73
ekim
2013
Toplum
haber
ajanda
>> Biriyle karşılıklı bir
sevgi içinde yaşamak
kadar güzel ne olabilir ki?
Hayır, aşkı filan kastetmi-
yorum. Baba-oğul sevgisi,
arkadaş sevgisi, öğretmen-
öğrenci sevgisi yahut belki
renk veren şeyler… Diyelim
bir tatil sabahı, güneş ışıkla-
rının penceresine vurduğu
bir kafede kahvaltı etme
sevgisi veya birilerine yar-
dımediyor olmanın hazzı
yahut da birilerine sadece
uzaktan üzülmüyor ol-
manın sevgisi. Ama daha
önce başkaları çalındı
elimizden. Atatürk sevgisi,
Muhammed sevgisi, vatan
sevgisi, bayrak sevgisi…
Hemen hepsi test süreçleri-
nin araçsal fenomenlerine
dönüştüler. “Doğal olanını
bırak, geometrik olanını
sahiplen. Sıcak olanını
bırak, buz olanını kullan.
Soğukkanlı olanını bırak,
fevri olanını kabullen. Ken-
dinden uzak dur, çerçeveli
olanını yüklen.”
Örnekleyelim, örnek-
leyelimki iyi anlaşılsın:
Yardım isteyenler gelir
hani, Lösemiciler, Suriyeli
mülteciler, Afrikacılar…
Bizce düşkün, düşkün-
dür. Muhtaç olanın, elini
uzatanın şusuna busuna
bakılmaz, bakılmamalıdır.
Biz sevgi pıtırcıklarıyız..
.”
Biri beni böyle eleştiriyor.
Yunusçuyuz
…”
Böyle de
eleştiriyorlar. Maskelerini
düşüreceksin, kıyamı-
yorsun. Düşürmezsen
Yutturdum” sanıyor. Ve
sanıyor ki biz, yalnızca
canımız yandığında bir
şeylerin farkındayız. Hayır,
senin adına insanlık denen
bir şeyden utanıyoruz.
Senin kötülüğünü sanki biz
işlemişiz gibi senin adına
başımızı eğiyoruz. Çünkü
soyluluğa, erdeme karşı
yamuk düşmüş bir asi-
metrinin hicabı içindeyiz.
Bu suskuyu “Yutturdum”
sanıyor. Öylemi?
Lösemiciye yardımet-
sem laik, Suriyeliye yardım
etsemHükümetçi, Afrikalı-
ya yardımetsem ılımancı,
kurban kessemhilafetçi mi
olacağım? Siz varsınız diye
muhtaçlara yardımdamı
etmeyelim? Bir gün bizim
başımıza gelmeyeceğini
kimgaranti ediyor?
Fakat anlıyorumsenin
derdini. Senin derdin o
değil…Öyle bir derdin olsa,
bugüne kadar doğallık
içinde yoklardın. Beni
sevgi
pıtırcığı
diye suçlayan da
gerçekte savunduğu şeyi
savunmuyor. Sadece bir
tahrik unsuru figüranı,
sanaldan konuştuğu için
yüzünün iğrenç kıvrımla-
rını yazdığı yazının simet-
risinden de saklayabilece-
ğini zanneden bir budala.
Ben o yazıdan koskoca bir
roman çıkaracak kadar
seni görüyorum. Okadar
çıplaksınız… Newton uzayı
gizlenemez çünkü.
Partikül uzayında ise
gizlenmeye gerek yoktur.
Çünkü bu devrin erdemi
odur. Foucault pozitiflikle-
rini öğrenmeden hiçbir ide-
olojiyi temize çıkaramaz-
sınız. Partikül dünyasının
algısı insan davranışlarına
vurulduğunda Newton’la
idare eden adamın kendiy-
le yüzleşme olanağı kal-
maz. Kusurunu kapatacak
ortaklar aramaya başlar,
rekabetçiliği doğallıkları
çalıp çırparak, araçsallaştı-
rarak sürdürmek zorunda
kalır.
Şimdi bir bir kayıplara
karıştılar. Sende eleştir-
diklerini kendileri tecrübe
edecekler gıdımgıdım. Biz-
se “B
u nefy ü hicremüeb-
bed bu yerdemahkûmuz
”.
Suriyeli kadının kur-
duğuArapça cümleden
yalnızca “
Suri”
ve “
Muhtac”
ifadelerini anlayabildim.
Karnını doyursa bile ya-
bancı bir ülkede yalnızlığın
ne olduğunu kimbilebilir?
Edward Said gibi ente-
lektüellerin bile altından
kalkamadığı bir yıkılmışlık-
tır kış ruhu, göçmen ruhu.
Bizim için sadece bir test
mevzuu. İşte böyle, bütün
doğallıklar elimizden ko-
parıldı. Bir de “İyi misin?”,
Durumun nasıl?”, “Kendini
nasıl hissediyorsun?” gibi
öfke testini kağşamış
Freudyen sözlerle yinele-
meleri yokmu? Biz artık
partikül dünyasından
bakıyoruz, geçti oNewton
koordinat dönemleri. Biraz
da siz değişseniz, insan
olsanız, pozitif davransanız
ne olur sanki?
Evet, Yunusçuyuz…
Yunusçuluk, adınaMoğol
zulmü denen bitimsiz yağ-
ma dönemlerindemasum
kitlelere kapılarını açan bir
felsefeydi. Başsız kalmış,
bilmemkaç beyliğe bölün-
müş, siyasî istikrarsızlığın
tuzakAnadolu’sundaHacı
Bektaşlardan, Mevlanalar-
dan, Yunuslardan başka
kimvardı ki?.. Bir halkın
moral motivasyonunu
çöküntüden kurtaran kim
vardı? Orada bir devlet
nasıl maya tutabildi sanı-
yorsunuz? O insanlar eğer
masumkitlelerin ellerin-
den doğallıklarını çalsay-
dılar asla beceremezlerdi.
Eğer onlar stratejilerle
kendi inançlarını birer
ideolojiye çevirseydiler
yine bunu beceremezlerdi.
Kalp kırarak yol almak,
insanı küçümsemektir.
Derviş gönülsüz gerek”
dediler, gönülsüz oldular.
Gönül koymadılar, öfkelen-
mediler, tehdit etmediler,
diğerkâmoldular. Elbette
istisna vahşetler, istismar-
lar bulunabilir. İnsan varlığı
hiçbir dönemde kusursuz
olamaz ki...
İyisiyle kötüsüyle geride
kaldı bir devlet. Şimdi
başka bir devletimiz var.
Politik sistemini İran’dan,
Bizans’tan almakta, onlar-
dan istifade etmekte hiçbir
sakınca görmediler. O
zamanınmodası oydu, ya-
rarlanabilecek rasyonalite
oydu, şimdi ise devir başka
şeyler söylüyor. Bunu
doğallıklara ket vurarak
gerçekleştirmek olumsuz
bir yoldur. Doğal yaşam
alanlarını sınırlamak, en
başta iyi niyetten şüphe
ettirir. Yıllardır kapımızı
çalmayanlar şimdi sıra
sıra kapımıza gelip kurban
kesip kesmeyeceğimizi
yokluyorlar. Hangi dağda
kurt öldü? Başka birma-
halle baskısı örneği mi?
Allahmı emretmiş? Bırak
ben düşüneyim. Kendim
karar verirsem, ibadetimi
daha huzurlu yaparım.
Suriyeli
kadının
kurduğuArapçacüm-
ledenyalnızca“Suri”
ve“Muhtac”ifadelerini
anlayabildim.
Söylese(n)tesiriyok…
H
AYATTAN
bütün doğallıklar çekildi. Artık bütün
sözlerimizle, edimlerimizle birer test makinelerine
dönmüş durumdayız. Neredeyse her şeyimiz ya-
paylıklardan oluşuyor. Toplumun bize reva gördüğü aralıkta
çırpınıp durmaktayız. Şayet bir toplumvarsa…
Vahit Koç