28
ekim
2013
Perihan Sağlam
Kapak
haber
ajanda
K
AMUDA
başör-
tüsüne özgürlük
haberlerinden
beri kıpır kıpır
içim. Her ne
kadar bu sayfada şu ana kadar
aktüaliteye ait bir şeyler yazma-
mış olsam da başörtülü bir ka-
dın olarak başörtü özgürlüğüne
kayıtsız kalamadım. Yıllardır
içimde o kadar şey birikmiş ki,
yazmak ve paylaşmak isteğimin
önüne geçemedim.
28’
di Şubat…
Uzun yıllar önceydi. Tek di-
leğim, inandığım şekilde giyin-
mekti. İmtihanım da bu kararı
almamla başlamıştı. Bazı özgür-
lükçü (!) arkadaşlarım benimle
konuşmamayı tercih etti. Bazı
öğretmenlerim de bencileyin
akıllı bir öğrencinin onları hayal
kırıklığına uğrattığını söyledi.
İnandığım şekilde giyinmemin,
insanları sükût-u hayale uğrata-
cak ne yönü olabilirdi?! Sadece
kıyafetimdi değişen…Ben, yine
aynı ben değil miydim? Liseli bir
genç kız olarak bu muhasebeyi
yaparken, olgun insanlar sadece
şekle takılıp kalıyorlardı. Üstelik
onlar “aydın”, bense beyni yıkan-
mış bir gericiydim.Bir günde pek
çok kişinin zihnindeki bana dair
algı değişmişti. Üzülsem de, sı-
kılsam da yaptığım tercihten hiç
pişman olmadım. Sadece bana
zor günler yaşatacağını anlama-
ya başlıyordum. Fakat takvimler
1998’
in Şubat’ını gösterdiğinde,
hiç de bir şey anlamamış oldu-
ğumu fark ettim.
Hiçbir dışlanma beni bu kadar
yıpratmamıştı.Eğitim hakkımdı
tartışılan. O güne kadar rahatça
içeri girdiğim, derslerime devam
ettiğim fakültemde kapılar bana
sürgülenmişti. Şapka veya kapü-
şonla içeri girdiğimde de sınıf-
lardan tek tek toplanıp bir suçlu
gibi muamele gördüğümgünlere
gelmiştim. Ne zor bir tercih!? Ya
hayalini kurduğun geleceğinden
vazgeçeceksin ya da örtünden…
Aslında her şeye rağmen,
vazgeçmek istemediğim şey
örtüm”dü ve bundan emindim.
Ama bizleri okutmak için her
zorluğa baş koyan ailemi düşün-
dükçe, onların geri dönmemem
için yaptıkları dertli ısrarlarını
duydukça… İşte o zaman tıka-
nıyordu her şey.Her gün ayrı bir
travma yaşıyorduk arkadaşları-
mızla. Bir gün derste yok yaz-
dılar, bir gün sınava almadılar…
Hatta arkadaşlarımızdan birini
fakülte yönetiminden bir hoca,
odasına çağırıp “başını o an, ora-
da açmazsa nelerle karşılaşacağı
hakkında” gözdağı vermişti.
Her gün gözü yaşlı, acılarıy-
la baş başa bir yığın genç kız…
Öteki ve yalnız…
Alman tankları
Acı veren konulardan biri de
yaşananın cinsiyetçi bir ayrımcı-
lık olmasıydı. Bizlerle aynı dün-
ya görüşünü paylaşan erkekler
için problem yoktu. Bu acıda
sadece birkaç gün yanımızda ol-
duktan sonra Alman tanklarını
anlattılar bize…
Bin bir umutla gittiğim o
okul, artık ıstırap yuvası gibiydi.
Geleceğim değil, hayallerim bile
alınmıştı elimden. Herkes bana
nerede, nasıl davranmam gerek-
tiğini söylüyor, sınırlarımı bildi-
rerek haddimi aşmamam gerek-
tiğini her fırsatta hatırlatıyordu.
Tamamlanması gereken hapis
günleri gibiydi okul hayatım.
İlk defa zengin olmak istedim
o dönem, yurtdışında, özgürce
eğitim alabilmek için. Aşk dere-
cesinde bağlı olduğum vatanım-
dan ayrılmak bile bu kadar acı
veremezdi çünkü bana…
Mezun olduğumda arkadaş-
larımdan bölümü birincilikle
bitirdiğimi duymak bile mutlu
etmemişti beni. Hoş, onu da
bana bildirmemişler ve bir baş-
kasını birinci ilan etmişlerdi ya,
umurumda mıydı? Mezuniye-
time konuk olarak bile gitmek
gelmemişti ki içimden. Kendim
olarak gidemediğim her yerde
aşağılanmış, hor görülmüş his-
sediyordum kendimi.
Yıllarca tekrar girmedim bir
üniversite kapısından, ta ki be-
nim gibi başörtülü olan kuze-
nimin hukuk fakültesine kay-
dını yaptırmam gerekene kadar.
Yıllar geçmişti, ama içim acıya
acıya giriyordum fakülteye hâlâ.
Yanılmamıştım kaygılarımda.
Kapıdaki görevli, bir veli olarak
almadı beni içeri. İnanmadı ya-
nımdakinin kuzenim olduğu-
na. Kimliğimizdeki soy ismin
tutmadığını söyledi. Yanında
başörtülü genç bayan olmayan-
lar sorgusuz sualsiz içeri girer-
ken, “Anarşi çıkarır” tehlikesi
taşıyan genç başörtülüler içeri
alınmıyordu. Herkesin önünde
aynı aşağılanmayı yaşadım yeni-
den… Ağlamadım!.. Boğazımın
tüm düğümlenmelerine rağmen
ağlamadım. Sadece “Burada
beklerim ve soyadı tutmayan bir
başkası içeri girerse ben de ikinci
olurum, buradan da ayrılmam”
dedim ve gözünün içine bakarak
bekledim...
Kendi alamadığım
kararlarladolu
hayatım
İşime gitmek için bindiğim
özel serviste “sıkma baş”olduğum
için dışlandım. Aralarında daha
üsluplu olanlar ise “kıyafetimin
onları rahatsız etmediğini” ifade
etme nezaketi gösterdiler. Kimi
peruk takmamı öneriyordu, kimi
Hiçbir
dışlanma beni
bu kadar yıpratmamıştı.
Eğitimhakkımdı tar-
tışılan. O güne kadar
rahatça içeri girdiğim,
derslerime devametti-
ğim fakültemde kapılar
bana sürgülenmişti. Şap-
ka veya kapüşonla içeri
girdiğimde de sınıflardan
tek tek toplanıp bir suçlu
gibi muamele gördüğüm
günlere gelmiştim. Ne
zor bir tercih! Ya hayalini
kurduğun geleceğinden
vazgeçeceksin ya da
örtünden…
***
Mezun
olduğumda ar-
kadaşlarımdan bölümü
birincilikle bitirdiğimi
duymak bilemutlu et-
memişti beni. Hoş, onu
da bana bildirmemişler
ve bir başkasını birinci
ilan etmişlerdi ya, umu-
rumdamıydı? Mezuni-
yetime konuk olarak bile
gitmek gelmemişti ki
içimden. Kendimolarak
gidemediğimher yerde
aşağılanmış, hor gö-
rülmüş hissediyordum
kendimi.
***
Başörtülü
bir bayan
olarak yalnızdımhep.
Benimeşimde başör-
tülü ama…” desteğini
vermekle yetindi başımı
açmamgerektiği tali-
matını veren dindar (!)
beyler sadece…O kadar
ötekiydimyani…
Kamuda
hür”
olman