68
ekim
2013
Macaristan’ın bağımsızlığını körükleyerek
İmparator’un gücünü bertaraf etmek. Bu
konuda Avusturya birliklerini birçok kez
zor duruma düşürmüş olan tahtın talibi
Macar II. Ferenc Rakoczi’ye güvenmek-
teydi.
Patrona İsyanı’ndan sonra sadrazam olan
Topal Osman Paşa, arka arkaya mağlup
olunan Avusturya’dan intikam alınması
için orduda ıslahat yapılması taraftarı idi.
Kendisine orduda ıslahat yapılması için bir
layiha sunan Kont de Bonnevale’i 1731’de
İstanbul’a çağırarak Humbaracı Ocağı’nın
başına getirdi. İstanbul’da bulunduğu süre-
de birçok diplomatik meseleye de karışan
Humbaracı Ahmed Paşa, humbaracıları maaş
alamadıkları bahanesi ile ayaklandırdı. Bu-
nun üzerine 1738’de Kastamonu’ya sürül-
dü.Birkaç ay sonra affedilerek eski görevine
döndü. Birçok konuda Osmanlı hükümeti-
ne layihalar sundu. Sonra ajan olduğu or-
taya çıktı ki Osmanlı’da olan biteni rapor
ettiği mektupları ele geçirildi. Bu yüzden
kaçmaya çalıştıysa da başaramadı. 23 Mayıs
1743’
te öldü ve Galata Mevlevihanesi hazi-
resine gömüldü.
Humbaracı, kendisi gibi sonradan Müs-
lüman olan üç Fransız subay ile Avrupalı
başka milletlerden paralı askerler de bu pa-
şanın yardımcılarıydı. Humbaracı Ahmed
Paşa’nın ölümünden sonra evlatlığı Süley-
man Ağa, ocağın idaresini üstlendiyse de
Humbaracı Ocağı 1750’de kapatıldı.
Humbaracı, Bern ve Zürih’teki Protes-
tanların Osmanlı Rumeli’sine iskânı için
çok uğraşmıştı. Ajan olduğu anlaşılınca
kaçmayı düşündü ama kaçamadı. Peki,
daha önce Osmanlılara karşı savaşmış biri-
ni paşa yapmak kimlerin fikriydi?
Bilindiği gibi ıslahatlardan önce Yahudi
ve Hıristiyanlar, ne Mülkiye’ye, ne Har-
biye’ye girebiliyordu. Asâkir-i Mansure’nin
ilk kadrolu Hıristiyan ve Avrupalı talimci-
si, İtalyan süvari subayı Giovanni Timoteo
Calasso oldu. Napolyon Bonaparte’ın Rus-
ya seferine de katılmış ve o da Humbaracı
gibi Osmanlılara karşı savaşmış bir düş-
man askeri idi. Calasso, ülkesi Piemonte’de
yaşanan devrimin Avusturya güçlerince
bastırılmasından sonra, yüzbaşı rütbesin-
deyken buradan ayrılmış ve çeşitli Avrupa
ordularında profesyonel asker olarak görev
almıştı.
Calasso, İstanbul’daki Fransız elçisi ta-
rafından Serasker Ağa Hüseyin Paşa ve
halefi Hüsrev Paşa’ya tavsiye edildi. Hüsrev
Paşa’nn önerisiyle padişahla görüştürülen
Calasso’danTopkapı Sarayı’ndaki 280 içoğ-
lanına binicilik dersleri vermesi istendi. II.
Mahmud, ona “Rüstem Ağa” ismini verdi.
Calasso, Gülhane Bahçesi’nde yaptır-
dığı süvari talimleriyle yüzyıllardır devam
eden Osmanlı biniş tarzı yerine Macar
hafif süvarilerinin eğitimini getirdi. Ayrıca
Osmanlı eyer ve üzengileri terk edilerek
Macar eyerlerini andıran Tatar eyerleri
kullanıldı. Osmanlı süvarileri bu değişik-
liklerden rahatsız oldular, alışamadılar. Eski
eyerleri üzerinde sanki bir divanda oturur
gibi yarı bağdaş halde at binerlerken, yeni
eyer ve üzengilerle ayaklarını sarkıtmak
zorunda kalmışlardı. Bu değişikliklere onay
veren ve yeni süvari talimlerine bizzat katı-
lan II. Mahmud dahi bu yüzden birkaç kez
attan düşmüştü. O tarihlerde İstanbul’da
bulunan bazı İngiliz gözlemcilere göre, Os-
manlı Ordusu’nun güçlü tarafı olan süvari
bölümünde yapılan bu yenilikler büyük bir
hataydı.” (Osmanlı Tarihi)
Dışarıdan gelen ve önü alınamaz şekilde
içişlerimize giren yabancı eli, hiçbir sahada
iyilik getirmedi. Eski düşman asla dost ola-
madı.
En iyi görünen bile…
Yine bir yenilik. Hem de en büyük, en
faydalı yenilikten bahsedelim. Sultan Ab-
dülaziz dönemi, Osmanlı donanması için
ahşap gemilerden zırhlı gemilere geçiş
oldu. Aslında yelkenlilerden buhar gücüyle
çalışan gemilere geçiş II. Mahmud döne-
minde başlamış ve İngiltere’den sivil nakli-
ye gemileri satın alınmıştı. 1856 yılında 78
toplu Peyk-i Zafer kalyonuna İngiltere’de
makine takılmasıyla Osmanlı donanması,
buhar gücüyle çalışan ilk savaş gemisine
sahip oldu. Bilindiği gibi zırhlı muharebe
gemisi dünyada ilk kez 1861’de yapıldı.
Güçlü bir donanma kurma konusunda
Sultan Abdülaziz’in gösterdiği şahsî me-
Tarih
haber
ajanda
Osmanlı donanması, askerî ve siyasî açıdan devlete umulan faydayı sağlayamadı. Yani paramızı aldılar ve görünürde büyük bir yenilik yapıldı. Ama yine sonuç hezimetti. Çünkü düşman,
bize kasayı verse de anahtarı kendi elinde tutuyordu.