69
ekim
2013
rak neticesinde 1864’te İngiltere’ye sipariş
edilen zırhlı muharebe gemisi, kısa bir süre
sonra Osmanlı donanmasındaki yerini aldı.
Yerli gemi sanayii teşvik edildi. Osmanlı
donanması, kısa bir süre içerisinde gemi
adedi bakımından dünyanın dördüncü bü-
yük filosu oldu. Ancak deniz gücü demek,
sadece sahip olunan gemi adedinden ibaret
değildi. Böylesi bir donanmanın bakımını
yapma ve modernize etmenin orta vadede
getireceği malî yük hesaplanmamış, teçhi-
zata öncelik verilirken işin personel tara-
fı ihmal edilmişti. Bu yüzden Abdülaziz
döneminde Osmanlı donanması, askerî ve
siyasî açıdan devlete umulan faydayı sağla-
yamadı. Yani paramızı aldılar ve görünürde
büyük bir yenilik yapıldı. Ama yine sonuç
hezimetti.Çünkü düşman, bize kasayı verse
de anahtarı kendi elinde tutuyordu.
Şunun altını çizmek lazım: İlim, yenilik
nerede olursa alınmalı. Pek tabiî ki uluslara-
rası ticaretde yapılacak,teknolojisi iyi olanın
teknolojisinden faydalanılacak. Mesele şu:
Düşmanımız olduğunu bildiğimiz ülkelere
gereğinden fazla güvenip içişlerimize ka-
dar içimize almak, içimizdeki dindaşlarını
bağa bekçi yapmak ve bütün bunları körü
körüne, kendi değerlerimizi arkaya atarak
yapmak. Kızdığımız noktalar bunlar.
Hele demiryolları…
Yukarıdaki örnekleri de çoğaltabiliriz,
mesela demiryolu ihaleleri...O dönemlerde
İngilizlerin Batı Anadolu’da yaptığı ikinci
demiryolu hattı, İzmir-Kasaba (Turgutlu)
Demiryolu’dur. Osmanlı çok büyük para-
lar yatırmıştı. 4 Temmuz 1863’te hattı inşa
imtiyazı Edward Price’e 99 sene süreyle
verildi. Devletin şirkete taahhüt ettiği kâr
oranı, sermayesinin yüzde 6’sı idi. 1864’te
yapımına başlanan hat, 10 Ocak 1866’da
Turgutlu’ya ve 1875’te de Alaşehir’e ulaştı.
Bir ara demiryollarını bizzat inşa etmek
isteyen Osmanlı hükümeti, 4 Ağustos
1871
tarihli bir irade ile Haydarpaşa-İzmit
Demiryolu’nun inşasına başladı ve hat, 3
Mayıs 1873’te İzmit’e vardı. Anadolu’yu
geçip Basra Körfezi’ne ulaşacak büyük bir
projenin parçası olarak düşünülen ve kötü
bir şekilde inşa edilen bu demiryolu, 1880’e
kadar devlet tarafından işletildikten sonra
İngilizlere kiralandı.
Devletin inşa ettiği hatlardan biri de
1873’
te inşasına başlanan Mudanya-Bursa
Demiryolu’dur. Ray döşeme işi iki Fransız
müteahhide verildi ve 41 km’lik Mudanya-
Bursa arası 1875’te tamamlandı. Ancak
kötü döşenmiş olan bu hat, 1892’ye kadar
işletmeye açılamadı. Altını bir kez daha çi-
zelim, “kötü döşendiği için kullanılamadı”.
Daha sonra, yeniden büyük bir kaynak ak-
tarılıp tamir edilerek açıldı.
Osmanlı Devleti’ni en fazla uğraştıran
yatırım ise Rumeli Demiryolları oldu.Daha
önce anlaşma imzalanan üç değişik grubun
yükümlülüklerini yerine getirememesi üze-
rine Avrupa’ya gönderilen Nafıa Nazırı
Davud Paşa, 17 Nisan 1869’da, aslen Ma-
car Yahudisi olan BaronMaurice de Hirsch
ile anlaştı. Hükümet, uzunluğu 2 bin km’yi
bulan ve yedi senede inşası planlanan bu
demiryolunun işlemeye başlamasından iti-
baren kilometre başına 14 bin franklık bir
kârı şirkete garanti etti. Hirsch, görevlerini
yapmamasına rağmen başvurduğu çeşit-
li oyunlar ve Davud Paşa gibi bazı devlet
adamlarına verdiği rüşvetler sayesinde bü-
yük kazançlar elde ederek, Osmanlı’dan
dolandırdığı para ile Avrupa’nın en büyük
zenginleri arasına girdi. Ayrıca arapsaçına
dönen ve devleti uzun süre uğraştıran Ru-
meli Demiryolları’nda belirlenen hedeflere
ulaşılamadı. Demiryolları, yabancı serma-
yenin ülkeye girdiği en önemli vasıtalardan
biriydi. Ancak hükümetin kapitalist yön-
temler hakkındaki acemiliği, Batı’ya/dışa-
rıya açılması için yapılan iç ve dış baskılar
sonucu ilk demiryolu imtiyazlarının şartları
gerçekten ağır oldu. (Osmanlı’da Yenileşme
Hareketleri)
Batı hayranlığının başlangıcı olan tarih,
Osmanlı’nın çöküşe geçtiği tarihle aynıdır
ve çöküşe geçiş sebebi üzerine ders kitap-
ları, tali sebepleri anlatarak asıl sebebin
üzerine sütre çekerler. Zira netameli konu-
lardır ve tepede olan pazıları şişkin insan-
ların teline dokunmaktır. Fransa, İngiltere,
İtalya, İsviçre, Almanya ve doğudaki asıl
müdahelecimiz Rusya’nın elemanlarıyla
bizdeki dindaşları, “yenileşme” adı altında
çukur kazmışlar ve üstüne de süslü bir ki-
lim örterek bizlere ölüm tuzağımızı süslü
göstermişlerdir.
Bilindiği üzere Osmanlı’da, gayrimüslim
azınlıktan baş vergisi (cizye) alınırdı, vergi
çok cüz’i bir miktardı. Gayrimüslim azınlık
hem askere alınmaz, hem de serbest ticaret
yapardı. Osmanlı’nın Müslüman vatandaşı
yıllarca cepheye gider, ölür, yaralanır, sava-
şırdı. Onlarsa ticaret yapar, zenginleşirdi.
Eğlence, taverna geleneği, gece eğlenceleri
de hep onların işiydi. Günümüzde sanat
camiasının çoğunluğunun neden bunlar-
dan olduğunu sanırım artık daha net çö-
zümlüyoruzdur. Sonra ıslahatlarla birden
tepe noktalara, yönetime getirilen bu güruh
(
pek azı müstesna), hep dışarıdan beslendi.
Hem güdümleri, hem de akıl hocaları dışa-
rıdan oldu.
Ve koskoca İmparatorluk, için için çü-
rüyen çınar gibi, içindeki kurtçukların ke-
mirmesi sonucu bir sabah yıkılıverdi. Çam
yarması bir delikanlının ani ölümü gibi
cihan titredi, kainatta deprem oldu, yer
gürledi. Bu ses, cihana korku salan dev bir
gücün yıkılış sesi idi. Ve işte o gün bu gün-
dür bunlar, hep yıkmak için kalkışmadalar,
isyandalar, kışkırtmadalar, kara bulutlar gibi
hep üstümüze yağmaktalar. Ne diyor bir
atasözümüz? “Ayıdan post, gâvurdan dost
olmaz.”
İLİM, YENİLİK NEREDE OLURSA ALINMALI. PEK TABİÎ Kİ ULUSLARARASI
TİCARETDE YAPILACAK, TEKNOLOJİSİ İYİ OLANIN TEKNOLOJİSİNDEN FAYDA-
LANILACAK. MESELE ŞU: DÜŞMANIMIZ OLDUĞUNU BİLDİĞİMİZ ÜLKELERE
GEREĞİNDEN FAZLA GÜVENİP İÇİŞLERİMİZE KADAR İÇİMİZE ALMAK, İÇİ-
MİZDEKİ DİNDAŞLARINI BAĞA BEKÇİ YAPMAK VE BÜTÜN BUNLARI KÖRÜ
KÖRÜNE, KENDİ DEĞERLERİMİZİ ARKAYA ATARAK YAPMAK. KIZDIĞIMIZ
NOKTALAR BUNLAR.