısının 30 bin ile 35 bin arasında
olduğu tahmin edilmektedir. Baskı adedinin
ise milyonlarla ifade edilmesi daha çok ma-
nidardır. Rakamlar arasındaki fark, bizdeki
eğitim ile Avrupa’daki eğitimin farklarını
göstermek açısından anlamlıdır (
-
nomiturk.blogspot.com/2006/12/matbaa.
html).
Bundan sonraki süreç, birçoğumuz için az
çokbilinenbir dönemdir.ÖzellikleAvrupa’da
bilimsel bilginin artması,birçok fundamental
sorulara cevap verilmesiyle yerleşik düşünce-
lerin ve inançların değişmesine sebep olmuş
ve sonuçta Avrupa, hızla sanayi toplumu
olmanın yanında bilgi ve teknoloji toplumu
olma yolunda da mesafe kat etmiştir. Bizde
ise Batı tarzı okulların kurulmaya başlaması
ancak 18. yüzyılın sonlarına doğru, daha çok
askeri alandaki okullarda olurken, fen dersle-
rinin programlara girmesi neredeyse 20. yüz-
yılın başlarına doğru gerçekleşmiştir. Gerçek
manada bilim ve teknoloji eğitimi ancak
Cumhuriyet dönemiyle ivme kazanmıştır.
Süreç açısından Türkiye’nin
bilim politikaları
19.
yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’yla
aramızdaki en önemli farkın bilim ve tekno-
loji alanında geri olduğumuzu belirtenler ol-
muştur.Bu görüş,aynı zamanda Osmanlı’nın
geri kalması, hatta yıkılmasının da yegâne
sebebi olarak algılanmıştır. İlk anda bu gö-
rüş çok yanlış gelmeyebilir ama bilim ve tek-
noloji alanında Batı ile aramızda meydana
gelen farkın hangi sebeplerden kaynaklan-
dığını gerçekçi verileri analiz ederek tarihi
süreç içerisinde cevaplandırılabiliriz. Bura-
da verilebilecek en kısa cevap; Osmanlı’nın
Batı karşısında bilim ve teknoloji alanında
geri kalması, elbette geri kalmışlığın sebep-
lerinden birisi olmuştur. Batının bilim ve
teknoloji alanında ileri gitmesinin birçok
sosyo-ekonomik sebepleri vardır. Bunların
en başında gelenlerden birisi de Aydınlan-
ma Dönemi ile beraber yeni sömürgelerin
elde edilmesi, ucuz hammadde ve işgücünün
sonucu Sanayi Devrimi’nin başlamasıyla
rüzgarı arkasına alarak -bizde doğru dü-
rüst 1980 ve 1990’lara kadar birçok devlet
teşvikiyle oluşturulmaya çalışılan- girişimci,
üreten ve sanayi kolunda çalışan işçi sınıfının
çok erken dönemde oluşmasıdır.
Birçok iktisat tarihçisinin belirttiği gibi,
Osmanlı’da ekonomi adına söylenecek çok
şey olmasa da devletin temel gelir kalemi
tarıma dayalı alanlardan alınan vergiler ol-
muştur. İnsan ve hayvan gücüne dayalı böyle
bir ekonomik modelin artı değer üretmesi de
çok zor olmuştur.Bütün bunlara 1870’lerden
1.
Dünya Savaşı’na kadar bazen zoraki se-
beplerden dolayı da girmiş olduğumuz savaş-
larda halihazırdaki insan gücümüzü kaybet-
memizi de ekleyecek olursak, resim neredey-
se tamamlanmış olur. Sonuçta Cumhuriyet’i
kurduğumuz yıllarda ciddi anlamda bir bilim
ve teknoloji birikimimize sahip olduğumuzu