59
ekim
2013
Doç. Dr. Mehmet Seyfettin Erol
ATEJİKVİZYON”
AYADUYULAN İHTİYAÇ
yarlılığa dayalı, çevreci hareketler üzerinden
dolaylı bir şekilde ele alınması.
Nitekim “Gezi olayları” kapsamında gün-
deme getirilen talepler ve ilerleyen süreçte,
bunun, eylemin asıl çıkış noktasını fazlasıyla
aşan durumu da asıl hedefin çok daha farklı
olduğunu ortaya koymuş durumda.
Kuşkusuz tümbu süreci sadece iç dinamik-
ler ya da meseleler üzerinden izaha kalkışmak
büyük bir hata olur. Dolayısıyla mevzu, bir iç
mesele olmanın çok daha ötesinde, yarım
kalmış bir hesaplaşma ve “Şark Sorunu” ile
birebir paralellik arz eden, küresel çaplı bir
proje/oyun olarak karşımıza çıkmaktadır.
Meselenindışpolitikaboyutu
Nitekimsizlerindedikkatiniçekmiştir:Ma-
yıs 2013 sonrası, Türkiye’nin Ortadoğu’daki
manevra alanı her geçen gün daraltılıyor.
Haritayı şöyle bir gözünüzün önüne getirin.
Neredeyse bölgede birlikte hareket edebilece-
ğimiz hiçbir devlet kalmadı. Önce güneydeki
komşu devletlerle başlayan bu husus, özellikle
Mayıs 2013 sonrası Kuzey Afrika ve Körfez
ülkeleri bağlamında da kendisini hissettirme-
ye başlamış durumda. Kuzey Afrika’da birkaç
devlet ile Körfez’de Katar dışında (o da çok
net olmamakla birlikte) politika geliştirebile-
ceğimiz pek devlet yok gibi.
Oysa düne kadar Türkiye, stratejik derin-
liklerinde yeni bir Ortadoğu’nun inşası nok-
tasında kilit, “model” bir ülkeydi ve izlediği
mekik diplomasisi ile bölgede “Yeni Osman-
lıcılık” olarak da adlandırılan bir sürecin alt-
yapısını bu ülkelerle birlikte oluşturmaktaydı.
En azından dışarıda oluşan algı bu şekildeydi
ve nitekim eleştiriler de bu eksendeydi. Fakat
şimdilerde Türkiye, adeta sistematik bir şekil-
de yalnızlaştırılıyor. Bu yalnızlaştırma sadece
devletlerle sınırlı değil, çok boyutlu ve içten
içe işleyen bir zoraki izolasyon ve abluka du-
rumu söz konusu.
Tehlikeli yalnızlık
Nitekim bu sürece son dönemde örgütler
de dâhil edilmeye başlandı. Türkiye’nin böl-
gedeki halka yönelik “kılcal damarlar operas-
yonu” açısından da birer vazgeçilmezi konu-
munda olan bu yapılar, son dönemde hedef
haline getirilmiş durumdalar. Bu kapsamda
Mısır’da Mursi’ye karşı gerçekleştirilen darbe,
Türkiye açısından sadece bir müttefik ülkenin
ya da eksenin (Türkiye-Mısır-Körfez ülkeleri)
kaybı değil, aynı zamanda bir örgüt üzerinden
diğerlerinin de kaybı anlamına geliyor.
Daha somut bir ifadeyle, Mursi operasyo-
nuyla birlikte sadece Müslüman Kardeşler
(
İhvan-ı Müslimin) değil, bölgede birlikte
hareket ettiği Selefilerle olan işbirliği de ciddî
anlamda darbe almış vaziyette. Buna hiç kuş-
kusuz Filistinli grupları ve bunlar içerisinden
-
kısmen de olsa- Hamas’ı da dâhil etmek
gerekiyor.
Bunun dışında Türkiye, bölgedeki yeni ya-
pılanma girişimlerinin de dışında tutulmaya
çalışılıyor. Filistin-İsrail arasındaki barış süre-
ci, Erbil-Bağdat hattında yaşanan son iyileş-
tirme ile birlikte, son olarak Suriye’de gerçek-
leştirilmeye çalışılan operasyonda Ankara’nın
ısrarlı tutumuna rağmen ABD’nin mesafeli
tavrı dikkatlerden kaçmıyor. Türkiye, adeta
bir “cezalandırılma” durumu ile karşı karşıya.
Dolayısıyla bu yalnızlaşma durumu ne kadar
değerli”dir, bu ayrıca tartışılır; fakat Türkiye
gibi bir coğrafya ve toplumsal yapıya sahip
olan ülkeler açısından yalnızlık, ciddî anlam-
da güvenlik sorunu ile eşdeğerdir. Nitekim
2007
Ocak ayında ortaya konulan yaklaşımın
çıkış noktasını da bu yeni güvenlik anlayışı
oluşturmakta ve sınırların ötesinde bir gü-
venlik kuşağı ve tampon bir alan oluşturul-
mak istenilmekteydi.
YeniOrtadoğu”üzerinden
yeni” bir Türkiye inşasımı?
Burada dikkati çeken bir diğer husus ise,
daha önce “Ilımlı İslam Projesi” çerçevesinde,
Türkiye modeli” üzerinden şekillendirilmek
istenilen bölgede tam tersi gelişmelerin ya-
şanmaya başlaması. Söz konusu proje rafa
kaldırılmışken, bu projeyi empoze edenler ya
da ön plana çıkartanlar da daha önceki kla-
sik araç ve yöntemlere tekrar dönüş yapmaya