37
ekim
2013
Bu kafa cani Esat’ı destekliyor. Bu kafa katil Sisi’yi destekliyor. Bu kafa Türkiye’nin aleyhinde olan her gelişmeyi destekliyor. Bunun adı siyaset değil, bunun adı düşünce ya da
fikir ayrılığı da değil; bunun adı sadece ve sadece “insan olmak ya da olmamak”… Mesele bu, tercih bu…
gerilimi arttıran bir rol üstleniyor. Paylaşım
yapan insanlar, gelen bilgilerin doğruluğunu
kontrol etmeden, rastgele paylaşım yapabi-
liyor veya gerçekten bunlara inanabiliyor.
Sosyal medya, en hızlı yayılan ve maalesef
provokasyona en açık iletişim alanı.Öncele-
ri mesela futbol takımları üzerinden yapılan
tatlı rekabet ve atışmalar, yerini biraz daha
ciddî siyasal görüşlere bıraktı. Gezi eylem-
leri ile beraber farklı bir durum ortaya çıktı.
Maalesef artık işin tadı kaçtı ve siyasî dü-
şünce, ideoloji ve inanç ayrılıklarının yerini
vicdanî ve ahlakî ayrılıklar almaya başladı.
İnsanların inançları, siyasî görüşleri, ideo-
lojileri, yaşam felsefeleri birbirinden farklı
olabilir, her şeye inanabilir veya hiçbir şeye
inanmayabilir, hemen her konuda farklı
düşünebilir, ama bunların hepsine de saygı
duyulmak zorundadır.
Ancak bazı konular var ki insan olanın,
İnsanım” diyenin o konuya da ille de fark-
lı bir tepki vermesi beklenemez. Vicdanî
sorumluluklar ve ahlakî duruş, ırk, dil, din,
cinsiyet, ideloji ve siyaset farklılıklarına göre
değişmez. Bütün bu değerler evrenseldirler.
Vicdan ve ahlak meselelerinde tercih yapı-
lamaz.
Mesela masumların, günahsızların, ço-
cukların, kadınların ve güçsüzlerin ölümü-
ne, öldürülmesine sevinebilir mi bir insan?
Ya da sevinene insan denir mi? Ağır silah-
larla bedenleri parçalanan insanları görünce
yüreği sızlamaz mı insanın? Kimyasal silah-
lar sonucu babasının kollarında, annesinin
koynunda çırpına çırpına can veren yavru-
ları görünce kahrolmaz mı insan? Kendi-
ni o babanın veya annenin yerine koymaz
mı? Çaresizliğe ortak olup, hiç olmazsa iki
damla gözyaşı dökmez mi? Ellerinde sadece
Kur’an olan insanların makineli tüfeklerle
taranmasına razı olabilir mi bir insan? 17
yaşında gencecik bir kız Sniper tarafından
vurulduğunda, kendi yüreği de kanamaz mı
insanın? Ya da acılı babasının yazdığı mek-
tubu dinlediğinde gözleri dolmaz mı? Oyun
çağında ölümün soğuk yüzü ile tanışan, an-
nelerinin koynunda değil, buz kütlelerinin
koynunda yatırılan çocukları gördüğünde
erimez mi insanın kalbi, başı çatlayacak
kadar ağrımaz mı? Bütün bu olanlar yü-
zünden, ölümün yakaladığı her masum için
kendisinin hesaba çekileceğini bilmez mi
insan? Nasıl bu kadar duyarsız olabiliyor
insan? Nasıl olur da ölüme, zulme, acıya ve
kedere ortak bir tepki verilemiyor, anlamak
mümkün değil...
Evet, maalesef ülkemizde bile bazı ke-
simler, sırf iktidara olan tepkileri yüzünden
ve sadece muhalefet etmek adına bütün bu
olaylara hem seyirci kaldı, hem de neredey-
se alkış tutarak destekledi. Bu nasıl bir dü-
şünce yapısı, bu nasıl bir kafa ki bir insanı
insan olma hasletinden çıkarabiliyor, anla-
mak mümkün değil… Bu kafa cani Esat’ı
destekliyor. Bu kafa katil Sisi’yi destekliyor.
Bu kafa Türkiye’nin aleyhinde olan her ge-
lişmeyi destekliyor. Bunun adı siyaset değil,
bunun adı düşünce ya da fikir ayrılığı da de-
ğil, bunun adı sadece ve sadece “insan olmak
ya da olmamak”…Mesele bu, tercih bu…
Sonuç olarak toplumumuzda,siyasetin de
üzerinde bir ayrışma görülüyor. Ben bu ay-
rışmayı tehlikeli görüyorum.Çünkü bu sefer
farklılıklarımız, ortak değerlerimiz ve ahlakî
sorumluluklarımızın ötesinde kalıyor.