63
ekim
2013
Zehra Ulucak
>> Bu hayalin gerçekleşebilmesi için
Hizbullah’a yönelik saldırı stratejileri-
nin devreye konulması gerekiyordu. ABD
ve İngiltere de bölgedeki ajanları aracılığıyla
gereken desteği verince Suriye’deki olaylar
iyice alevlenmiş, İsrail de bölgedeki hege-
monyasını yeniden sağlam kazığa bağlamış
oldu.
Öte yandan senelerdir ne yaptıysa İran
ile Türkiye arasında bir Şii-Sünni çatışma-
sı çıkarmayı başaramayan ABD, oklarını
Suriye’ye çevirip Şiilere yönelik saldırıları
provoke ederek Sünnileri hedef göstermek-
tedir.
Ortadoğu’nun şer oyunları
Suriye’de sulh isteyen Esed karşıtı pek çok
devletin derdi, o bölgede kendi menfaatleri-
ni tahakkuk ettirmek...Öyle ya,“demokrasi”
kavramının ne olduğu hakkında kendileri-
nin dahi oturmuş bir fikri olduğunu san-
mıyorum. İki senedir 100 binden fazla ma-
sum insanın katledildiği Suriye’de, Esad’ın
İngiltere’den aldığı Sarin gazını kullanması
ve bir anda 2 binden fazla kişinin hayatını
kaybetmesi üzerine bütün dünya alarma
geçti ve çok geç kalınmış olsa da Suriye’de
Esed’in cezasını kesme kararını aldı ve 11
G-20 ülkesi, Şam’daki kimyasal katliamdan
Esed Hükümeti’ni sorumlu gördüğünü bir
bildiriyle ilan etti.
Yalnız enteresan olan, olası bir eylemin
gerçekleşeceği ile ilgili o kadar çok malumat
verildi ki, sanki Esed’e “Müsaitseniz, gerekli
önlemleri aldınızsa, sizi vurmaya geleceğiz”
der gibi bir ortam oluştu.
ZiraEsed rejimi,kimyasal silahların izinin
sürülmesini zorlaştırmak amacıyla kimyasal
silah programını teslim ettiği “450 Birliği”
vasıtasıyla zehirli gaz ve cephane stoklarını
ülkedeki 50 farklı noktaya taşıyor. ABD,
Esed’in kimyasal silah depolarını dağıtmak
üzere görevlendirdiği araçları takip etmek
için uydular kullanıyor olsa da görüntüler
araçlara ne konulduğunu her zaman göster-
miyor.
1
Arap Birliği’ne üye ülkelerin acil durum
toplantısında Mısır, Irak, Lübnan, Tunus
ve Cezayir, Suriye’ye düzenlenecek olası bir
askerî operasyona destek niteliğindeki karar
taslağına karşı çıktılar. Suriyeli siyaset bilimci
Talib İbrahim, konuyla ilgili olarak Arap ül-
keleri arasında, şu anda ciddî bir görüş ayrılığı
ve bölünme yaşandığını, Lübnan, Cezayir,
Irak ve diğer birkaç ülkenin daha Suriye’ye
destek olmasının son derece memnuniyet verici
olduğunu, ancak bu ülkelerin de Suriye’ye dü-
zenlenecek olası bir askerî operasyonun kendi
ülkelerinin güvenliği açısından ciddî bir tehdit
unsuru olacağının farkında olduğunu söylüyor.
Öte yandan şu an Suriye, birbirinden
farklı birçok terör örgütü mensubuna da
ev sahipliği yapmakta. Sadece Esed karşıtı
bir grup değil, –Hizbullah, İranlı hizipçiler,
Şii destekçisi- ne kadar ABD karşıtı grup
varsa Suriye’de yerlerini almış durumdalar.
Ve kimi kaynaklara göre ABD’nin askerî
bir operasyonu, mevcut olan bu durumu
daha da germekten ve ülkeye gelen terörist
sayısını arttırmaktan başka bir işe yarama-
yacak.
Suriye’deki isyancılara büyük çaplı katı-
lımlar yaşandığını ve isyancılarla aynı saf-
larda savaşan vatandaşların Tunus’a geri
döndükten sonra ulusal güvenlik açısından
bir tehdit unsuru olabileceğini söyleyen
Marzuki’nin, Müslüman Kardeşler’in ik-
tidar üzerindeki yoğun etkisine rağmen
Suriye’ye yönelik bir operasyona destek
vermeyeceklerini açıklamasının da teme-
linde yatan neden bu olsa gerek.
2
(
Kaynak:
turkish.ruvr.ru)
Bunun yanı sıraTunus İçişleri Bakanı’nın,
Selefilere katılan vatandaşlarına Katar ve
Suud’un kişi başı 3 bin dolar para ödediği
haberlerinin de gündemde yer aldığını ha-
tırlatmakta yarar var.
Kimneyinpeşinde?
Peki, Suriye’ye müdahale konusuna yö-
nelik olarak, içine düşülen kaosta muhatap
ülkeler hangi konumda yer alıyorlar?
B
UNDAN
iki sene öncesine gidersek, Arap Baharı’nın yaşanmaya
başladığı Ortadoğu’da, Suriye’de çıkacak bir iç karışıklığın uzun
süredir Suriye yüzünden Lübnan’da istediği düzeni kuramayan
İsrail’in önünü açacağı kesindi. Suriye’deki iç karışıklık arttıkça
Lübnan’daki dengeler de değişmiş, İsrail’in “Büyük İsrail” pro-
jesinin ikinci ayağı olan “Lübnan’ın siyonistler tarafından işgal
edilebilmesi için” Suriye ve Hizbullah’ın bölgeden çıkarılması konusundaki
hevesi artmıştı.
İsrail
Tevrat’ta dile getirilen Büyük İsrail’in
vaat edilmiş kutsal topraklarda kurulması
sırasında, Yahudiler ile bölge ülkeleri ara-
sında bir savaş çıkacak ve zamanla üçüncü
dünya savaşına dönüşerek insanlığın mah-
vına yol açacaktır. Bu doğrultuda Türkiye
üzerinden Ortadoğu’ya doğru hem Yahu-
di, hem de Evangelist Hıristıyan bir nüfus
akımının son zamanlarda hızlandığı gö-
rülmekte, Evangelizm tarikatının inançları
doğrultusunda yapılan yorumlar Siyonistler
tarafından da destekleninceHz.İsa’nın gök-
ten inebilmesi için Büyük İsrail’in kurulma-
sı doğrultusunda Armageddon savaşının
çıkması ya da çıkartılması gerekmektedir.
Savaş sırasında İsrail, nükleer silahlar kulla-
narak bir atom bombası kullanılma olayını
gündeme getirerek bütün merkezî coğrafya
devletlerini ve halklarını yok edecek, büyük
bir saldırıya geçecektir.”
3
Aslında burada amaç, içinde sadece efen-
di ve kölelerin olduğu tek bir dünya devleti
kurabilmek. Oysa İsrail Devleti’nin bölge-
deki gücü, en çok da Müslüman devletler
arasında bir entegrasyon sağlanamamasın-
dan kaynaklanıyor. Elini “kana bulamayan”
İsrail, Müslümanı Müslümana kırdırarak
şimdilik atom bombasına gerek duymadan
Armageddon sürecini işletiyor. Olası büyük
bir Suriye savaşı ile istenen şeyse Suriye’yi
ortadan kaldırıp Eisenhower Doktrini doğ-
rultusunda yeni bir Ortadoğu düzenini -de-
mografik yahut jeopolitik olarak ne idüğü
belirsiz- İsrail Devleti’nin güvenliği etrafın-
da kurmak...
Diğer taraftan Filistin, Lübnan ve
Suriye’deki tüm grupları kendi güvenliğine
yönelik büyük bir tehdit olarak gören İsra-
il, Suriye ve İran’a yönelik olası bir saldırıda
İran’ın Ortadoğu’daki tüm Şii unsurlarını
harekete geçirebilecek güçte olduğunun da
farkında.
Her ne kadar hâlâ İsrail güdümünde
olsa da kısa zaman öncesine kadar İsrail’in
güvenliğini Yahudi lobisi üzerinden şe-
killendirmeye çalışan ABD’nin de Suriye
müdahalesi konusundaki tutumu ile Irak
ve Libya geçmişini kıyaslarsak, son zaman-
larda İsrail’in aklına uyup saldırgan bir dış
politika izlemekten vazgeçmişe benzediğini
görebiliriz.
4
ABD
Gelelim en önemli aktör, süper güç Ame-
rika Birleşik Devletleri’ne...Tereddütleri ön