47
ekim
2013
dır” sözü buna, yani insanın kendisiyle olan
yarışına işaret eder. Zaten insanlar, milletler
ve ülkeler,kendileriyle olan bu yarışa girerler
ve kâr hanelerine her gün yeni bir şey ka-
tacak olurlarsa, kendileriyle olan yarışı ka-
zandıkları gibi kendi dışlarındaki yarışlarda
da mesafe almış olurlar. 2020 Olimpiyatları
yarışına giren Türkiye, bu durumun en açık
örneğini verdi.Şimdiye kadar dört kez olim-
piyat yarışına giren Türkiye (2000, 2004,
2008, 2012)
ilk kez son üç ülkenin arasına
girdi ve sonra da finale kaldı. İçimizdeki
kapitalist uşakları, iki dinli ve iki kimlikliler
acaba neden bu başarıyı görmüyorlar?
Evet, Türkiye önce kendisiyle yarışmış ve
finale çıkmış,sonra dafinalde İspanya’yı geçip
ikinci olarak büyük bir başarıya imza atmıştır.
Bu sadece bir yarıştır, hepsi o kadar… Ka-
zansaydık elbette güzel olurdu.Fakat kaybet-
memizde de mutlaka bir hayır vardır. Çünkü
biz, inananlar olarak hadiselere böyle bakarız.
Bu, bizim inancımızın gereği…Türkiye, bu
yarışta sonuna kadar var olmuş ve yarışı ikin-
ci olarak “kazanmıştır”. Vaki olanda mutlaka
hayır vardır. Hem de hemen göremeyeceği-
miz kadar çok, yıllar sonra görebileceğimiz
kadar çok…Bunu bize zaman gösterecek.Ve
sabrı olan, basireti olan, gözüne ve gönlüne
mühür vurulmayan bunu mutlaka görecek,
sağır ve dilsiz olmayan bunu duyacak ve an-
latacak. Sadece biraz sabır…
Birkaç soru
Şimdi gelelim asıl konumuza…Gerçek-
ten de 2020 Olimpiyatları bize neden ve-
rilmedi?
Öncelikle şunu açık yüreklilikle kayde-
delim: Olimpiyatların bize verilmeyişinden
daha doğal bir şey olamaz. Neden mi? Bu
soruya cevap verebilmemiz için öncelikle
bir dizi soruya cevap vermemiz gerekir. Öy-
leyse en basitinden başlayalım: Topyekûn
Batı, Türkiye’nin mi, yoksa Japonya’nın mı
rakibidir? “Nerede ya da hangi zeminde?”
mi? Hem tarihî ve kültürel zeminde, hem
de Ortadoğu’da. El-cevap: Batı, elbette
Türkiye’nin rakibidir. İslam dünyasının
başı Türkiye midir, Japonya mı? El-cevap:
Türkiye’dir. Batı’nın ekonomileri çökerken
ekonomisi giderek gelişen Türkiye midir,
Japonya mı? El-cevap: Türkiye’dir. Ba-
tının gizli emelleri Türkiye’nin üzerinde
midir, Japonya’nın üzerinde mi? El-cevap:
Türkiye’nin. Batı için Türkiye’nin mi güçlü
olması, Japonya’nın mı güçlü olması daha
tehlikelidir? El-cevap: Türkiye’nin…
Peki, Batılı ülkelerle ortaklığı daha fazla
olan Türkiye midir, yoksa Japonya mı? El-
cevap:Japonya.Batı ile yapılacak lobi faaliye-
tinde uluslararası güce sahip olan şirketlerin
çokluğu Türkiye’de midir, yoksa Japonya’da
mı? El-cevap: Japonya’da. Batı’nın çıkar iliş-
kileri Türkiye ile mi daha çoktur, Japonya ile
mi? El-cevap: Japonya ile.
Bunlara benzer daha ne kadar soru sorar-
sak soralım, hepsi de Batı’nın, yani içimiz-
deki iki kimliklilerin, PKK işbirlikçilerinin,
kapitalist uşaklarının, Batı’nın besledikleri-
nin bize Olimpiyat yaptırmayacağını ortaya
koyar. İleri sürdükleri gibi Olimpiyatların
bize verilmeyişi; Tayyip Erdoğan’ın dik-
tatörlüğünden, AK Parti’nin özel hayata
müdahalesinden,TOMA’ları yakanlara po-
lisin biber gazı sıkışından, kaldırım taşlarını
sökerek polise atanlara polisin gül yerine
plastik mermi atışından değil, yukarıda say-
dıklarımızdandır.
Bumilletinsevinç
gözyaşlarıylaalayedilmiştir
Gelelim işin bir başka boyutuna… Türk
sporu gerçek bir olimpiyata, yani Fairplay
çerçevesinde yürütülecek bir olimpiyata ha-
zır mıdır? El-cevap: Hazır değildir…
Kimileri hemen bu cevaba sarılmasınlar.
Hazır olsaydık da saydığımız gerekçelerden
dolayı Olimpiyat bize yine verilmezdi. O
bakımdan biz, kendimizle yarışı ön plana
alalım ve Olimpiyata hazır olup olmadığı-
mızı irdeleyelim.Türk sporu, Fairplay çerçe-
vesinde bir olimpiyata neden hazır değildir?
Son yılların modasına uyarak ve Makya-
vellist bir anlayışla hedefe varmak için her
yolu mubah gören bir idareci zümresi ve
bunların güdümünde yaşayan bir sporcu ca-
miası türedi.Özellikle halter ve atletizm gibi
spor dallarında onlarca sporcumuz dopingli
çıktı ve hem aldıkları madalyaları geri verdi-
ler, hem yıllarca sporun dışına itildiler, hem
de kendilerini ve Türkiye’yi lekelediler. Ve
Türkiye’nin yetkilileri,bu şekildeTürkiye’nin
onurunu ve imajını zedeleyenleri sadece sey-
rederek onlara hemmakam, hemmaaş, hem
yurtdışı görevlerde ballı kaymaklı yolluk ver-
meye devam ettiler. Doping öyle bir hal aldı
ki, asırlardır devam eden er meydanındaki
güreşimize,Kırkpınar’a kadar girdi.Spor,eşit
şartlarda, hakkaniyetle yapılması gereken bir
yarıştır. Bu yarışa dopingli girmek, seninle
yarışan sporcunun hakkını yemek anlamına
gelir.Böyle bir rezilliğeTürkiye Cumhuriyeti
vatandaşı olan hiçbir sporcunun girmemesi
gerekirdi. Ama girdiler…Ve dünyadan önce
bu aziz milleti aldattılar. Bu aziz milletin
dualarını haksızca aldılar. Bu aziz milletin
sevinç gözyaşlarıyla alay ettiler…
Ve futbolda şike… 100 yaşını aşkın ve
milyonlarca taraftarı olan iki kulübümüzün
yöneticileri, sırf egolarını tatmin için şike
olayına girdiler ve kulüplerini kirlettiler. Bu
şikeci idarecilerin kulüplerini Avrupa’dan
men ettirmeleri, aslında işin en hafif tarafı
idi. Yani Avrupa’dan kazanacakları o ka-
dar da önemli değil. Çünkü o kayıplar na-
sıl olsa şöyle ya da böyle telafi edilir. Fakat
şike dolayısıyla bu iki kulübümüzün aldığı
manevî leke ne olacak? Bunun tövbesi yok
ki kulüplerimiz temizlensin. Üstelik ülkeyi
yönetenler, şike olayında rolü olan bir kulüp
başkanının Futbol Federasyonu Başkanı
olmasına çanak tutup ona yardımcı oldular.
Üstelik Federasyon Başkanı olan bu kişi,
UEFA’ya o zaman için başında bulunduğu
kulübün malî durumu ile ilgili sahte evrak
dahi gönderdi. Evet, ülkeyi yönetenler buna
da göz yumuyorlar. Bu bakımdan diyorum
ki, “Fairplay açısından biz Olimpiyata zaten
hazır değildik”, Allah bizi korudu… Eğer
biz Olimpiyatı organize edecek olsaydık,
madalya alma hevesindeki idarecilerimizin
yönetimindeki spor dallarımızda doping
almayan sporcumuz kalmazdı.
İlgili Bakanlığanot
Olimpiyat muazzam bir reklam vasıtası
idi. Bütün dünya, İstanbul’un ve Türkiye’nin
adını ezberleyecekti. Böyle bir tanıtımın
karşılığı hiçbir para ile olmazdı. İşte Batılı,
Türkiye’nin böyle bir tanıtımını istemedi.
Bizi seçmeyişlerinin arkasında yatan asıl
gerçek işte budur. Çünkü dünyanın en ücra
köşesindeki insanlar, Anadolu insanını ve
onun kültürünü gördüğünde bugüne kadar
niyeTürkiye’yi tanımadıklarına üzülecekler-
di. Sağlık olsun…Ve bir kez daha tekrarla-
yalım ki yine de vaki olanda hayır vardır…
Son bir şey daha… Beşiktaş ve Fener-
bahçe’nin kongre üyeleri, yüz yıllık kulüple-
rini lekeleyen yöneticilerini ve teknik adam-
larını mutlaka mahkemeye vermelidirler.Bu
lekeyi onların burnundan fitil fitil getirme-
lidirler. Ayrıca Gençlik ve Spor Bakanlığı,
şike olayına adı karışanlar hakkında, ülke
sporunu lekeledikleri için manevî tazmi-
nat davası açmalıdır. Yine Gençlik ve Spor
Bakanlığı, aynı şeyi sporcularına doping
aldıranlar konusunda da yapmalıdır. Aksi
halde yapanın yanında kâr kaldığı sürece
Türk sporu, içine düştüğü pislikten çıka-
maz. Bunun sonucunda da Avrupa’nın avuç
içi kadar ülkelerinin tozunu yutmaya devam
ederiz. Yazık değil mi?