46
ekim
2013
Analiz
haber
ajanda
9.
Cumhurbaşkanı olarak kıyamet sahnesini
yaşayacak, 9.Cumhurbaşkanı olarak hesaba
çekilecek, 9. Cumhurbaşkanı olarak gidece-
ği yere gidecek, 9. Cumhurbaşkanı olarak
sevdiklerine kavuşacak…
Evet, bütün bunları yapmış ve yapacak
olan Süleyman Demirel’in ikbal günlerinde
de AB bizi içine almadı. Demokratik solun
efsane lideri Ecevit’in gerek CHP Genel
Başkanı olarak, gerek DSP Genel Başkanı
olarak,gerek koalisyon partilerinin başbaka-
nı olarak, gerek hormonlu azınlık hüküme-
tinin başbakanı olarak, gerek Güneş Motel
rezaleti ile TBMM’de çoğunluk oluşturup
başbakan olarak defalarca görev yaptığı hal-
de AB, Türkiye’yi yine içine almadı. Oysa
Ecevit bazı şeyleri içine sindirememesiyle
tanınmış bir siyasetçimizdi. Örneğin Mer-
ve Kavakçı’nın başı bağlı olarak milletvekili
olup da TBMM’ye girmesini içine sindire-
memiş, eline tutuşturulan bir kâğıt parçasını
alelacele ve sesi titreyerek okuyup “milletin
vekilini milletin meclisinden” attırmış ve
muhtemelen Avrupa’nın çok demokratik
ülkelerinden çokça aferinler almıştı.
Evet, işte bütün bunlara rağmen AB,
Türkiye’yisindirememekorkusuylayineiçine
alamamıştı.Muhafazakâr sağınmuhafazakâr
sola yakın liderleri olarak başbakanlık yapan
Mesut Yılmaz ve Tansu Çiller zamanların-
da da AB yine Türkiye’yi içine almamıştı ve
Anadolu insanının kültürel ve tarihî değer-
lerine uzak, Batı’nın her türden değerlerine
çok daha yakın olan, gerektiğinde Batı’nın
girdiği bir keler deliğinden girebilen Cemal
Gürsel, Suat Hayri Ürgüplü, Nihat Erim,
Ferit Melen, NaimTalu, Sadi Irmak ve Bü-
lent Ulusu gibi kısa devreli birçok başbakan
zamanında da AB bizi içine almadı.
Turgut Özal, Yıldırım Akbulut ve Nec-
mettin Erbakan zamanlarında ve şimdi
Tayyip Erdoğan zamanında Batı’nın bizi
içine almaması normal. Ve yine şimdi de
bir Tayyip Erdoğan zamanında- bize
Olimpiyatları vermemeleri de beklenen bir
şey. Anadolu insanının tarihî ve kültürel
değerleri hiçbir örtüşme kümeleri olmayan
bu isimlerini saydığımız kişilerin başbakan-
lığı zamanında bizi içlerine almayan AB ve
elbette topyekûn Batı, acaba Olimpiyatları
bize verir miydi dersiniz?
Örneğin bir sağdan, bir soldan gencecik
insanları, hem de kimisinin yaşlarını büyü-
terek astıran Kenan Evren’in başbakanı Bü-
lent Ulusu başta olsaydı,Tokyo’ya ikinci kez
Olimpiyatı verenler oylarını bizden yana mı
kullanırlardı?
HergeldiğindeTürkiye’yi70sentemuhtaç
eden, sadece bir milyon dolar için Avrupa’da
çalmadık kapı bırakmayan, bunun için bi-
zim orta boy bir ilçemiz kadar nüfusu olma-
yan Lüksemburg’a bile giden, fakat yine de
o parayı bulamayan Bülent Ecevit başbakan
olsaydı, daha ilk turda Tokyo’ya kazanacak
kadar oy verenlerin Olimpiyat tercihleri
Türkiye olurdu olur muydu?
4
Nisan kararlarıyla ülke ekonomisini
dibe vurduran Tansu Çiller ya da bacağın-
da pijamasıyla kendisini karşılayan medya
patronuna misafir olmasıyla ününe ün ka-
tan Mesut Yılmaz başbakan olsaydı, bizi 50
yılı aşkındır kapısında bekleten ve içine al-
mayan AB, Olimpiyat yarışında ekonomik
darboğazdan çıkmak için kıvranan İspanya
yerine Türkiye’yi mi tercih ederdi?
Türkiye’nin Olimpiyat yarışını kazana-
mamasını Tayyip Erdoğan’a bağlayan ve
sevinenler, bu soruların hangisine olumlu
cevap verebilirler, söyleyebilir misiniz?
Acaba izlerine basmakla övündükleri o
siyasilerTürkiye Cumhuriyeti Başbakanı ol-
salardı, yıllık enflasyonun yüzde 50-60’larda
dolaştığı bir Türkiye’de Olimpiyat yapmayı
akıllarına getirebilirler miydi dersiniz?
Buna ufukları yeter miydi? Böyle bir şeyi
hayalleri alır mıydı? Böyle bir yarışa girmeyi
göze alabilirler miydi? Elbette böyle bir şey
mümkün değildi kültürel olarak Batılı olan
o başbakanlarımız zamanında.
Evet, Türkiye yarışa girmeye cesaret et-
miş, yarışa girmiş ve sonuna kadar yarışarak
ikinci olmuştur. Kısacası Türkiye,Olimpiyat
yarışını kaybetmemiştir. Çünkü bu sonuç,
Türkiye’nin sporda geldiği en zirve nokta-
dır. İçimizdeki İrlandalılar, yani “Ne Mutlu”
Türkler, yani Anadolu insanıyla ne tarihî,
ne dinî, ne kültürel, ne etnik, ne de ahlakî
hiçbir ortak değere sahip olmayanlar, yani
gâvur gibi yaşayıp gâvur gibi ölenler, yani iki
kimlikliler, yani gündüz külahlı, gece silahlı
olanlar, yani kapitalistlere uşaklık edip sos-
yalist geçinenler, yani gecekondu edebiyatı
yapıp yalılarda yaşayanlar, yani Firavun Sisi
gibi yaşayıp Firavun Hüsnü Mübarek gibi
beytülmalden yüz milyarlarca doları çalıp
çırpanlar, yani musallada bile münafıklıktan
vazgeçmeyip ölü törenlerini Müslümanlara
yaptıranlar, yani hiç inanmadıkları ahirete
giderken “Ne olur, ne olmaz?!” gerekçesi
ve şeytanî bir uyanıklıkla hiç sevmedikleri
Müslümanlardan akreditasyon alanlar “Tay-
yip Erdoğan kaybetti”diye sevinseler ve kına
yaktıkları yerlerini göstere göstere ortalıkta
dolaşsalar da Tayyip Erdoğan kaybetmemiş,
Türkiye ise kazanmıştır. Neden mi?
Olimpiyatları kaybeden
ülkenasıl kazanır?
Gerek insanların, gerek milletlerin ve
gerekse ülkelerin asıl yarışı, bir diğeriyle de-
ğil, aslında kendiyledir. Nitekim O Güzel
Nebi’nin (s.a.v.) “İki günü bir olan ziyanda-