71
ekim
2013
Dr. Murat Arabacı
>> O kadar ürkütücü bir sahneydi ki, bir
baba -hem de peygamber- çocuğunu boğaz-
lamaya kalkıyor ve bir meleğin -nedense ka-
natlı- koç getirmesiyle çocuk kurtuluyor…
Bu sahneden Kurban Bayramı’nda hayvan
kesmenin zorunluluğunu mu anlamalı, yoksa
insanoğlunun, tarihin derinliklilerinden sü-
zülen büyük bir utancını mı hatırlamalıyız?
Hep birincisinin anlaşıldığı ve böyle anla-
tıldığı için Kurban Bayramı, artık yalnızca
hayvan kesilen bir bayram oldu.Oysa Allah’a
yakınlaşmak için yapılan her ibadet ve bağışa
kurban” denir. Ancak günümüzde bu anlam
daraltılmış ve kurban, yalnızca hayvan bo-
ğazlamak olarak anlaşılmaya başlanmıştır.
Kurban Bayramı’nda hayvan kesmek, yok-
sullara ve ihtiyaç sahiplerine yardım etmek-
ten,paylaşımdan öte bir anlam taşımaz.İlginç
olan,Kurban Bayramı için zihnimize kazınan
bu resmin, Tevrat’ın cümleleriyle çizilmesi-
dir. Bilindiği gibi Tevrat, Hz. Musa’dan çok
sonra, antik uygarlık kültürlerinin etkisiyle
Yahudi din adamları tarafından tahrif edil-
miştir.Tevrat’ın,Tekvin (Yaratılış) bölümün-
de Hz. İbrahim’in olayı şöyle anlatılır: “Daha
sonra Tanrı, İbrahim’i denedi. ‘İbrahim!’ diye
seslendi. İbrahim, ‘Buradayım!’ dedi. Tanrı,
İshak’ı, sevdiğin biricik oğlunu al, Moriya
bölgesine git’dedi,“Orada,sana göstereceğim
bir dağda, oğlunu yakmalık sunu olarak sun.”
(
Yaratılış, 1-2)
Tanrı’nın kendisine belirttiği yere varınca
İbrahim bir sunak yaptı, üzerine odun dizdi.
Oğlu İshak’ı bağlayıp sunaktaki odunların
üzerine yatırdı. Onu boğazlamak için uzanıp
bıçağı aldı. Ama Rabbin meleği göklerden
İbrahim, İbrahim!’ diye seslendi. İbrahim,
İşte buradayım!’ diye karşılık verdi. Melek,
Çocuğa dokunma’dedi, ‘Ona hiçbir şey yap-
ma. Şimdi Tanrı’dan korktuğunu anladım.
Biricik oğlunu benden esirgemedin.’ İbra-
him çevresine bakınca, boynuzları sık çalılara
takılmış bir koç gördü. Gidip koçu getirdi.
Oğlunun yerine onu yakmalık sunu olarak
sundu.” (Yaratılış, 9-16)
İnsankurbanlar
devrininsonu
Yakmalık sunu”, kanı akıtılan kurbanların
yakılıp tütsülenerek Allah’a sunulması adeti-
dir. Tanrı, İbrahim’i denemek için oğlunun
kurban edilmesini ister, Melek devreye girer,
İbrahim Peygamberin Tanrı’dan korktuğu-
nu anlar ve koçu gösterir. Burada, İbrahim
Peygamber, bir çocuğun boynuna dayanmış
bıçak ve melek figürleri ön plandadır. Kur-
ban Bayramı’nda zihnimize çizilen resimde
olduğu gibi…
Oysa Hazreti İbrahim’in başından geçen
bu olayın gerçek anlatımı Kur’an’da tama-
men farklıdır. Kur’an’da konuyla ilgili bölü-
mü okuyalım:
Bir gün‘Rabbim! Bana iyilik,güzellik,doğ-
ruluk timsali olacak bir çocuk ihsan eyle’ diye
Ç
OCUKLUĞUMUZDA
bayramlar -özellikle Kurban Bayramı- çok
daha renkli olurdu ya da bize öyle gelirdi. İlk gün, namazdan sonra
erkenden koç veya koyun kesilir, parçalara ayrılır sonra da büyük
kısmı dağıtılırdı. Neredeyse bayramın ilk günü hep bu merasim
ve telaşla geçerdi. Bizlere de kurbanın önemi anlatılır, zihnimize
şöyle resmedilerek kazınırdı: “Hz. İbrahim, çocuğunun gözlerini bağlamış ve
boynuna bıçağı dayamış, tam kesecekken gökten kanatlı bir melek kınalı bir
koç getirmiş…”
dua etti.Biz de ona halim, selim bir oğul müj-
deledik. Oğlu, yanında koşma çağına gelince
Yavrum! Ben seni rüyamda boğazladığımı
görüyorum. Bilmem ne dersin?’ dedi. Çocuk
da ‘Babacığım sana ne emrediliyorsa yap.Beni
Allah’ın izni ile sabredenlerden bulacaksın’
dedi. Her ikisi de teslimiyet gösterip onu alnı
üzerine yatırınca ‘Ey İbrahim!’ diye seslendik,
Rüyaya gerçekten sadakat gösterdin. İşte Biz,
güzel ahlâk sahiplerine böyle karşılık veririz.
Bu, gerçekten çok zor bir durumdu’ dedik.
Ona bunun yerine büyük bir kurbanlık verdik.
Çağlar boyu anılmasını sağladık. Selam olsun
İbrahim’e!”(Saffat, 100-109)
Kur’an’daki anlatıma göre Hazreti İb-
rahim’e “Çocuğunu boğazlayarak kurban et”
diye bir emir verilmemiştir. Koç getiren bir
melek de yoktur. Olay, Hazreti İbrahim’in
rüyasıdır.Her rüya bir emir,bir vahiy değildir.
Hazreti İbrahim, bir rüyasında kendisini oğ-
lunu boğazlar şekilde görmüştü ki, durumu
oğluna açınca o da “Sana söyleneni yap”dedi.
O da oğlunu -kendi çağında çokça yapılan-
lar gibi- “kurban” etmek istedi. Fakat Allah,
Hazreti İbrahim’e seslenerek onu bu işten
vazgeçirdi. Böylece büyük bir kaza yapmak-
tan kurtarılmış olurken, oğlu da büyük bir
kazaya uğramaktan kurtarılmış oldu.Böylece
insanlık tarihinde çok büyük bir adım atılmış
oldu ve insan kurbanları çağı kapandı.
Bütün toplumların antik çağlara kadar
dayanan benzer gelenek ve kurumları vardır.
Bunlardan biri de tanrı veya doğaüstü güç-
lere yakınlaşarak onların yardımını sağlamak
ve gazap ve öfkelerinden korunmak için
yapılan kurban ayinleridir. Bu ayinlerin en
önemli özelliği ise “kan” akıtılmasıdır. Çün-
kü kan, hayat sayılmaktaydı. Yaşamın esası
ve taşıyıcısı olan kanı akıtmak, hatta içmek
kutsal bir inanıştı. İnsanoğlunun bu inanç
adına uyguladığı vahşetse akıllara durgunluk
verecek boyuttadır.
Mel Gibson’un Maya uygarlığı hakkında
çektiği 2006 yapımı “Apocalypto (Kıyamet)”
adlı film, köylerinde mutlu bir şekilde yaşa-
yan Maya halkının hayatlarından bir kesitle
başlar. Yaşama uğraşları, şakaları, beklentileri
ve umutları seyirciye sunularak bir şekilde
Yok birbirimizden farkımız” dedirtir. An-
cak köye baskın yapan bir grup asker, köyü
yağmalayarak kadınları köle, erkekleri ise
Maya geleneğine göre kurban etmek üzere
esir alırlar. Çocuklar köyde bırakılırlar. Uzun
süren bir yürüyüşten sonra Maya başkentine
ulaşırlar. Kuraklığın problem olduğu bölge-
de kurban törenleri yapılmakta ve esir alınan
köy halkını da bu akıbet beklemektedir.
Kadınlar açık arttırmayla satılır, erkeklerse