38
ekim
2013
Nesrin Çaylı
Hayat
haber
ajanda
>> Bu manzarayı izlerken,
gördüklerim, hayatı nitelikli bir
nesre benziyor.Ve bu nesrin altı-
na düşülmüş bir şerh gibi duru-
yor bu meydan.Hayatın her ala-
nından, her kesiminden, farklı
birikimlere haiz insanlar, tatlı
bir telaş ile hayatın içinden akı-
yorlar...
Parantez içine alınmış bir iza-
hı okur gibi bir köşeden izliyo-
rum geleni geçeni, olanı biteni...
En çok bu meydanda insan-
ların elinde kitap ve gazete gö-
rebildiğimi düşünüyorum. Hala
okuyan, hala harflerin izini sü-
rüp bilgiye ulaşmaya çalışan in-
sanlarımızın olduğuna en çok
burada şahit oluyorum.
Bütün bunlar zihnimden sa-
niyelik hızlarla peşi sıra akarken,
öğlen ezanı “Allahu Ekber” di-
yip başlıyor. Üniversitenin yanı
başındaki camiye Cuma nama-
zı için genç, orta yaşlı, ihtiyar,
esnaf, öğrenci, öğretmen, dok-
tor, mühendis... yüzlerce insan
akıyor.
Aralarındayım
Gençlerin yüzündeki ışıltıya,
yaşlıların hayata tutunmaların-
daki gayrete, ibadet için koşuş-
turan kalabalığın muti telaşına
Kar içinde yanan kar”ın aşkı-
na hayran kalarak, zarif, sakin,
uyumlu bu panoramayı mesut
bir güven ile izliyorum.
Etraf camiye girenlerin ardın-
dan biraz daha tenhalaşıyor. Ya-
ğan kara ve soğuğa inat bir grup
genç kız, şen gülüşleriyle nağ-
me nağme “yaşamak” şarkısının
bestesini yapıyor. Kısa aralıklar-
la, Beyazıt meydanına, müezzi-
nin gür nidası aksediyor... Tek-
bir sesiyle alınlar secdeye aynı
anda varıyor. Sükun bir huzur
hissediliyor. Sıcak simit koku-
su yayılıyor biraz ötedeki simit-
çinin tezgahından... Bir salep-
çi, Cuma namazından çıkacak
olanlar için bardaklarını hazırlı-
yor. Beyaz saçlı bir adam ayakta,
dikkat kesilmiş biçimde gazete-
sini okuyor.
Bombalarpatlayınca
İşte izlediğim bu panoramaya
aniden nereden geldiği meçhul,
kulakları sağır eden bir patlama
karışıyor. Yanık ve keskin barut
kokusu, simitlerin kokusundan
eser bırakmıyor. Koyu gri bir toz
bulutu çöküyor beyaza boyan-
mış meydanın üzerine... 1827
yılından buyana tarihe meydan
Gençlerin
yüzünde-
ki ışıltıya, yaşlıların
hayatatutunmaların-
daki gayrete, ibadet
içinkoşuşturanka-
labalığınmuti telaşı-
na “Kar içindeyanan
kar”ınaşkınahayran
kalarak, zarif, sakin
veuyumlubupano-
ramayımesut bir gü-
ven ile izliyorum.
***
Gözgözügörmü-
yor,
feryatlar ayyu-
kayükselirkenne-
fesalmakzorlaşıyor.
Mevsimin, hayatın
veyaşamak telaşı-
nınnormal aktığı bir
anda, her şeyinbir
çırpıdaböylesinealt
üst olmasını aklımbir
türlüalmıyor. Şaşkı-
nadönüyorum...
***
Her feryat,
her çığlık
ardındabir sevdasak-
lıyor. Anneolmanın,
sevgili olmanın, kar-
deşolmanın, dost ol-
manınsevgisi, bom-
balarlaparçalanıyor.
Gözlerdekorkuhü-
kümsürerken, etraf-
taki yangınkalplere
sıçrıyor!
okuyarak, tüm azameti ve asale-
tiyle dimdik duran üniversite bi-
nası titriyor, Camimin minaresi
yerle bir oluyor. Korkunç pat-
lamalar ardı arkası kesilmeden
devam ediyor. Yer yerinden oy-
nuyor. Az önce kar beyazına bü-
rünmüş her bir yere kan bulaşı-
yor, is bulaşıyor... O asırlık çınar
şimdi tutuşmuş yanıyor...
Tarihi kampüsün kapısı üs-
tündeki, Mehmet Şefik Efen-
di’nin muhteşem hattı, harf harf
etrafa saçılıyor. Ki o kitabe, iki
ayet-i kerime ile neredeyse iki
asırlık bir şehadeti dile getiri-
yordu. Kitabenin sağ yanında
altın sarısıyla,“İnnâ fetahnâ leke
fethan mubînâ(n) (şüphesiz biz
sana apaçık bir fetih verdik)” ve
sol tarafında “Ve yensuraka(a)
llâhu nasran ‘azîzâ(n) (ve Allah,
sana azîz bir zaferle yardım et-
sin)” yazan ayetler paramparça
etrafa saçılıyor. Tam ortada yer
alan “Daire-I Umur-u Askeri-
ye” imzasından, “Askeriye” keli-
mesinin,“Kef ”harfi ayaklarımın
dibine düşüyor.
Göz gözü görmüyor, feryatlar
ayyuka yükselirken nefes almak
zorlaşıyor. Mevsimin, hayatın,
telaşın normal aktığı bir anda,
her şeyin bir çırpıda böylesine
alt üst olmasını aklım bir türlü
almıyor. Şaşkına dönüyorum...
Yangınkalplere
sıçrayınca
Az önce asude ve tatlı bir te-
laşla eğitime, ibadete, keyfe, bir-
likteliğe adım atan insanların
çığlıklarıyla doluyor meydan.
Titrek kar tanelerine karışarak
taşlar, kitap sayfaları, giysi par-
çaları uçuşuyor. İsimler dökülü-
İ
STANBUL
,
karlı bir kış vaktini soluyor. Günlerden
Cuma... Beyazıt Meydanı’nda üniversiteli gençler
gruplar halinde, karın narin narin yağışından ke-
yif devşirerek sohbet ediyor. Yaşlı çiftler, sahaf-
lara gelen kitap kurtları, Çınaraltı müdavimleri
ile meydan hayli kalabalık. Hayat bu meydanda,
şuur ile şiir gibi akıyor. Bir yanda İstanbul Üniversitesi kam-
püsü, bir yanda Sahaflar Çarşısı, seyyar satıcıları, asırlık çı-
narıyla bu meydan, tezgahında harf harf, adım adım, bilgi-
yi, ilmi, irfanımotifmotif işleyenlerle dolup taşıyor...