67
ekim
2013
tılan II.Mahmuddahi bu
yüzdenbirkaçkezattan
düşmüştü. Otarihlerde
İstanbul’dabulunanbazı
İngilizgözlemcileregöre,
Osmanlı Ordusu’nungüçlü
tarafı olansüvari bölü-
mündeyapılanbuyenilik-
ler büyükbir hataydı.”
***
Bilindiği üzereOsmanlı’da,
gayrimüslimazınlıktan
başvergisi (cizye) alınırdı
ki çokcüz’i birmiktardı.
Gayrimüslimazınlıkhem
askerealınmaz, hemde
serbest ticaretyapardı.
Osmanlı’nınMüslüman
vatandaşı yıllarcacephe-
yegider, ölür, yaralanır,
savaşırdı. Onlarsa ticaret
yapar, zenginleşirdi. Eğ-
lence, tavernageleneği,
geceeğlenceleri dehep
onların işiydi. Günümüzde
sanat camiasınınçoğun-
luğununnedenbunlardan
olduğunusanırımartık
dahanet çözümlüyoruz-
dur. Sonra ıslahatlarla
birdentepenoktalara, yö-
netimegetirilenbugüruh
(
pekazımüstesna), hep
dışarıdanbeslendi. Hem
güdümleri, hemdeakıl
hocaları dışarıdanoldu.
***
Vekoskoca İmparatorluk,
için içinçürüyençınar
gibi, içindeki kurtçukların
kemirmesi sonucubir
sabahyıkılıverdi. Çam
yarması bir delikanlının
ani ölümügibi cihantitre-
di, kainattadepremoldu,
yer gürledi. Buses, cihana
korkusalandevbir gücün
yıkılış sesi idi. Ve işteo
günbugündür bunlar,
hepyıkmak içinkalkış-
madalar, isyandalar, kış-
kırtmadalar, karabulutlar
gibi hepüstümüzeyağ-
maktalar. Nediyor bir ata-
sözümüz? “Ayıdanpost,
gâvurdandost olmaz.”
Biz de bu yazımızda bir iki vakayı resim-
leyelim ama satır aralarını boş bırakalım ki o
satır aralarını “bağ kuranlar” doldursunlar.
600
yıllık koca Osmanlı İmparatorluğu ne-
den yıkılmış? Neler olmuş? Bize tarihi anla-
tan kitapları kimler yazmış? Yazılanlar doğru
nas ve kaynaklara dayanıyorlar mı? Yıkılışa
sebep olan gerçeklerin yazılmasına kimler
engel olmuş?
Asırlardır bütün âlem-i İslam’a ve ülke-
mize 1800’lü yılların başında sinsi bir jargon
atıldı: “Yeniklikler ve Tanzimat, yozlaşmış ve
yobazlaşmış setleri kırmak içindi, modernlik
ve çağdaşlık içindi.” Bunun böyle olmadığını
bilen âlimler dahi “gericilik” yaftası yememek
için “Kral çıplak!” diyemediler. Ve Islahat ve
Tanzimat Fermanları (yenileşmeler), bizi biz-
den aheste aheste kopardı.
Batı’dan/dışarıdan gelen hiçbir ilim ada-
mı ve hiçbir değer bizimle uyuşmadı. Zaten
gelenlerin çoğu ya ajan çıktı, ya hain... Evet,
Sokullu’yu hatırlatacaklar, ama o ve onun
gibi niceleri dokuz yaşında alınıp Müslü-
manlaştırılmıştı. Ama Islahat Dönemi’ndeki
fecaat farklıydı. Zira o dönemde Harbiye’ye,
Mülkiye’ye alınan elemanlar, küçük yaşta
eğitilmiş asker değil, direkt Fransa, İngiltere,
İtalya ve Avusturya gibi ülkelerden getirtilen
elemanlardı. Evet, bazılarına İslamî kimlik
verilip isimleri değiştiriliyordu ama bu, dikkat
çekmemek için yapılıyordu.
Bu cümleler pek çok kimse için “bağnaz
cümleler” olarak algılanabilir. Ama müsaade
edin, tarihî bir iki vakayı paylaşalım ki onlar-
casının üstü örtüldüğünü hatırlatalım ve yine
bağ kurma becerisi olanlar bağ kursunlar.
Dışarıdan dayatmalarla yapılan ıslahatlar
akabinde, Mülkiye ve Harbiye’de başköşele-
re getirilen gayrimüslimler ne kadar yenilik
getirdi? Bunun akabinde ayaklanmaların ve
kalkışmaların artması, padişah katline vara-
cak kadar kaos ortamlarının oluşması tesadüf
müydü? Değişimler/yenilikler Osmanlı’yı ile-
ri seviyeye taşımak için yapıldıysa, neden Os-
manlı bu dönemin akabinde güç kazanacağı
yere kaybetti?
Batı yanlısı yenilikçi padişahlar döneminde
kılık kıyafetlerde ve bütün birimlerde yeni-
likler yapılıyordu. Ama bu yenilikler en ka-
rışık dönemleri doğuruyordu. Bize dayatılan
İngiltere’nin “Islahat Projesi” yenilir yutulur
gibi değildi. Meclis-i Vala ile Meclis-i Tan-
zimat birleştirilip, Müslim ve gayrimüslim
üyelerden oluşan bir meclis kurulacaktı. Her
vilayette valilerin maiyetine birer gayrimüs-
lim müsteşar atanacak, her birimin başına da
-
yardımcı olarak- yine gayrimüslim eleman-
lar yerleştirilecekti. Rusya da bu konuda sü-
rekli Osmanlı’ya baskı yapıyor, Ortodoksları
kolluyor, köşe başlarına gelmeleri için uğra-
şıyordu.
Anayasa gibi çeşitli nizamnameler hazır-
landı.Osmanlı, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın
isteklerini yerine getirince, bu ülkelerin kendi
içişlerinden ellerini çekeceklerini zannederek
ıslahatları kabul etti. Ama heyhat! Artık daha
çok içimizdelerdi.Kılcal damarlarımıza kadar
girmişlerdi. Ve “çağdaşlaşma” diyerek çöküş
dönemi başlatıldı. Ayaklanmalar, nümayişler,
kıtaller aldı başını gitti.
Humbaracı AhmedPaşa
Batı’ya/dışarıya açılma dönemi ve Batı eli
ile içimizdeki azınlıkların her bir birime sis-
temli şekilde yerleştirme çabaları… Öyle ki,
kültür hayatımızdan ve maarif sistemimiz-
den askerî taktiğimize kadar onlar karışır ol-
muştu. Hem eğitim, hem de kültür alanında
onlara bırakılan salahiyetleri, getirilen ecnebi
elemanların nasıl suiistimal ettiklerini uzunca
anlatmak gerekir ama biz, şimdilik askeriye-
mizdeki bir iki ismi hatırlayalım.
Örneğin, Humbaracı Ahmet... Galata
Mevlevihanesi’nde yatan tarihî bir mübarek
şahıs. Sitayişle anılan bu zatı hatırlayalım.
Evet, bu zatın tarih sahnesinde görülmesi
ıslahatlardan evveldir. O bilindik ayak ses-
lerinin yeni duyulduğu dönemde, Osmanlı
Ordusu’nda paşa olmuştur. (Islahatlar önce-
sinde paşa olan bir zat misyonerlik yaparsa,
ıslahatlar sonrasında gelen şahısların yaptık-
larını varın siz hesaplayın.) I.Mahmud döne-
minde üst düzey bir komutan ki “Humbaracı
Ahmed” ismi ile Osmanlı hizmetine girmiş.
Humbaracı, Fransız soylularından olup
asıl ismi Claude - Aleksandre Comte de
Bonnevale’di. Kont de Bonnevale, küçük
yaşlarda orduya girip kısa zamanda kendini
göstermişti. Fakat 1704’te Fransa Kralı XIV.
Louis ile arası açılınca ordudan ihraç edildi.
Bunun üzerine Avusturya’ya giderek kendisi
gibi Fransız olan Prens Eugene’in hizmetine
girdi. 1716’da Osmanlılar’ın mağlup olduğu
Petervaradin Muharebesi’ne katıldı.Yani Os-
manlılara karşı savaşmış bir düşman askeri idi.
Daha sonraları Müslümanlığı kabul ederek
İstanbul’a gidebilmek için sadrazamdan izin
isteyen Bonneval Kontu’nun, aslında Müs-
lümanlığı kabul etmek gibi bir niyeti yoktur.
Tek istediği, sadrazamın desteği ile Balkan
topraklarında ve Eflak-Boğdan’da Avusturya
İmparatoru’na karşı müdahalede bulunabi-
lecek bir silahlı kuvvet oluşturmaktır. Bir de