31
ekim
2013
cem evlerinde -semah adı altında- Şama-
nizmden kalan bir ritüeli uygularken dü-
ğünlerinde de kısmen alkolü terk etmeyen,
Türkçe Türkçülüğü ve savaşçılığı destekle-
yerek toplu dualarıyla da bunu perçinleyen
bir topluluk…
OhaldeAleviliknedir?
Hazreti Ali, Peygamber Efendimiz’in
damadı ve 4. halifesi olmuş değerli bir as-
habıdır. Alevilik Hazreti Ali’yi sevmek ise
bütün Müslümanlar zaten Alevi’dir. Sorun
şu ki, Allah kendi ile kulu arasına kimse-
yi koymamışken, Alevi kardeşlerim neden
bilge”dedelerine ihtiyaç duyarlar ve neden
Hz. Ali’nin şefaatçi ve kurtarıcı olacağına
dair dualar ederler?
Mezheplerin bir dönem insanları karga-
şaya sürüklediği gibi, günümüzde de cema-
atler aynı görevi ele almış durumda. Ale-
vilik ve Alevi cemaatleri ise her zaman bu
silsilede kendine yer buldu. Osmanlı sal-
tanatı dahi Şamanizm destekli bu anlayışı
kendi bünyesinde sentezledi ve bunlardan
sadece biri günümüz medyasından güncel
bir dizi örneği ile hafızalarda tazelendi:
Şehzadelerin kılıç kuşanma merasimi.
AleviGülbangıve
şehzadeyemini
Alevi Gülbangı (gülbang: toplu edilen
dua şekli):
Bismişah! Sebberi Sübber, Mürşid-i Reh-
ber, sundular kevser, elhamdülillah… Sof-
ra Ali’nin, himmet Veli’nin elhamdülillah,
elhamdülillah, elşükrullah, nimet-i Celil,
berekat-ü Halil, Habib-i Hüda, Resül-ü
Kibriya, Server-i Enbiya Muhammed Mus-
tafa Şah-ı Velayet Aliyye’l-Murteza aşkına…
Allah ulu, sofra dolu, her kim yedirdi lok-
ma, (kurban) Hüseyin’in defterine kaydola.
Nur-u Nebi, kerem-i Ali gülbengi Pirimiz,
Hünkârımız Hacı Bektaş-ı Veli… Gerçek
erenler demine Hü diyelim…Hü!”
Şehzade Mustafa’nın kılıç kuşanma ye-
mini:
Bismişah! Allah Allah! Hu! Yolum yolu-
nuz, kolum kolunuz, dölüm dölünüz, dinim
dininiz; başım yolunuzda, canım uğrunuzda,
malım törenizde kurban. Dilim tercüman,
erenlerden ferman; tuz, su, ekmek gördüm.
Yoldan ayrılırsam, tuttuğunuz kılıç boynuma
doğrak mürdüm. Gerçekler demine, Pir gay-
retine, Ya Ali!.. Hu!
Ey Muaviye ümmeti, ey düşman-ı
Muhammedî! Siz küfrani, biz şükrani; siz
bîtaraf, biz bîtaraf, (gök girsun, kızıl çıksun)
kendi kılıcımda doğranayım, yer gibi kerti-
leyim, toprak gibi savrulayım… Bismişah!
Allah!”
Türklerin İslam’ı kabul edişi Göktürk
Devleti ve Halife Hazreti Ömer zamanına
rast gelmektedir. Gelişen İslam’ın yayılma
sürecinde Emevilerin düzenlediği seferler
ve Arap milliyetçiliği ile Türk soylarına
saldırmaları, Türkleri Kafkasların ötesi-
ne kadar sürmeleri ve en son Göktürk
Devleti’nin yıkılışı ile zafer elde etmeleri-
nin ardından Arap milliyetçiliğinin izle-
riyle İslam, Türk soylarının bir kısmında
yaşanmaya başlanmıştı. Kur’an merkezli
değil, hadis ve kendilerinin derlediği kay-
naklarla geleneksel bir din anlayışı oluştu-
ran Emeviler için Hazreti Ali’nin sözü çok
yerindedir: “Bunlar da din elbisesi giyiyor-
lar, ama ters çevirerek giyiyorlar.”
Emevilere karşı en çok savaş vermiş ve öz
evlatlarını bu uğurda şehit vermiş bir hali-
fedir Hazreti Ali. Emevilerin düşmanlığını
ve atalarına yapılanı unutmayan,çoğunluğu
Kafkas-Türk soyları olan AnadoluTürkleri,
Şamanizm dini ve farklı etnik etki ve me-
deniyetlerle bezeli Anadolu topraklarında
bir “Türk Müslümanlığı” oluşturdular. Gü-
nümüzdeki Alevi anlayışı da -tarihçi naza-
rı ile değerlendirme imkânım yeterli olma-
sa da- edindiğim bilgilerin özetiyle budur.
Geldiği süreç, Kitap ve sünnet merkezli
değil, gelenek ve soy merkezli olduğundan
itikadî sapmalar meydana getirmiştir. As-
lında o hep eleştirdikleri ve beğenmedik-
leri Emevilerin, Hazreti Ali’nin deyimiyle
elbiseyi ters giymek” benzetmesine benzer
bir örnek ortaya çıkmıştır.
Paket”teki Alevilik
Devletin “paket”reformuna ve Alevilerle
ilgili açılımının yetersizliği konusuna ge-
lince…Elbette ilk adımda ana muhalefetin
yaptığı açıklamalar yetersiz, komik, eksik,
hayli çözümden uzak ve hazımsızlık içeri-
yor. İlk paketin diğer paketlerin önsözü ya
da ana başlığı mahiyetinde olduğu o kadar
aşikar ki, devamını görmeden basın de-
meçlerinde rotasız kulaç atan söylemlerde
bulunmak da bir o kadar yakışıksız.
Anadilde eğitimi aynı zamanda bir Av-
rupa vatandaşı olarak ve yaşanmış örnek-
lerini gördüğümden elbette destekliyorum.
Aleviler hakkında bir karar verilmeden
önce kendi seçtikleri önderleri tarafından
bu mezhep ya da cemaat anlayışının adını
ve rengini net tanımlanması gerekli. Bu da
Kur’an merkezli olan bir tanım olmalıdır.
Kılık-kıyafet reformunun başörtülü ha-
nımları da içermesini destekliyorum.Doğu
illerindeki yer adlarının orijinallerinin “ia-
desini”de. (Aynı İstanbul’da kimi kurum ve
sokakların kendine has isimlerinin değiş-
memesini desteklediğim gibi.)
Paketin devamını sabırsızlıkla bekliyo-
rum. Belki yurtdışı vatandaşlarını kapsayan
reformlar da gelir. Medya ve boyalı basına
insanları koyunlaştırmaya yönelik yayıncı
anlayışlarına da yeni kurallar gelir belki.
Asgarî ücret alan vatandaşla emek işçileri-
nin haklarını daha çok koruyucu ve kolla-
yıcı reformlar da gelir diye ümitvarım.
Not:
Zamanında Tansu Çiller’in hazır-
lattığı reform paketinden çıkan bir parag-
raftır bu: “Yarı başkanlık sistemini destek-
lediklerini bildiren ve ‘Türkiye’de güçlü bir
liderlik yok’ diyen Çiller, ‘Türkiye’nin siyasi
reforma ihtiyacı olduğunu’ da belirtti. ‘Ben
dâhil, siyasi parti liderlerinin yetkileri çok
fazla’ şeklinde konuşan Çiller, ‘Bunun değiş-
mesi lazım. Ekonomik reform paketi kabul
edilir edilmez siyasi reforma geçilmelidir. Bu
fikir, basın ve sivil toplum kuruluşlarınca da
destekleniyor’ dedi.”
Geçmiş yönetimlerde dikkat çeken, her
yeni iktidarın siyasi baharında ekonomi
reform paketlerini kolayca gerçekleştirdiği
ve siyasi reformlara cesurca adım atamadı-
ğıdır. Şimdi ise, yılları iktidarda geçmiş bir
parti ancak siyasi reforma cesaret edebildi.
Muhalefet ve muhalefet taraftarlarının göz
önünde bulundurması gereken önemli bir
parantez de bu olmalı, öyle değil mi?
BİSMİŞAH! ALLAH ALLAH! HU! YOLUM YOLUNUZ, KOLUM KOLUNUZ, DÖLÜM DÖLÜNÜZ,
DİNİM DİNİNİZ; BAŞIM YOLUNUZDA, CANIM UĞRUNUZDA, MALIM TÖRENİZDE KURBAN.
DİLİM TERCÜMAN, ERENLERDEN FERMAN; TUZ, SU, EKMEK GÖRDÜM. YOLDAN AYRI-
LIRSAM, TUTTUĞUNUZ KILIÇ BOYNUMA DOĞRAK MÜRDÜM. GERÇEKLER DEMİNE, PİR
GAYRETİNE, YA ALİ!.. HU!
EY MUAVİYE ÜMMETİ, EY DÜŞMAN-I MUHAMMEDÎ! SİZ KÜFRANİ, BİZ ŞÜKRANİ; SİZ
BÎTARAF, BİZ BÎTARAF, (GÖK GİRSUN, KIZIL ÇIKSUN) KENDİ KILICIMDA DOĞRANAYIM,
YER GİBİ KERTİLEYİM, TOPRAK GİBİ SAVRULAYIM… BİSMİŞAH! ALLAH!”