39
ekim
2013
yor feryat halinde dudaklardan: Nihaaalllll,
Esiiinnn, Ahmeeett… Anneeeee, baabaaaa,
kardeşiiiiiiimm, yavrummmmm, canımmm!
Her feryat, her çığlık ardında bir sevda sak-
lıyor. Anne olmanın, sevgili olmanın, kardeş
olmanın, dost olmanın sevgisi, bombalarla
parçalanıyor. Gözlerde korku hüküm sürer-
ken, etraftaki yangın kalplere sıçrıyor.
Neye uğradığımı şaşırmış halde, korkuyla
bir o yana bir bu yana koşuşturuyorum.Gök-
ten kar değil, sanki “balyoz” iniyor! Başıma
şedit bir “darbe” yemiş gibi en sersem halim-
le kalabalığın içinde savruluyorum. Yıllardır
birçok siyasî ve toplumsal harekete sahne ol-
muş bu meydan hiç bu kadar kanlı, hiç bu
kadar idrakten mahrum bir olaya sahne ol-
mamıştı diye düşünüyorum. “Kim kime ne
yapıyor?” sorusu beynimi zonklatıyor. Mey-
danın her tarafında “olabildiğince çok, ya-
ralı insanlar”... Yüzü kan revan içinde kal-
mış gençler, acı ve korkuyla ellerinden gelen
tek şeyi yapıyorlar: Şaşkın ve ürkek çığlıklar-
la ağlamak…Az önce el ele yürüyen yaşlı çift
korkuyla birbirlerinin yüzlerindeki kanı sili-
yor.
Cevabımeçhul sorular
Beyazıt Camii’nin meydana açılan ka-
pısından, az önce tatlı bir huzur ile saf tu-
tan cemaat, camiden değil “harpten” çıkmış
gibi panikle meydandaki kalabalığa karışı-
yor. “İçeride ağır yaralılar var” çığlıklarıyla…
Ambulanslar kulakları yırtan canhıraş siren-
leriyle olay yerine gelmeye çalışıyor.Mağdur-
lar,meraklılar,provokatörler ile bir anda tarih
dokulu, maneviyat kokulu, ilim irfan temsili
bu meydan ana baba gününe dönüyor.
Ne vakit geliverdiler diye(!) düşündüre-
cek kadar kısa zamanda kameralar kurulu-
yor. Haber sunucuları, bu vahim tabloyu bir
an önce ekranlara aktarmak için birbirleriy-
le yarışıyor. Burnumun dibine bir mikrofon
uzatılıyor; “Sizce Hizbullah, El Kaide... Kim
üstlenecek bu terörü?!” diye soruyor soğuk-
kanlı sunucu? Ben nereden bileyim?!
Korkuyorum
Başka bir grup yarasız beresiz halleriy-
le sloganlar atarak yaklaşıyor. Dertleri hü-
kümetle... Bağırıyorlar: “Katil Hükümet! Bu
ülke laiktir, laik kalacak!”
Yaralananlara yardım etmek istiyorum.
Kan bulaşmış telefonlar çalıyor biteviye. Ek-
ranlardan evlere yansıyan haberi alanlar ya-
kınlarını arıyor. Can evlerinden kopan fer-
yatlarla isimler kulaklarımda mühürleniyor.
Korkmayın! O iyi...”diyorum. Ama ben de-
liresiye korkuyorum!
Çaresiz, dehşete bürünmüş yüzlerce göz
görüyorum. Korkuyla büyümüş gözbebek-
leri, cevapsız sorularını savuruyor etraflarına
yeşil, mavi, kahverengi ela tonlarında. Başı-
mı ne yana çevirsem, başlarından sızan kana
karışan gözyaşlarıyla ıslanmış yanaklar içimi
ürpertiyor.
Nefes alamıyorum
Tahammülümü aşan bu manzara için-
de, kalan son enerjimle “Neden, neden?!”
diye bağırıyorum. Sonra kendi sesimi duya-
rak uyanıyorum bu kâbustan.Yani hepimizin
kâbusundan…
Eğer uyanınca son bulmasaydı ve bu bir
kâbus değil, gerçek olsaydı kâbusta isimlerini
duyduğum kazazedelerin feryatları, kim bilir,
belki sizin kız kardeşinizin, bir başkasının ar-
kadaşının sesi olacaktı.
Yaralar içinde inleyen o genç adam senin
eşin ve Ahmet Amca’nın oğlu olabilirdi…
Asiye Hanım, o genç kız senin kızın, diğe-
rinin nişanlısı olsaydı… Sakallı yaşlı amca;
Hasan’nın dedesi, Hülya’nın babası,Münev-
ver Teyze’nin 50 yıllık hayat arkadaşı olacak-
tı… Eğer bu kabus gerçek olsaydı, belki de
her birimiz, kalbimizden sökülmüş bir sev-
danın mezar taşına dokunuyor olacaktık...
Çünkü: “2003 tarihli “Balyoz Sıkıyönetim
Komutanı(!)”yönetiminde hazırlanan Çarşaf
ve Sakal kodlu eylem planlarına göre, darbe
ortamı yaratmak amacıyla Fatih ve Beyazıt
camilerinde cuma günü bombalı saldırı dü-
zenlenecekti!”
BalyozDavası kararları
Geçtiğimiz ay sonuçlanan Balyoz Dava-
sı’nda, “darbeye teşebbüs” gerekçesi ile alınan
kararlar, gazete manşetlerine türlü demeçler-
le yansıdı. Varsayımı bile tüyler ürperten bir
kurgunun ardından, Yargıtay kararının çığlık
çığlığa protesto edilmesinin, kabul görme-
yip temyize taşınmasının nasıl bir haklı ge-
rekçesi vardır, hiç bilmiyorum! Bu öykü kur-
gusu, teşebbüsten gerçeğe dönüşmüş olsaydı,
kaç masum mezar, kaç canı yanmış insanı-
mız olacaktı, kim bilir!?
Bu senaryo için fırsat bulunamamış olma-
sı, deşifre edilmişliği bir şükür vesilesidir ki,
en çok şükredilmesi gerekende; bizi, bize kır-
dıracak olan zihniyetin ekmeğine yağ sürül-
memiş olmasıdır!
Dayak yemekten şaşkına dönmüş çocuk
muamelesi gören güzel ülkemizin yakın ta-
rihindeki darbelere bir yenisinin eklenmemiş
olmasının haklı gururunu yaşayabilir...