84
ekim
2013
mesiyle tarım alanında görülen ilerlemeler
şeklinde özetlenebilir.
Antik Yunan dönemi:
Basit gözlemlere
dayalı ve pratik ihtiyaçlara cevap veren bi-
limsel faaliyetlerin yerini zihinsel faaliyetler
almaya başlamıştır. Bu dönemde daha çok
dünya ve evrenle ilgili sorulara -gözlemin
ilerisinde- akla dayalı cevaplar ve açıklamalar
verilmeye çalışılmıştır.Bu dönemin sonlarına
doğru -özellikle Roma İmparatorluğu’nun
egemen olduğu bölgelerde- Hristiyanlığın
yayılmaya başlamasıyla bilimsel çalışmalarda
bir duraksama dönemi başlamıştır.
Türk-İslam dönemi:
Aradan çok fazla
zaman geçmeden bilimsel çalışmalarda eski
Yunan eserlerinin Arapçaya tercüme edile-
rek kazandırılmasıyla Türk-İslam dönemi-
nin dominant olmaya başladığı bir dönemi
görmekteyiz. Maalesef bu dönemde değişik
sebeplerden dolayı başta İslam dünyasının
kendi içine kapanmaya başlaması, ekonomik
yönden zayıf düşmesi, bazı iç karışıklıklar
ve bilimsel çalışmaların insanı şüpheye dü-
şüreceği inancı, bilimsel çalışmalarda görü-
len gelişmelere rağmen bilimsel alanlardaki
kazanımlarını ve birikimlerini Ortaçağ ka-
ranlığından kendini kurtarmayı başaran ve
aydınlanma dönemine giren Avrupa’ya kap-
tırmıştır.
Modern bilim dönemi:
Bu dönem, eski
Yunandan farklı olarak bilimin temeline ak-
lın yanında gözlemi de dâhil etmeye başla-
mıştır (Yıldırım,1991). Ulaştığı bilgileri kısa
sürede teknoloji alanına da aktararak aynı
zamanda birçok teknolojik gelişmeye de yol
açmaya başlamıştır. Günümüz sanayi sonrası
dönemini yaşayan bilimveya bilgi toplumları,
bir başka deyişle bilgi ve teknoloji toplumları,
aslında insanlığın binlerce yıldır uğraşılarının
bir sonucu olarak değişik bilimsel dönem ve
aşamalardan sonra ulaştığı bir noktadır. Ama
bu nokta, sona ulaşılan bir süreç değil, belki
eski dönemlere göre “dünya”dediğimiz geze-
gen üzerinde yaşayan insanların yaşam şekil-
lerini, düşüncelerini ve hayata bakış açılarını
değiştirecek bir süreç olarak birçoğumuzun
canlı tarih şeklinde izleyeceği bir döneme
şahit olduğumuz düşünülebilir.
Bilim ve teknoloji eğitiminin
Türkiye’deki tarihsel seyri
İnsanlığın bilimsel serüveni gibi, eğitim
serüveni de bir o kadar eskilere gider. Bizler
tarihsel açıdan ilk okulun nerede kuruldu-
ğunu bilmesek de insanlık, varoluşundan bu
tarafa kendisinden sonra gelenler için sahip
olduğu kazanımlarını, dinsel inanç sistem-
lerini ve tecrübelerini bir sonraki kuşaklara
aktarma gereğini her zaman duymuştur. Bu
gereksinimden dolayı eğitim, okullu veya
okulsuz olsun, insanlığın her zaman bir par-
çası olmuştur.
Çok kapsamlı bir eğitim tarihi vermeden,
eğitim tarihi içerisinde fen ve teknoloji eği-
timinin tarihsel bir özetini, genel manadan
çok, Türkiye özelinde vermeye çalışacağız.
Özellikle 18. yüzyıla kadar dünyanın bir-
çok yerinde,, bugünkü anlamda okullu bir
eğitime rastlamak pek mümkün değildi.
Mevcut eğitim kurumları daha çok dinsel
amaçlı kurulan kurumlar olmuş, bunların
çoğunluğu İslam dünyasında camilerin biti-
şiğindeki medrese ve mektepler olurken,Batı
dünyasında birçok okul ve üniversitenin ilk
kuruluş şekilleri kiliselere bağlı veya kilisele-
rin beraberindeki birer kurum olarak ortaya
çıkmıştır.
Böyle bir oluşumun meydana gelme süre-
cinin en temel sebeplerinden birisi de insan-
ların özellikle yeni nesillere kendi inançlarını
aktarma arzuları olmuştur. Biz Türklerde,
bugünkü manada, kurumsal olarak ise ancak
10.
ve 11. yüzyıllarda daha çok dinsel ihtiyaç-
lar ve bu alanlardaki ihtiyaçları karşılamak
ve insan yetiştirmek üzere kurulan medrese
tarzı okulları görebilmekteyiz.Diğer taraftan
Türklerde de hayatın temel ihtiyaçlarını elde
edebilmek ve yaşamla mücadele edebilmek
için, deneyimlerin ve bazı el ve savaş zana-
atlarının yeni nesillere aktarılması için yapı-
lan eğitim faaliyetleri olduğunu görmekteyiz
(
Akyüz,1991).Fakat bunları tam bir bilim ve
teknoloji eğitimi olarak ele alabilmek zordur.
Selçuklu ve Osmanlıların kuruluş ve gelişme
dönemlerinde ise hastanelerde, rasathaneler-
de ve bazı medreselerde bugün için fen bi-
limlerinin bölümlerine giren alanlarda çalı-
şanlara rastlayabilmekteyiz. Fatih dönemin-
den sonra bu bilimsel anlamdaki faaliyetlerin
neredeyse sona geldiğini görmekteyiz.
Bunlarla beraber usta-çırak ilişkisi içe-
risinde, özellikle teknik alanlarda eğitim
devam etmiştir. Avrupa’da da “Aydınlanma
Dönemi”nin başları itibariyle durum bizden
pek farklı olmasa da ilk etapta eski Yunanca
eserlerin Arapça tercümelerinin yapılmaya
başlanmasıyla eski yitiğini hızla kazanmaya
başlamış ve ekonomik manada refah seviye-
sinin yükselmesi ve yazılı eserlerin kolayca
çoğaltılabilmesinin önünü açan baskı tekni-
Eğitim
haber
ajanda