29
ekim
2013
tamamen açılmamı, kimi de kanunlara uyma-
mı…Öyle ya,aynı üniversitelerde okumamıza
rağmen ben,muhakeme yeteneğinden pek bir
yoksundum ve ne yapacağımı bilemediğim-
den kararlarımı kendim alamazdım!
Başörtülü bir bayan olarak yalnızdım hep.
Benim eşim de başörtülü ama…” desteğini
vermekle yetindi başımı açmam gerektiği ta-
limatını veren dindar (!) beyler sadece… O
kadar ötekiydim yani…
Ne zaman yüksek lisansa, doktoraya dair
bir isteğim olsa hep öteledim. Ötekiydim
çünkü ve yüksekokulda da öteki gibi yaşama-
lıydım. Bunu kaldıracak gücüm de yoktu ar-
tık, ta ki üniversitede başörtüsü serbest olana
dek. Neydi ki değişen, anlayamamıştım. Ben
de aynıydım, kıyafetim de... Ama artık “Gel-
me!” denmiyordu bana. Vazgeçmişlerdi terör
potansiyeli taşıdığımdan, birden, aniden…
Ve çok şükür gün geldi, kamuda da öz-
gürüm artık. Başkalaşmadan gidebiliyorum
işyerime. “A! Bu halinizle tanıyamadık…” de-
meyecek artık sivil hayatta kimse bana. Kuytu
köşelerde suç işler gibi eşarbımı gizlice bağ-
layacak yerler aramayacağım. Katılacağım bir
seminer için ön kayıt yaptırırken, “başörtülü
katılımcı kabul edip etmediklerini”sormak zo-
runda kalmayacağım. Ya da “Burası resmi bir
toplantı, lütfen!” diye uyarılmayacağım. Fakat
biliyorum ki pek çok yerde hâlâ öteki kalaca-
ğım. İngilizce konuşurken “Arapça öğretmeni
misiniz?” diye soracaklar turistik beldelerde.
Bazen okuma yazmamın olup olmadığını
sorgulayacak aydın (!) insanlar. İçlerinde iyi
niyetli olanları “Sizi artık özgür bıraktılar ya,
sakın rüküş giyinmeyin de iyi temsil edin”diye
akıl verecekler. Üst perdeden pek çok konuş-
mayı duyacağım hâlâ…Ama olsun, “yine de
özgürüm ben”…Ve mutluyum…
Bu süreçte -ne olursa olsun- hep yanımda
olan başörtülü veya başörtüsü takmayan, be-
nim gibi düşünen veya düşünmeyen dostla-
rım da oldu elbette. Benim gidemediğim yere
gidebilecekken gitmeyerek benimle gözyaşı
dökenlerle bugünün bayram sevincini beraber
yaşıyor ve bu zulmün -hele ki kadın kimliği
üstünden- hangi kıyafete, hangi ideolojiye ait
olursa olsun yaşanmaması için birlikte dua
ediyoruz.Ötekileştirilenler, ötekileştirmeye en
çok karşı gelenler olmalı değil mi zaten?
Ve çok şükür gün geldi, kamuda da özgürüm artık. Başkalaşmadan gidebiliyorum işyerime. “A! Bu halinizle tanıyamadık…” demeyecek artık sivil hayatta kimse bana. Kuytu kö-
şelerde suç işler gibi eşarbımı gizlice bağlayacak yerler aramayacağım. Katılacağım bir seminer için ön kayıt yaptırırken, “başörtülü katılımcı kabul edip etmediklerini” sormak
zorunda kalmayacağım. Ya da “Burası resmi bir toplantı, lütfen!” diye uyarılmayacağım. Fakat biliyorum ki pek çok yerde hâlâ öteki kalacağım. İngilizce konuşurken “Arapça öğ-
retmeni misiniz?” diye soracaklar turistik beldelerde. Bazen okuma yazmamın olup olmadığını sorgulayacak aydın (!) insanlar. İçlerinde iyi niyetli olanları “Sizi artık özgür bırak-
tılar ya, sakın rüküş giyinmeyin de iyi temsil edin” diye akıl verecekler. Üst perdeden pek çok konuşmayı duyacağım hâlâ… Ama olsun, “yine de özgürüm ben”… Ve mutluyum…
ınburukbirhikâyesi