55
ekim
2013
Suriye gönüllü koalisyonuna katılırız’ de-
miş. İç Hizmet Yasasını yukarıdaki şekilde
değiştiren Hükümet’in, gençlerimizi ilk
ağızda Suriye’ye savaşa gönderebileceğini
Meclis’te söylemiştik. Herkes gelişmeleri
izlemeli. Bu bizim savaşımız değil!..”
Bu bizim
savaşımız değilse…
Bu bizim savaşımız değilse kimin sava-
şı? Ne kadar statükocu ve Kemalist varsa
hep bir ağızdan terennüm ettiklerine göre
bu sihirli kelama icabet oldukça yaygın.
Hemen yanı başımızda vuku bulan, beş
yüz bine yakın insanın mülteci olarak ül-
kemizde yaşamaya mecbur kaldığı -diğer
ülkelerdekilerle birlikte bu rakam milyon-
lara tekabül ediyor-, kimyasal silahların
da kullanıldığı ve 106 bine yakın insanın
hayatını kaybettiği bir savaş bize ait sayıl-
mıyorsa, yapılan zulümlere yabancılaşmak
bu milletin değerlerine, varlığına ve taşı-
dığı misyona ihanet değil de nedir?
Zorunlu askerliğin gerekliliğine dair
vesayetçi bakış nasıl da sırıtıyor, fark etti-
niz mi? “Asker millet” kavramına dair lise
son sınıftaki (1982) “Milli Güvenlik” der-
sine gelen bir karacı yüzbaşının bize ez-
berlettiği, ardından astsubay sınıf okuluna
girişteki mülakatta döktürdüğüm satırları
bizlere tekrar deklare ettirmesi de ayrı bir
garabet. Atıfta bulunulan İç Hizmet Tali-
matı da abartısız 1930’lardan kalma. Yani
1930’
ların kafasıyla 2013 inşa edilirken
yasada yapılacak en küçük bir değişiklik,
sanki “vatana ihanet” telakki ediliyor.Türk
vatanını, istiklal ve cumhuriyetini sadece
kendi fizikî sınırları içinde korumanın adı
da askerlik oluyor.
Günümüz stratejik zekâsı, “Mücadeleyi
kendi topraklarına ulaşmadan karşılama-
lısın” diyor ki bu karşılama, sadece askerî
bir güçten de ibaret değil. Orada tırların
dolaşıyorsa, bayrağını oraya taşıyabiliyor-
san, okulların varsa, kendi dilini ve kül-
türünü oraya yayabiliyorsan, ancak buna
mukavemet denebilir. Askerî gücü tem-
sil eden kısmında ise denizlerdeki gücün
okyanuslarda dolaşmaya, havadaki gücün
kıtalararası uçabilmeye, karadaki gücün
nerede bir sorun varsa orada varlığını
göstermeye, stratejik aklın ise kimselerin
bugüne kadar denemediği tecrübede ol-
ması gerekir. Buna göre Bosna’yı, Şam’ı,
Halep’i, Musul’u, Kerkük’ü, Üsküp’ü,
Kahire’yi, Gazze’yi, hatta Bişkek’i savun-
manın İstanbul’u savunmak olduğunu ve
buralarda yaşanan en ufak bir huzursuzlu-
ğun bizim yüreğimizde nasıl mutedil ol-
duğunu böyle bir zihniyete hangi şekilde
anlatacaksın?
Amerika’nın, İngiltere’nin, hatta Av-
rupa’nın sıradan devletleri olan Polon-
ya ve Bulgaristan’ın Irak’ta ne aradığını
sormaya gerek duymadan, alışılagelen bir
stratejik akılla Türk dış politikasına yön
vermeye çalışmak, kimlerin eline kaldığı-
mızın küçük bir resmi olsa gerek.
Her ABD başkanının en az iki üç savaşı
olduğunu, ABD’nin 18. yüzyılın sonların-
dan 2001’e kadar 150’den fazla dış müda-
halesi olduğunu düşünürsek, nasıl bir ba-
siretle karşı karşıya olduğumuz daha kolay
anlaşılır. Beyefendinin vatanseverliğinden
en ufak bir kuşku duyduğumu sanmayın.
Ama bu, Allah korusun, iktidara gelseler
nasıl bir stratejik tehdide maruz kalaca-
ğımızın da resmidir. O yüzden böylesine
ideolojik bir körlüğü açıklamakta zorluk
çekiyorum.
İranlaşmayı bir tehdit olarak görürken
-
bugün İran’ın politikalarına eklemlen-
meyi de bir kenara koyalım- söz konusu
devletten de mi ders almıyorsunuz? İran,
bugün Hizbullah’a akıtılan paralarla -ki
halk bunu fakirliğin en büyük sebebi ola-
rak görmektedir- kendi savunma sistemi-
ni nasıl Lübnan ve Suriye’de kurduysa, biz
de hinterlandımızı buna entegre etmenin
yollarını bulmak zorundayız.
Suriye çöplüktür
Suriye, yıllarca PKK’yı beslemiş, büyüt-
müş ve yataklık yapmış bir ülkedir. Tarih
boyunca içeride ne sorun varsa oraya sü-
pürülmüş,gün geldiğinde de başımıza bela
olmuş bir Osmanlı çöplüğüdür. Osmanlı
parçalandıktan sonra sınırları Batı tara-
fından çizilmiş bir gecekondu devletidir.
Aslında devlet bile sayılmaz… (Ama ne
yapacaksın?! Kendi bekamız için yıllarca
buna katlanmak zorunda kaldık.) Bugün
Suriye-Kamışlı hattında cebinde kimliği
olmayan Kürtler varsa, onlar, Dersim is-
yanından sonra o bölgeye sürülen ülkemiz
vatandaşlarıdır. Oradaki tüm Ermeniler
de 1915’in torunlarıdır.
Bir tarafta Musul’u, Kerkük’ü, Süley-
maniye’yi, Erbil’i, Humus’u, diğer tarafta da
Halep’i, Kamışlı’yı, Resulayn’ı kontrol ede-
mezsen, -içeride hangi mücadeleyi verirsen
ver- ne Kürt sorununa bir şey yapabilirsin,
ne de her sene tekrar eden Ermeni belasına.
demde ya, o konuda neler söylemiş, ora-
dan başlayalım.
AKP önce zorunlu askerliğin tanımını
değiştirdi. ‘Askerlik, Türk vatanını, istiklal
ve cumhuriyetini korumak için harp sa-
natını öğrenmek ve yapmak mükellefiye-
tidir’ yerine kısaca, ‘Askerlik harp sanatını
öğrenmek ve yapmak mükellefiyetidir’
dedi. Şimdi gençlerimiz, vatanı savunma
amacı dışında da Hükümet’in gönderece-
ği her yerde ‘harp sanatını yapmak’ zorun-
da. Davutoğlu, bugün Fikret Bila’ya ‘BM
Güvenlik Konseyi gerekli kararı almazsa,
ELERI