34
ekim
2013
Analiz
haber
ajanda
T
O P L UM S A L
düşüncenin hangi
mecralara akıtıldı-
ğına dair yorumlar
yapabilir, toplum
karakteri üzerine acıması eleştiri-
lerde bulunabiliriz. Peki, yapacağı-
mız yorum ve eleştiriler, içerisinde
bizim de yaşadığımız toplumu de-
ğiştirir mi?
Yakalamak istediği kurguyu ga-
zete makaleleriyle dizayn eden bir
rakiple tasarım yönümüzü kuvvet-
lendirmeden rekabet etmek çok
anlamsız. Siyaset tertibimizi de işte
tam da bu bahsetmek istediğim ta-
sarım çerçevesinden bakarak şekil-
lendirmek zorundayız.
Son yıllarda moda bir tamlama
olan “toplum mühendisliği” sözün-
deki o şık dizaynı fark etmemek
elde değil. Mühendislik, yani hen-
dese ile ilgilenme sanatı… Bende-
ki yeri, aslında çözümlemelerinde
zorlandığım, fakat kıymetini asla
Hoca bunlar bizim işimize nere-
de yarayacak?”sualiyle bozdurmaya
kıyamayarak aldığım bütün ders-
lerden biri olması…
İlkkonu “mantık”
Ülkemizde eğitim sorununun
sürekli ayakta kalışının sebebi ne-
redeydi acaba? Bir şeylerin sırasını
mı karıştırdık? Yoksa sıralarını bi-
lemediklerimizi çorbalara mı doğ-
radık? Oysa o malum soruya kıs-
men de olsa öğretmenlerimiz yer
yer cevap verirlerdi: “Matematiğin
ilk konusu ‘mantık’tır arkadaşlar…
Fakat ileride ihtiyacınız olmayacağı
için geçiyoruz.”
İleride ihtiyacımız olmayacağı
için…” Kaç ileri? Hangi ileri? Ne
kadar ileri? Cevabı belliydi ve her-
kes zaten ona odaklıydı: “Üniversi-
teye giriş sınavında sorulmayacak
ya, işte o kadar ileri…”
Tarihteki bilim ve siyaset in-
sanlarının biyografilerini okurken,
kronolojik şekilde aldıkları tedrisa-
ta dikkatim çekiliyor. Mesela, “Fel-
sefe ilmini şu kimseden şu kadar
sene aldıktan sonra nahiv ilmini şu
kimseden şu kadar sene ve cebir il-
mini de bu kimseden bu kadar sene
almıştır” gibi cümleler yer alıyor o
anlatımlarda. Oysa bizim özgeç-
mişlerimiz öyle mi? Bilmem ne
ilkokulu, bilmem ne lisesi, bilmem
ne fakültesi derken meşgul olduğu
iş ne? Kel alaka…
Bir şeylerin sırasını karıştırınca,
hepsini birden vererek hiçbirinden
istifade ettirmemenin nihayeti-
ne ve ettirememenin de kaygısına
düşüyoruz işte. Hâlbuki hayatın
tabiatı buna müsait değil. Bir şey
talep edilmeli ve talep edilen şeyin
talep edenine arz edilmesi gerekli.
Bir insan, annesinin karnınday-
ken hayatında karşılaşacağı yapı
ve sorunlara karşı formatlanarak
doğmaz. Peki, doğduktan sonra
doğrudan böyle olmaya zorlanırsa,
karşısına çıkacak hendeseye nasıl
şekil verebilir?
Ortaokuldayken bir mimarlık
belgeseli izlemiştim. 1998 yılında
Fransa’da düzenlenen FIFA Dün-
ya Kupası turnuvasının final maçı-
nın oynanacağı Stad de France’nin
inşasını anlatıyordu yapım. Stadın
mimarı, stat tribünlerinin nasıl ko-
nuşlandırıldığını anlatırken, “Tüm
verileri en doğru ayara getirerek
trigonometrik tanjant değerini 45
derecelik açıya sabitlemeyi başar-
dık” diyordu. Tanjant değerinin 45
dereceye sabitlenmesi, tribünlerin
en altında oturanla en üstünde otu-
ranın eşit görüntü alımını sağlaya-
cak teknik formülün izahıydı. Öyle
ya, trigonometrik değer tablosunda
tanjant 45 derece 1’e (bir) eşitti…
Siyasetin tanjantı
1:
Bir… Tek, hak, gerçek, doğ-
ru, hakikat ve sair… “Bir”de her
şey mevcut, her şey doğru, her şey
eşit”… Yani herkesin her şeyi
doğru ve sadece gerçeği bilmesini
istiyorsanız, herkesin her şeyden
eşit faydalanmasını istiyorsanız,
yaptığınız işin hendese ayarını, size
BELKİ DE BA-
SİT BİR HENDE-
SE HATASININ
NET GÖRÜN-
TÜYÜ NASIL
BOZDUĞUNU
AKTARMA-
LIYIZ.
DEDİK
YA TANJANT
45
DEĞERİ 1’İ
VERİR DİYE VE
GEOMETRİK
AÇILARIN EN
BÜYÜĞÜ DE
360
DERE-
CEDİR HANİ;
İŞTE CHP, “BEN
BU GERİCİ AK
PARTİ’NİN HER
ZAMAN İLE-
RİSİNDEYİM.
O VARSIN DA
45
ALSIN AÇI-
SINI, BEN EN
BÜYÜĞÜNÜ,
YANİ 360 DE-
RECELİK AYA-
RA KENDİMİ
KURACAĞIM”
DEYİNCE, OR-
TADAN CHP’YE
DAİR TERS VE
ANLAMSIZ BİR
GÖRÜNTÜDEN
BAŞKA BİR ŞEY
KONULAMADI.
DOĞRU YA,
TANJANT 45
DERECE 1’E,
TANJANT 360
DERECE İSE 0’A
(
SIFIR) EŞİTTİR.
DOLAYISIYLA
CHP’NİN BU Zİ-
YARETLERDEN
DOLAYI HALK-
TAN KENDİSİ-
NE GELECEK
KAZANIM SI-
FIRDIR, HİÇTİR,
YOKTUR…
MUHALEFETİN
HENDESE
YANLIŞLARI