51
ekim
2013
Neocon ve Evangelistlerin,Obama yöne-
timinin bölgedeki tek müttefiki ve stratejik
ortağı olan Recep Tayyip Erdoğan’ı ve do-
layısıyla Türkiye’yi Hakan Fidan üzerinden
zora sokmak için bu makalenin yayınlandığı
ortadadır.Görünmeyen3.Dünya Savaşı’nda
taraf olan diğer ülkelerse aynı kararlılıkla
Neocon ve Evangelistlerin istediği düzeni
sürdürmek için boşluk bırakmadan çalış-
malarına devam etmektedirler.
Almanya seçimlerinde Merkel’in tekrar
seçilmesi bunu net bir şekilde açıklamak-
tadır. Merkel, Neoconların Avrupa uzantısı
olan bir kişilik olarak Almanya’nın Obama
veTürkiye’nin stratejileri dışında hareket et-
mesini sağlayan bir liderdi. Seçimler öncesi
Merkel, Alman devlet tarihinde görülme-
miş ve uluslararası literatüre geçecek gaflar
yapmış ve Obama ile olan savaşta tarafını
belli etmişti.
Yeni dünya düzeni kurma ve hak, adalet
ve toplumların refahı düşüncesi üzerine inşa
edilen ve dünyaya nizam verme operasyo-
nundaki zorlu mücadelenin ilk raundunda
Neocon ve Evangelistler hiç boşluk bırak-
madan Obama’nın elini kolunu bağlayacak
ataklarda bulundular. ABD tarihinde ilk
defa “Hükümetin Kapanması”olarak anılan
ve kamu kuruluşlarının kapatılması ve dev-
let memurlarının ücretsiz izne çıkarılma-
sıyla karşı karşıya bırakılan durumda, ABD
bütçesinin borçlanma tavanının Senato’da
kabul edilmeyişi ile Obama’nın ABD siya-
setinde sıfırlanması ve uluslararası operas-
yonları yapabilme yetisinin elinden alınması
sağlandı.
Borç tavanı konusu büyük bir ekonomik
krizin tehdidinden başka bir şey değildir.
ABD’de kamunun borçlanma limitine ula-
şıldığı ve elinde belli bir miktar nakdi bulu-
nan merkezî yönetimin 17 Ekim tarihinden
sonra ödemelerini yapamayacak duruma
gelmesiyle borcunu ya da tahvil faizlerini
ödeyemeyen bir ABD Hazinesi’ne sahne
olacaktır. Bu durum da mali piyasalarda kriz
yaratıp Obama hükümetinin iflası anlamına
gelmektedir.
Obamayenilmiştir
Obama’nın çok kısa sürede havlu atacak
duruma gelmesi, yanlış politika izlemesin-
den mi, yoksa savaş açtığı grupların gücü-
nün fazlalığından mıydı? Tabiî ki her iki
durum da geçerliydi. Obama ve birlikte
hareket ettiği Recep Tayyip Erdoğan, karşı-
larındakilerin güçlerini basite alarak, maçın
ilk dakikalarında gol atıp da karşı rakibin
moralini bozma hevesine kapıldılar. Oysa
dünya finans, telekomünikasyon, enerji,
emlak, medya ve otomotiv sektörlerini elle-
rinde bulunduran, her ülkede siyasi partiler,
sivil toplum örgütleri ve ekonomik kuruluş-
ları arkalarına alan bir yapının kolay kolay
pes etmeyeceği de açıktı.
Obama’nın Amerika içinde ve uluslarara-
sı arenada iyice köşeye sıkışmasıyla birlikte
Ortadoğu stratejisi de değişmiştir.ABD’nin
resmen Mısır’daki askeri yönetimle işbirli-
ğine gideceklerini açıklaması da bu strate-
jinin değiştiğini göstermektedir. Oysa aynı
Obama yönetimi ve Mısır’ı ziyaret eden se-
natörlerin açıklamalarında,Mısır’daki yöne-
timin onaylanmadığı ve askeri darbe olduğu
vurgulanmış ve bir an önce sivil idareye ge-
çilmesi gerektiği dillendirilmişti. Mursi ile
yapılan pazarlıklarda da bu durum açıkça
görülüyordu. Şimdi aynı Obama yönetimi,
Mısır’daki askeri darbe yönetimiyle işbirliği
yapacağını açıklamaktadır.
Obama’nın geri çekilmesi ve Neocon-
ların zaferlerini belli etmesiyle Beşar Esed
hemen kendini göstermiş, verdiği röpor-
tajda Türkiye’ye ve Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan’a saldırmaktan geri durmamıştır.
Beşar Esed’e gelen cesaretin altında, ha-
misi olan Rusya ve Neoconların Obama
karşısındaki zaferlerinden başka bir güç
yoktur. Yüz binlerce masum insanın kanı
eline bulaşmış biri olmasına rağmen, Suriye
sorununu Türkiye Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan’la olan kişisel bir sorunmuş gibi
gündeme getirmeye ve Türkiye’nin iç siya-
setine mesaj göndermeye çalışmış ve bunu
ihmal etmemiştir.
Beşar Esed,Halk TV’den Ece Zereycan’a
verdiği röportajda Başbakan Recep Tayyip
Erdoğan için “Bir insan nasıl on binlerce
insanı öldüren teröristleri destekleyebilir?
Bu destek gösterir ki o, düzgün biri değil.
Ancak Türk halkının bilmesi gereken nok-
ta, Erdoğan’ın ne kadar bağnaz olduğudur.
İnsan, kapalı ideoloji ve taassuba yönelince
kişilik sorunları yaşayan birine dönüşür. En
düşük seviyedeki ahlaki değerlere bile sahip
değil. Erdoğan’da hem kişisel sorunlar, hem
de İhvan ideolojisinden kaynaklanan sorun-
ların bir karışımı var” diyebilmiştir.
İsrail, Rusya ile olan ilişkilerini geliştire-
rek hem ABD, hem de Rusya tarafından
korunur olmasının rahatlığıyla bölgedeki
gelişmelere daha aktif katılmaya çalışmak-
tadır. İsrail’in bölge ülkeleri üzerindeki et-
kisi, önümüzdeki dönemlerde çok büyük
problemlerin bölgede yaşanacağının da
habercisidir. İran’ın yeni yönetiminin önce
ABD, ardından AB ve şimdi de İngiltere ile
sıcak ilişkiler sağlama çabalarıyla Obama ve
Türkiye’nin İran politikaları da rafa kalkmış
oldu. İran, bölgede çok etkili olmamasına,
hatta sıfır etkili bir konumda olmasına rağ-
men söylemleri ve izlediği aktif politikalarla
kendisine yer edinmeyi başarmış bir ülke
olarak, bundan sonra daha etkin bir konu-
ma yükselecektir.
Bütün bu hızlı gelişmelerin sonucunda
ABD, devlet olarak herhangi bir kayba uğ-
ramadan,Beşar Esed’in Suriye’si, İran, İsra-
il, Rusya ve Neoconları destekleyen AB ül-
kelerinin tamamı da yeni gelişmelerle kayıp
yaşamadan yollarına devam etmektedirler.
Bu gelişmelerden en fazla zarar gören ülke
ise maalesef Türkiye’dir. Hem itibar, hem
de gövdesini ortaya koyduğu Suriye konu-
sundaki kayıplarıyla yeni stratejiler üretmesi
için zamana ihtiyacı olan Türkiye’ye ne mü-
cadele ettiği karşı cephelerin, ne de uluslara-
rası güçlerin bu zamanı verecekleri belli…
Bütün bu gelişmeler olurken, en başından
beri birinci gündem maddesi haline getir-
diği Suriye konusunda yalnız kalan Türkiye,
yine sorunlarla tek başına mücadele edebil-
mek için yöntemler geliştirmek mecburiye-
tinde kalacaktır. PKK’nın silah bırakması,
Suriye’nin kuzeyindeki PYD önderliğinde
bir Kürt devletinin ilanı, Esed’in gitmesi,
Suriye’de üç ayrı devletin kurulması, İsrail
doğalgazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya
taşınması veTürk cumhuriyetlerindeki ener-
ji kaynaklarının Türkiye’nin yönlendireceği
biçimde taşınması projelerinin hızla rafa
kalkmasının verdiği şok ile günlük konulara
hâkimiyet de yitirilmektedir. Suriye sınırın-
dan giren mültecilerin önü alınamamakta
ve hızla Türkiye içlerine dağılmaktadırlar.
Yarattığı ve ileriki dönemlerde yaratacağı
sosyal sorunların görmezden gelinmesi ve
asgari yaşam koşulları sağlanan mültecilere
sadece vicdani bir duyguyla yaklaşılmasının
doğuracağı sorunlar için Hükümet kayıtsız
kalmaktadır.
Dış politikada davulun sende, tokmağın
başkasında olmasının doğru bir yöntem ol-
madığı da böylece bir kez daha ispatlanmış
oldu.
Gündemin birinci maddesi olan Suriye
konusunu gündemden düşürmek için, Hü-
kümet iç siyasete dönmüş ve kamuoyunun
dikkatini Demokratikleşme Paketi’ne çe-
virmiştir. Aslında bu son iç siyasi gelişmeler,
dış siyasette alınan bir yenilginin üstünün
örtülmesinden başka bir şey değildir.